top of page

Yeni Bir Düzene Doğru Evrilen Dünya

Geçen haftaki “Yeni Uluslararası Düzen İçin İlk Adım: Çin-Rusya Ortak Açıklaması” başlıklı yazımızın devamı olarak, dünyanın içinde bulunduğu koşulların yarattığı öncelikler ve dünya düzeninin beklenen yeni dönüşümünün işaretlerini değerlendirmeye çalışacağız.

GOOGLE EĞİLİMLER ENDEKSİ ve SIRADANLAŞAN LİBERAL ELİTLER

Web 2.0 ile birlikte oluşan etkileşimli ortam, yeni veri kaynaklarını beraberinde getirmiştir. Bu yeni veri kaynaklarından birisi de, Google arama motorunda yapılan sorgulara erişimi sağlayan Google Eğilimler (Trends) plâtformudur. Google Trends (trends.google.com) verileri, belirli konulardaki “arama ilgisini” yansıtmaktadır. Bu veriler, 0 ile 100 arasında bir değer almakta, kısacası endekslenmektedir.[1]

Anılan plâtformda Davos Dünya Ekonomik Forumu (WEF) için “ilgi (interest)” kırılımında yapılan aramada, 2008 finansal kriz öncesinde 70’lerde dolaşan “ilgi indeksi (interest ovet time)”, finansal krizin ertesinde 40-41 düzeyinde geriledikten sonra 2018’de 100’e yükselmiş olduğunu izlemekteyiz. Keza, aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi, geçen yıl 48 olan endeks, bu yıl 28’e kadar düşmüştür.[2]


WEF’UN 2022 RİSKLER RAPORU

1000 uzmana ve “lidere” gönderilen bir anketin cevaplarından hareketle WEF tarafından hazırlanan “2022 Global Riskler Raporu (Global Risks Report 2022) 11 Ocak’ta yayınlandı.[3] En çok kaygı yaratan riskler listesine baktığımızda, gelecek üç yıl için olumsuz beklentiler içinde olanların oranının yüzde 79,2; bir başka tabloda küresel bağlamda “gelecek için pozitif bakanların” oranının yüzde 12,1, “iyimserlerin” ise sadece yüzde 3,7 olduğunu görmekteyiz.

Raporun “en önemli riskler” listesinin ilk üç sırasında “iklim krizine karşı önlem almada başarısızlık”, “aşırı sıcaklar” ve “biyolojik çeşitlilik kaybı” olduğu anlaşılmaktadır. Aslında bu üç risk de, “global ısınma/çevre kirliliğinin” ayrıntılarıdır. Bu sıkıntı risklerini, “toplumsal dokuda çözülme” ve “geçim sıkıntısı krizleri”, “bulaşıcı hastalıklar”, “insanların çevreye verdiği zararlar”, “doğal kaynaklar sıkıntısı” konuları izlemektedir.

YUKARDAKİ DAR İKİ ANALİZDEN YAPILAN ÇIKARIM

WEF için yapılan “Google Eğilimler çalışması bize, neoliberal dünyanın “elitlerinin” ne düşündüğünü artık pek merak eden olmadığını söylemektedir. Bir başka anlatımla artık, “neoliberal finansallaşma tartışmalarının yerini, salgın, iklim krizi, “büyük güçler arası rekabet”, “devlet kapitalizmi” gibi, serbest piyasa kapitalizminin ötesinde, “yoğun devlet müdahalesi” gerektiren sorunlar almıştır. İlgi eğilimlerine baktığımızda da, çok uluslu şirketlerin ve küresel sivil toplum kuruluşların (STK) yerini ABD, Çin, Rusya gibi büyük güçler; Viktor Orban (Macaristan), Modi (Hindistan), Duda (Polonya) gibi “yeni popülist-faşist liderlerin” aldığını görmekteyiz.

Diğer yandan, WEF tarafından hazırlanan “2022 Global Riskler Raporu”nda yer alan risklerin tümü, kapitalizmin varlık koşulları temellidir. Bu demektir ki, artık söz konusu olan sadece neoliberal modelin değil, doğrudan “kapitalist üretim tarzının tükenmesinden” ileri gelmektedir. Bu anlamda yaşananların “son kriz” olduğu da söylenebilir.

Son kriz bağlamında, geçen yüzyılda kapitalizmin “son krizini”, yaşanan iki dünya savaşı, faşizm, soykırım gibi yollarla, kendini yenileyerek aştığını da hatırlamak gerekir. “Son kriz” bu kez de, faşizm ve büyük güçler arası savaş olasılığının yanı sıra, “iklim krizi”, kapitalizmin dayandığı “iletişim ağlarının kırılganlığı” gibi etkenler nedeniyle “daha bir son kriz” gibi durmaktadır.

Kapitalizm, yapısal krizini “neoliberal küreselleşme” ile yönetmeye ve egemenliğini uzatmaya çalışırken, bir taraftan ülkelerin kendi içindeki gelir dağılımını bozmakta, diğer taraftan da küresel çapta ülkeler arasındaki ekonomik ve siyasal güç ilişkilerini değiştirmektedir. İşte bu ikisinin kesiştiği noktada “korumacılık, güçlü devlet arzusu ve nihayet faşist militarist eğilimler” öncelenmektedir. Bu yönüyle mevcut durum, geçen yüzyılı anımsatmaktadır.

YENİ BÜYÜK OYUN

“Yeni büyük oyunun özneleri”, her zaman olduğu gibi Ortadoğu; bu kez ilâveten Ukrayna ve Tayvan olarak durmaktadır.

Hegemonya’nın Kısa Tanımı

Hegemonya, “rıza” alabilme ile “caydırıcı şiddet” uygulayabilme kapasiteleri üzerinde duran bir yönetim tarzıdır. Bu temel taşlar içinde başat olan “rıza”, ekonomik ve siyasi modeliyle örnek olabilmeye; hegemonun hedef alanı içindeki ülkelerdeki egemen sınıflarına sorunlarını çözmekte yardımcı rol üstlenebilmeye; gerektiğinde ekonomik ve/veya kültürel kaynak sunabilme potansiyeline, kısacası “liderlik” özelliğine dayanır.[4]

Önceki Büyük Oyun

“Büyük oyun” sözcüğü, 19. yüzyılın sonunda, Britanya ve Rusya İmparatorlukları arasındaki rekabet için kullanılıyordu. O zaman büyük oyunun içeriği, Afganistan ve çevresiyle başlayan, Orta ve Güneydoğu Asya bölgesine uzanan araziler ve ticaret yolları (Kutsal Hilal’in biraz daha geniş hâli) üzerine denetimi kurmak konusundaki yarıştı.

Bu yarışta ne Britanya ne de ABD “imparatorluklarının” amaçlarına ulaşamadığını görmekteyiz. Britanya İmparatorluğu’nun Afganistan’da yaşadığı yenilgi, bu konuda gerileme sürecinin başladığını göstermişti.

Britanya, “Ortadoğu ve enerji portföyünü”, 1958 yılındaki Süveyş Krizinde ABD’ye devretmiştir. ABD, II. Dünya Savaşı ertesinde tüm bu özellikleriyle “hegemonyacı devlet” konumuna yükselmişti.

Güncel Büyük Oyun

21. Yüzyılın başında “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” kapsamında yeniden “büyük oyun” gündeme geldi. Ancak bu kez içeriği, “ABD hegemonyasını” güçlendirmek, ABD merkezli dünya ekonomisinin “stratejik enerji kaynakları” üzerinde doğrudan denetim kurarak, olası hegemonya adaylarını bu kaynaklardan uzak tutmak ve büyük bir ekonomik, demografik alanla dünya ekonomisi arasındaki “kapıyı tutmak” gibi bir konuma yerleşmekti.

Zaman içinde ABD, bu özelliklerini kaybetmeye başladı. Buna karşın “kapitalizmin yapısal krizi” içinde, krizi yönetme modelini üreterek (neoliberalizm-küreselleşme), bu konumuna bir süre daha ancak giderek zayıflayan bağlarla tutunmaya çalışarak devam etti. Ancak AB projesi, Asya Krizi, Soğuk Savaş sonrası “tek kutup iddiası” karşısında giderek yükselen siyasi ve kültürel itirazlar, Rusya ve Çin’in değişmeye başlayan jeopolitik konumu, geri kalan bağları da yıprattı. ABD, hegemonya alanında “rıza alma” kapasitesini kaybetti. Bu noktada, “neo-con” olarak betimlenen bir kesim, “rakipsiz askeri kapasiteye” (esas olarak şiddete) dayanan ve coğrafyaları “demokratikleşme” adına “yeniden şekillendirmeye” ilişkin bir “imparatorluk” projesine yöneldiler.

11 Eylül 2001, ardından uydurma gerekçelerle Afganistan’a, Irak’a saldırı, askeri sınai komplekse transfer edilen trilyonlarca Dolar, 2007 finansal krizine giden yolu kısaltan borçlanma ve bütçe açıkları. Ancak bu rakipsiz askeri gücün de Afganistan’da ve Irak’ta beklenen sonucu veremediği görüldü.

Obama-Biden döneminde imparatorluk projesi rafa kalktı, “hegemonyanın onarımı ve güçlendirilmesi” yeniden gündeme alındı. Ancak bu çabalar da süreci geri çeviremeye yetmedi. İflas etmiş hegemonya güçlendirme projesi, Trump döneminde ikinci plana itildi ve “içe kapanmak” seçeneği gündeme geldi. Ancak Çin ve Rusya’nın yükselme süreci ve ikisi arasındaki ilişkiler, içe kapanmanın iyi bir seçenek olmadığını destekleyenlerin elini güçlendirdi. Bu yaşananlar yeniden “ABD yeniden lider olmalı” görüşünü güncel yaptı.

BOP, kısa sürede Irak üzerinde iflâs etti. Savaş harcamaları ve parasal genişleme, 2008 finansal krizinin gelişini; kriz de “yeni bir büyük gücün/güçlerin yükselişini” hızlandırdı. ABD’nin Afganistan’dan apar topar çıkışı, kapitalizmin “yeni bir döneminin eşiğinde” olduğunun habercisiydi.

Ukrayna’nın İşgali ve Büyük Oyun

Biden’ın yönetiminde ABD’nin yeniden müttefikleriyle buluşma, liderlik yapmaya soyunma çalışmaları, hegemonyanın onarımından çok, “imparatorluk projesinin” farklı bir “ambalaj” içinde sunma çabası olarak değerlendirilebilir. Bu kez ABD, Çin ve Rusya’yı “Batı” karşısında aynı safa iterek, genel bir kutuplaşma ortamı oluşturmaya çalışmaktadır.[5]

Ukrayna’da çalan savaş davullarının ardından Rusya’nın başlattığı işgal harekâtı, bu “yeni ambalaj” içinde sunulan imparatorluk projesinin tüm unsurlarını bulmak olanaklıdır.

Birincisi, ABD’de ve İngiltere’de demokratik pratikler hızla aşınırken ve AB üyeleri içinde yukarıda da bahsettiğimiz faşist/popülist liderler varken; “demokrasiler” söylemini, Afganistan deneyinden sonra “ABD güvenlik şemsiyesi” kavramını ciddiye almak kolay değildir.

İkincisi, küresel tedarik zincirleri, finansal sermaye hareketleri, küresel iletişim ağı ve denizaltı iletişim kablo ağları, kapitalizmin krizini daha da derinleştirmeden iki farklı ekonomik blok yaratmayı son derecede zorlaştırmıştır. Çünkü ABD ile aynı blok içinde ve güvenlik şemsiyesi altına alınacak ülkelerle, Çin ve Rusya arasında giderek derinleşen ekonomik, enerji tedariki, askeri ve teknolojik bağlar oluşmuştur. Hipersonik füzeler, hibrit savaşlar, yapay zekâ ve siber saldırıların mevcudiyeti karşısında, “güvenlik şemsiyesi” de artık gerçekçi bir seçenek değildir. Bu durumda yeni bir düzen için “yumuşak geçişle hegemonya transferi/dönüşümü” de olanaklı görünmemektedir.

ABD yönetimi, bu yeni imparatorluk projesi için Rusya tehdidini (veya Amerikan kışkırtmasını) araç olarak kullanıp, Rusya’nın Ukrayna işgalini başlatması, yine ekonomik ve insani maliyeti, BOP fiyaskosunun çok ötesine geçebilecek bir hata olarak değerlendiriyoruz.

Bir başka söylemle Trump, Hong Kong ve Tayvan’ı kendi stratejisine kurban etmişken Biden da Ukrayna’yı kurban etmektedir. Avrasya’da daha önce de yaşandığı gibi, Gürcistan, Çeçenistan, Kırım işgallerini de kimse beklemiyordu ve Batu cephesinden kimse bu işgaller olurken bir şey yapamamıştı. Bu kez de karşı duran ve eyleme geçen neredeyse hiçbir ülke yok.

Hatırlanacağı gibi Rusya Suriye’de üs kurduğunda ve Doğu Akdeniz’e indiğinde de dünya sadece “izlemeyi” tercih etmişti. Ukrayna’da ne farklı ne beklenecekti ki? Komik olan da, Batılı ülkelerin “Rusya tavrını daha da sertleştirirse” diye açıklama yapıyor olması. Kınamalar, sözlü tepkiler, yaptırım sözcüklerinden başka tek bir hareket yok. Zaten Putin bunlara hazırlamıştı ülkesini. Gürcistan ve Kırım işgallerinde de, sonuç getirmeyen Batı yaptırımlarını görmüştük.

Ukrayna’da son yaşananlardan ABD, AB, NATO büyük ölçüde itibar kaybetti. Ukrayna’nın, Almanya ve Fransa’nın gazına gelip, NATO üyesi olacağını açıkladığına çok pişman olduğu aşikârdır. Ukrayna, Türkiye konusunda olduğu gibi, bugün-yarın derken bekleme süresi on yıla çıkarılarak, Rusya ile baş başa bırakıldı.

Bu bağlamda yapılan bir yorumu, Selim Somçağ’ın köşesinde yayınladığı açıklamayı aynen aşağıda aktarıyoruz.

“ABD Başkanı Biden’ın Rusya’ya karşı sessiz kalmasını Demokrat Parti’ye hâkim olan İsrail lobisi sağladı çünkü bir İsrail projesi olan Akdeniz’den Zağros Dağları’na uzanan kukla Kürt devletini Türk ordusuna karşı halen hem ABD hem de Rusya korumakta. ABD ile Rusya doğrudan karşı karşıya gelecek olursa ABD Suriye’de Türkiye ile PKK arasında tercih yapmak zorunda kalacak, Türkiye’yi seçtiği zaman da Rusya Suriye’de barınamayacak ve kukla Kürt devleti projesi tarihe gömülecek. İsrail lobisi Biden’ı kilitleyerek bunu önlemek istedi.”[6]

ABD’nin bu politikalarına İngiltere de, salgın koşullarını ihlal eden ve birçok skandala imza atan Boris Johnson hükümeti destek vermektedir. Boris Johnson’un da temel amacı da, istifa etmesi yönündeki kamuoyu baskısından, gündemi değiştirerek kurtulma yollarını aramaktır.

Bu bağlamda Biden’ın da iç gündemi değiştirmeye ihtiyacı vardır. Öyle ki, Amerika’da son 40 yılın en yüksek enflasyonu yüzünden, gıda ve enerji fiyatlarında hızlı bir yükseliş yaşanmaktadır. Amerikan halkının alışık olmadığı bir tablo, Biden’a yönelik destekte önemli bir düşüş getirmiştir. Oysa bir yıl önce Biden ne umutlarla başkan seçilmişti. Üstüne üstlük Kasım ayında Amerikan Kongresi için ara seçim yapılacaktır.

Tayvan Yönünden Büyük Oyun

Küresel ölçekte önde gelen veri analiz şirketi GlobalData’nın son raporuna göre, yeni jeopolitik rekabet, “yarı-iletkenler” ve “kritik öneme sahip mineraller” üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu ürünlerin tedarik zincirlerinin stratejik kavşağında da Tayvan bulunmaktadır.[7]

Asya-Pasifik coğrafyasındaki “son Büyük Oyun”, en gelişmiş “mikroçipler/ microchips”, en “akıllı bilgisayarları” üretme yarışı olarak şekillenmektedir. En akıllı “microçipler” Apple telefonlarından, tıbbi araçlara, uzay çalışmalarına, süper bilgisayarlara, F-35 gibi gelişmiş savaş uçaklarına kadar “ekonomi ve güvenlik” yönünden birçok “stratejik öneme sahip” alanlarda kullanılmaktadır. Bu alanda, “çipi” taşıyacak “en ince yarı iletken levhayı yapma yarışı” kimin en avantajlı konuma yerleşeceğini belirlemektedir.

Dünyanın 3. büyük çip imalâtçısı Tayvan şirketi TSMC, en ince silikon levha üretiminde rakipsiz konumdadır. ABD ve Çin’de fabrikaları olan TSMC, 3nm (nanometre) kalınlığında plaka üretebilecek 20 milyar Dolar tutarında bir fabrikayı bu yıl hizmete sokacaktır. Aslında birçok üretici 3nm üretebilecek düzeye gelme hedefinden artık vazgeçmiş görünmektedir. TSMC halen 5nm plaka üretebilmektedir ve bu alanda henüz bir rakibi bulunmamaktadır. TSMC, en üst düzey yarı iletken plâkalar üretiminde piyasanın yüzde 55’ine, 10nm işlemcilerdeyse (Logic chips) yüzde 92’sine egemen durumdadır. Bu inceliklerdeki üretimi henüz ne Çin ne de ABD yapabilmektedir. G. Kore merkezli Samsung bir diğer üretici ama oldukça geride bir büyüklüğe sahiptir.[8]

Günümüzde hem ABD hem de Çin yönetici sınıfı, ülkelerinin gelişkin microçip ve yarı iletken plâka üretiminde lider ve “kendine yeterli” olmasını istemektedir. Analistlere göre, adeta sınırsız mali kaynaklara sahip Çin için başat sorun “bilimsel yetersizlik” olarak ortaya çıkmaktadır. ABD’nin TSMC’ye, Çin’i dışlaması için baskı yapmakta olduğu belirtilmektedir. [9]

Diğer taraftan, Çin için, “hazır teknoloji ve kapasiteye ulaşmak” açısından Tayvan’ın önemi hızla artmaktadır. Çin’de ulusalcı çevreler, hazır “ABD Ukrayna ile ilgilenirken tam zamanı” diyerek Tayvan’ı ilhak etme çağrısı yapmaktadırlar. Buna karşılık ABD’de stratejik riskler alanında çalışan kimi analistler, Biden yönetimine, “Çin Tayvan’ı işgal ederse, TSMC tesislerini imha edeceğini” açıklamasını öneriyorlar. Böylece yeni “Büyük Oyun” hızla boyutunu büyütmektedir.

Farklı Bir BOP

Başlıkta sözünü ettiğimiz ”farklı BOP”, Çin ile BOP coğrafyasındaki ülkeler arasındaki ilişkilerde “yeni bir paradigma” olarak gelişmektedir. Devlet Başkanı Şi liderliğindeki Çin yönetimi ülkelerini, artık bir “dünya lideri adayı”, ABD merkezli küreselleşmenin yerini alacak “yeni ve farklı bir küreselleşme sürecinin yapımcısı” olarak görmektedir. Ortadoğu’ya giderek daha fazla ilgi duyan Pekin yönetimi, Çin’in bölgede “yeni tür bir süper güç” olarak algılanmasını istiyor.

Bu “algı değişimi”, sadece Çin’in ekonomik, teknolojik ve askeri güç gelişme hızından değil, aynı zamanda “Doğu yükselirken Batı geriliyor”, “ABD bir stratejik geri çekilme sürecine girdi” gibi tarihsel açıdan önemli saptamalardan da temellenmektedir. Buradan beslenen söz konusu Çin dış politikasındaki “hegemonik değişimin”, ülkenin BOP coğrafyasına bakışına ve uygulamalarına da yansıdığını izlemekteyiz. Çünkü Çin’in kendi küreselleşme (hegemonya inşa) projesinin lokomotifi “Kuşak-Yol İnisiyatifi” için bu bölge, Akdeniz’e ve Batı’ya açılan önemli bir kapı konumundadır. Bu kapı da Çin için, “enerji tedariki” ve “ihracat ve yatırım pazarı” yönlerinden çok önemlidir.[10]

Bu bağlamda Çin diplomasisi, “bölgede Batı müdahalelerinin büyük istikrarsızlıklara, insani felaketlere yol açtığını” anımsatarak, “Batı’nın hiçbir şekilde bölgeye uymayan ‘demokratik barış’ yaklaşımına” alternatif olarak “ekonomik kalkınmacı barış” savına dayanan “model” önermektedir. Saniyen Çin yönetimi ülkesini, bu “ekonomik kalkınmacı barışın” ekonomik ayağını kuracak bir güç olarak sunmaktadır.[11] Pekin, konunun “barış ve güvenlik ayağını” şimdilik, yakın müttefiki Rusya’ya bıraktığını düşünen analistler bulunduğu gibi, ÇKP yönetimine yakın kimi Çinli analistlere göre de, Ortadoğu ülkeleri artık ABD yörüngesinden çıkmaktadır.

Bu “yeni paradigma” altında Çin’in etkisi giderek artmaktadır. Geçen yıl İran, uygun fiyatla petrol tedariki karşılığında Çin ile 25 yıl süreli 400 milyar dolarlık bir yatırım anlaşması imzaladı. Bölge dengelerine çok dikkat eden Çin, Irak ile de ilişkilerini geliştiriyor. Çin 2021’de Irak’la 10.5 milyarlık yatırım anlaşması yaptı.[12] Çin, Kerbela yakınında bir “ağır petrol” işleme fabrikası kurmakta, Mansuriye gaz havzasının geliştirme ihalesini de almış durumdadır. Çin, Irak’ın 7 bin okul açığını karşılamaya, hemen ilk anda bin okul, Sadr kentinde de 90 bin konut yapmaya hazırlanmaktadır. Keza bir Jarusalem Post yorumuna göre, “Irak, Kuşak-Yol İnisiyatifi/ The Belt and Road Initiative (BRI) ’nin Ortadoğu’daki en önemli ayağı” olmaktadır.[13]

İran ile yapılan görüşmelerin ardından, İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid ile Çin Devlet Başkan Yardımcısı Wang Kişan’ın 24 Ocak buluşmalarında, Inovasyon İşbirliği Komitesi’nin beşinci toplantısını gerçekleştirdi ve üç yıllık yeni bir anlaşma imzalandı. Bu vesileyle İsrail’deki yüksek teknoloji sektörüne yatırım yapan sermayenin yüzde 30’unun Çin kaynaklı olmuş olduğunu öğrenmiş olduk. Bu arada Suriye rejimi ve Fas Krallığı, BRI’ne katılacaklarını açıkladılar. Çin ayrıca Suriye ile ticaret, finansman, teknoloji, kültürel alışveriş anlaşması yaparak, Suriye’nin yeniden inşa sürecine katıldı.[14]

Diğer yanda Çin’in, bölgenin en büyük petrol ihracat pazarı olmanın ötesinde, güneş enerjisi panelleri ve rüzgâr tribünleri üretimi alanlarındaki dünya liderliğine dayanarak Körfez ülkelerinin hidrokarbon ekonomisinden uzaklaşma sürecinde, buna ek olarak nükleer santral yapımı, iletişim ve bilişim altyapısı projelerinde önemli bir yer edinmeye başladığı görülmektedir.

Keza Çin’in BOP bölgesine yerleşme sürecinin, Rusya, İran, Çin deniz kuvvetlerinin ortak savaş oyunları, Suudi Arabistan balistik füze programına yardım, Şangay İşbirliği Örgütü’ne İran’ı üye, Mısır ve Katarı diyalog ortağı olarak eklemek gibi askeri-jeopolitik boyutları da bulunmaktadır.

Özetle Pekin, tüm “yumuşak güç” unsurlarını bu amaca yönlendirerek, ABD’nin BOP’nin coğrafi karşılığı olan Ortadoğu bölgesinde BRI’ne katılım konusunda oldukça önemli mesafe almıştır.

SONUÇ YERİNE

Son dönemde küresel ölçekte yaşananlar, “teknolojik üstünlük” ve mevcut “kaynakların denetimi” üzerinden yeni bir “Büyük Oyun” un söz konusu olduğunu işaret etmekteydi. Tabii ki bu bağlamda yaşanan “küresel ekolojik-iklim krizi”, “hidrokarbon kapitalizminden çıkış” sürecinin başladığını ve ABD merkezli hidrokarbon kapitalizminin geride kalmaya başladığını göstermektedir.

Bu bağlamda sistemin savunucularından Foroohar son yazısına, “Laissez faire serbest ticaret dönemi geride kaldı” sözleriyle başlamıştır. Yazısının devamında, “Bu yeni model, ekonomik olarak adil, jeopolitik açıdan güvenlikli olmalı; her boyda girişimci için “fırsat eşitliği”, işçilere daha iyi ücret ve çevre koruma standartları getirmeli; dayanıklı tedarik zincirleri de, buluş/yenilik ve imalâtı teşvik edecek, şirketlerin yaparak öğrenecekleri bir ekosistem (industrial commons) oluşturmalıdır” diyor; “neoliberalizm sonrası dönemde yaşıyoruz” saptamasıyla bitiriyordu.[15]

Günümüzde Küresel güçler için “jeopolitik hedeflere ulaşmak”, ekonomik çıkarlardan daha öncelikli olmuştur. Jeopoitik hedeflere erişildiğinde, ekonomik yaptırımlarla yitirilenler misliyle geri kazanım, çeşitli vesilelerle deneyimlenmiştir. Bunu gören Rusya Karadeniz’de jeopolitik hedeflerine yönelmekte olup; uzlaşma dışında geri adım atması beklenmemelidir.

Yaşanan Ukrayna krizinde ABD, daha önce ifade ettiğimiz gibi kriz ortamını fırsata çevirerek, Doğu Avrupa’daki askeri varlığını ve Kıta Avrupa’daki siyasi etkisini arttırmaya (nasıl yapacaksa!) ve Rusya’ya uygulanacak yaptırımlarla Rusya-Avrupa hattını germeye çalışacaktır. Bu durumun Rusya-Çin ittifakını daha da güçlendireceği çok açıktır.

Sonuç olarak tüm bu yaşananlar bize gösteriyor ki, artık Amerikan emperyalizmi yetersiz ve şimdiye hiç olmadığı kadar da tehlikeli durmaktadır. Can havliyle son bir kez zarar verme arayışı içerisinde olması olasıdır. Rusya’yı kuşatma, NATO’yu güçlendirme ve Washington’un liderlik pozisyonunu sağlama alma adına harekete geçmiş olan ABD’nin olası başarısızlığı, tam tersi bir etki yaratacak ve Avrupa’dan silinmesine yol açabilecektir. İşte, bu tabloyu gören Fransa ellerini ovuşturarak heyecanla ABD ve NATO’nun Avrupa’dan tasfiyesini beklemektedir. Beklenen bu çöküşün çok uzun sürmeyeceğini; ancak bu sürecin Ukrayna ve Rusya’nın soğukkanlılığına ve sabrına bağlı olacağını düşünmekteyiz. Süreç artık ABD ile Rusya arsında bir “psikolojik savaşa” dönüşmüştür. Süreç uzadıkça gerginlik ABD’nin aleyhine dönecektir.

Gelinen bu noktada, “daha iyi bir kapitalizm olabilir” fantezisine ortak olmamak; “yeni”nin oluşma sürecini etkileyebilmek için, artık tükenmiş bir model olan neoliberalizmi değil, doğrudan kapitalizmi hedef almak gerekmektedir.

Peki, nasıl bir küresel siyasi yapı? İki kutuplu, tek kutuplu uluslararası yapılar artık geride kalacak. Yerine ABD, Çin, Rusya, Hindistan arasında “üçlü veya dörtlü bir kutup yapısı (hegemonik değişim)” beklenmekte; ama öncelikle para bolluğunun emilerek, küresel ölçekte yaşanan enflâsyonun makul bir seviyeye çekilmesi ve dünyanın “tekelci finansal kapitalizmin” etkisi ve oyalayıcı taktiklerinden kurtarılarak, üretim, yaygın refah ve doğal çevrenin önemsendiği “ekonomik kalkınmacı barışın” tesisi gerekmektedir. Denenmişi tekrar ısıtmak, kaynak ve zaman israfıdır.

[1] Büşra Ayan, “YENİ BİR VERİ KAYNAĞI OLARAK GOOGLE TRENDS: GELECEK YÖNELİMİ ENDEKSİ İLE İLGİLİ BİR DEĞERLENDİRME”, Uluslararası Ekonomi, İşletme ve Politika Dergisi, 2020, 4 (1), 61-78, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1009317

[2] “Explore what the world is searching”, Google Trends, https://trends.google.com/trends/explore?q=world%20economic%20forum&geo=TR

[3] “Global Risks Report 2022”, WEF, 11.01.2022, https://www.weforum.org/reports/global-risks-report-2022

[4] A.Baran Dural, “ANTONIO GRAMSCI VE HEGEMONYA”, Dergi Park, Kış-2012 Cilt:11 Sayı:39 (309-321), https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/70351

[5] Edward Wong, “Bond Between China and Russia Alarms U.S. and Europe Amid Ukraine Crisis”, NYT, 20.02.2022, https://www.nytimes.com/2022/02/20/us/politics/russia-china-ukraine-biden.html

[6] Selim Somçağ, “Savaş Ekonomisi”, Cumhuriyet, 25.02.2022, https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/selim-somcag/savas-ekonomisi-1910871

[7] “Semiconductors and critical minerals will be 2022’s key geopolitical battlegrounds, says GlobalData”, GlobalData, 10.01.2022, https://www.globaldata.com/semiconductors-critical-minerals-will-2022s-key-geopolitical-battlegrounds-says-globaldata/

[8] “Logic Technology”, TSMC, https://www.tsmc.com/english/dedicatedFoundry/technology/logic

[9] John Lee ve Jan-Peter Kleinhans, “Taiwan, Chips, and Geopolitics: Part 1”, 10.12.2020, https://thediplomat.com/2020/12/taiwan-chips-and-geopolitics-part-1/ ; John Lee ve Jan-Peter Kleinhans, “Would China Invade Taiwan for TSMC?”, 15.12.2020, https://thediplomat.com/2020/12/would-china-invade-taiwan-for-tsmc/ ; Che Pan, “ US-China tech war: Taiwan chip giant TSMC seeks geopolitical analyst amid US-China tensions”, 17.02.2022, https://www.scmp.com/tech/big-tech/article/3167441/us-china-tech-war-taiwan-chip-giant-tsmc-seeks-geopolitical-analyst

[10] Gideon Rachman, “Russia and China’s plans for a new world order”, FT, 23.01.2022, https://www.ft.com/content/d307ab6e-57b3-4007-9188-ec9717c60023

[11] Jin Keyu, “New paradigm for economic development”, China Daily, 20.12.2021, https://www.chinadaily.com.cn/a/202112/20/WS61bfbabca310cdd39bc7c45d.html

[12] “Iraq was top target of China’s Belt & Road in 2021- study”, Reuters, 2.02.2022, https://www.reuters.com/world/china/iraq-was-top-target-chinas-belt-road-2021-study-2022-02-02/

[13] KSENIA SVETLOVA, “How Iraq became the top link in China’s belt and road strategy – analysis”, The Jerusalem Post, 7.02.2022, https://www.jpost.com/international/article-695713

[14] “China Belt and Road Initiative (BRI) Investment Report 2021”, . Christoph NEDOPIL WANG, Ocak 2022, https://greenfdc.org/wp-content/uploads/2022/02/Nedopil-2022_BRI-Investment-Report-2021.pdf

[15] Rana Foroohar, “It’s the geopolitics, stupid”, FT, 21.02.2022, https://www.ft.com/content/5c2167ea-97de-4b60-9b61-50077ab9b41e

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

bottom of page