top of page

UKRAYNA SAVAŞI ve ALMANYA’NIN DÖNÜŞÜMÜ

İktisat politikaları sadece enflâsyon, büyüme, işsizlik gibi “temel makro değişkenlerde” hedeflenen oranlara erişmek için uygulanmaz. Çünkü bu hedeflerin de sınırları ve kısıtları vardır. Bu sınırlar ilk bakışta iktisadi nitelikte olmayabilir. Ülkenin coğrafi konumu, sahip olduğu değerli madenlerin sahipliği, toplumsal yapı, çevre ve “kutup ülkeler” başta olmak üzere ülkenin ilişkileri, uluslararası gelişmeler gibi unsurlar da, bu politikaların belirlenmesinde etkin olabilir.

Böyle bir etkilenişimi veya bu tür bir niyetin ortaya çıkışını, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali üzerine, Batı’nın Avrupa lideri Almanya’da görmekteyiz.

SAVUNMA EKONOMİSİNİN ÖNCELENMESİ

Almanya şansölyesi Sosyal Demokrat Olaf Scholz’un 27 Şubat tarihli konuşması, dünya basınında büyük sarsıntı yarattı: “Almanya uyandı” diyordu.[i]

Le Monde’a göre, “bir hafta gibi kısa bir sürede” Almanya, “dış politikada, eski pasif savunma kültürüne kıyasla 180 derece bir dönüş gerçekleştirmişti.” Muhafazakâr Die Welt’in baş editörü Ulf Poschardt, bu konuşmanın “müthiş bir yeni başlangıç” olduğunu düşünüyordu. Der Spiegel’e ve Financial Times’a göre bu konuşma, “Avrupa ve Almanya açısından bir dönüm noktası” idi.[ii]

Kimi gözlemciler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ilhak girişiminin, Almanya’da toplumsal havayı değiştirerek Şansölye Scholz’un, Almanya’nın dış politikasında bu radikal değişiklikleri açıklama fırsatı verdiğini düşünmektedir.

  1. Berlin’in Geleneksel Dış Politikası

Almanya’nın geleneksel dış politika önceliklerini aşağıdaki üç başlıkta toplayabiliriz:[iii]

-Batı ile uyum ve doğal olarak AB ve NATO üyeliği,

-Sürdürülebilir güçlü transatlantik bağlantılar için çabalamak ve Trump döneminde çok yıpranan ilişkileri onarmak,

-AB ile ilişkilerinde, özellikle de savunma politikası konularında aşırı dikkatli olmak. Bu bağlamda Almanya, uzun süredir ortak operasyonlara asker göndermekten veya “aktif çatışma” olaylarına silah göndermekten kaçınmayı tercih ediyor; bunun yerine diplomatik ve ekonomik katkılara odaklanmayı önceliyordu.

Fakat Alman dış politikasının bu yerleşik ilkeleri, neredeyse bir gecede yıkıldı. Şansölye Olaf Scholz’un Alman Parlamentosu’nda yaptığı yukarıda anılan “güçlü” 27 Şubat konuşması, ülkeyi farklı bir yöne götürdü.

  1. Savunma Öncelikli Dönüşüm

Scholz, bir hafta içinde, Almanya’nın geleneksel Rusya politikasını değiştirerek, Rusya’dan gelen Kuzey Akım enerji hattını iptal etti; Rusya’ya yönelik ticari ve finansal yaptırımlara katılacaklarını açıkladı. Almanya’nın savaşmakta olan ülkelere silah göndermeme ilkesi de bir şekilde tarih oldu: Almanya, Ukrayna’ya 1400 tanksavar roket, 500 Stinger füzesi göndermektedir.

Şansölye, 27 Şubat konuşmasında, koalisyon ortağı Yeşiller ile birlikte, Almanya ordusunu modernleştirmek için 100 milyar Euro (127 milyar Dolar) bir fon yaratacaklarını açıkladı. Bu fonun, Alman savunma sanayisini canlandırmak için gereken yatırımları da finanse etmesi düşünülmektedir. Almanya Anayasası’nın savunma bütçesine koyduğu “GSYH’nin yüzde 2’si sınırı” da, artık bu yeni dönemin olağanüstü koşullarında geçerliliğini kaybetmektedir. Scholz, Almanya’nın savunma harcamalarını, şimdilerde GSYH’nın yüzde 1,4 olan seviyesini yüzde 2’ye yükseltmeyi taahhüt etmiştir.

Bu bağlamda taahhüt edilen diğer bir konu da, “silahlı insansız hava araçları” ve “nükleer paylaşım” kapsamında, ABD nükleer silahlarını taşımak için yeni uçaklar satın almasıdır.[iv] Almanya ayrıca, kısa bir süre önce yapmadığı (hatta Estonya’nın yapacağı silah ihracatını engellediği için ağır bir şekilde eleştirilmişti), Ukrayna’ya savunma silahları tedarik edecektir.

Siyasi olarak Sosyal Demokratların koalisyon ortağı Yeşiller de bu radikal değişikliklere ortak olup, Hıristiyan Demokratlar da değişimin arkasında durmaktadır. Kısacası, tüm kurulu düzen, Scholz’un “180 derece dönüşünü”, kamuoyunu da yanına almış olarak desteklemektedir.

Yeşiller’in de, Ukrayna kriziyle birlikte önceki politikalarına kıyasla, farklı bir yaklaşım geliştirmeye başladıkları görülmektedir. Zaten Yeşiller, küresel ısınmaya karşı “sıfır karbon” ve “yenilenebilir enerji” kaynakları projesi kapsamında, nükleer santrallardan kurtulmayı plânlıyorlardı. Şimdi de Yeşiller, eğer nükleer santrallar Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltacaklarsa, mevcut plânlarını ve ABD nükleer silahlarının Almanya toprağından çıkarılması talebini yeniden gözden geçirmeye hazır olduklarını açıklıyorlar.

  1. Kamuoyu Desteği

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, askeri harcamalarla ilgili değişen politika “keskin” bir değişimi temsil etse de, Almanya’nın ana akım siyasi partileri bu konuda büyük ölçüde birleşmiş durumdadır. Scholz’un SPD’si aslında, Rusya konusunda Alman hükümetinin üç koalisyon ortağı arasında en temkinli olanıydı. Ancak şimdi Parti, şansölyenin bu kararına arka çıkmaktadır.

Diğer yandan, bu konuda kamuoyunun da değiştiğini görmekteyiz. Anlık bir anket,[v] Ankete katılan Almanlar’ın üçte ikisinin Üçüncü Dünya Savaşı’ndan korktuğunu; yüzde 78’inin “silah ihracatını ve silahlı kuvvetlere yatırımı desteklediğini” göstermektedir. Keza Almanların yüzde69’u, NATO’nun çatışmaya dâhil olacağından korkmaktadır. Yine de, Ukrayna’nın NATO’ya mı yoksa AB’ye mi girmesine izin verilmesi gerektiği konusunda görüşlerin oldukça “bölünmüş” durumda olduğu; bu önerinin red edilmesi, özellikle Doğu Almanya’da güçlü bir şekilde sürdüğü izlenmektedir.

  1. Konunun Türkiye Özeli

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye girişmesi, dünyada olduğu kadar Türkiye’de de birçok politikanın, kurumsal yapılanmanın değişmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin artık genel ekonomik yapılanmasının, “savunma ekonomisi” temelli olmak zorunda olduğu anlaşılmaktadır.

Temelinde “savunma ekonomisi”, bir savaş ekonomisi değildir. Ülke ekonomisinin, gerektiğinde “hızla savaş ekonomisine dönmesini” sağlayan iktisadi sistemdir. Örneğin sivil havacılık alanında çalışan bir fabrikanın gerektiğinde “hızla” askeri uçak sanayisine dönüşebilmesidir.

Yaşadığımız olaylar bize, “enerji ve tarımda yeterliliğin” de, en az savunma sanayi kadar önemli olduğunu gösterdi. Türkiye geçen 20 yılda inşaat sektörü yerine bu sektörlere kaynak ayırsaydı, savunma ekonomisi açısından bu yaşanan kaygılarla karşı karşıya kalmayabilirdi. Bu gelişmeler bize, 1930/40’lardaki “eğitim-sanayi ve savunma entegrasyonunu” tekrar hatırlatmakta ve ne kadar yerinde olduğunu doğrulamaktadır.

BERLİN’İN TARİHTEN GELEN SUSKUNLUĞU

Almanya’nın, özellikle Rusya’ya yönelik “dış politika temkinliliği”, elbette Rus enerji arzına olan bağımlılığından çok daha derinlere inmektedir. Bugünün Almanya’sı, 20. yüzyıldaki iki dünya savaşında “saldırgan ve Holokost’un faili” olarak, tarihinin son derece bilincindedir. Birden fazla komşu ülkeyi işgal etmesi, mutlak yıkıma; çok farklı sınırlara ve savaştan kaçınma kararlılığına yol açmıştı. Ülkenin Rusya ile ilişkileri de, tarihin bu ağır yüküyle şekillenmektedir. Çünkü Birinci dünya savaşında 2 milyondan fazla Rus, ikincisinde Rusya’dan ve eski Sovyetler Birliği’nin geri kalanından (Ukrayna dâhil) 20 milyondan fazla insan kaybı olmuştu.

İkinci dünya savaşından sonra Almanya bölündü, doğu Almanya başlangıçta “Sovyet İşgal Bölgesi” olarak adlandırıldı. Daha önce komünist bir devlet ve Sovyet liderliğindeki Varşova Paktı ülkelerinin bir parçası olan “Alman Demokratik Cumhuriyeti” ne dönüştü. Almanya’nın iki yarısı, en güçlü şekilde Berlin Duvarı tarafından sembolize edilen bir iç sınırla ayrılmıştı.

Bu dönemde Rusya ile Doğu Almanya arasındaki diyalog giderek artmakta ve iki tarafa da fayda sağlamaktaydı. 1970’lerde Şansölye Willy Brandt’ın yönetiminde iki Almanya arasında daha fazla temasa izin verildi. SSCB ile kapsamlı müzakereler, 1990’da Almanya’nın yeniden birleşmesi konusunda anlaşmaya varılmasını sağladı.

Ukrayna’nın kendisi, tarihi göz önüne alındığında, Almanya’nın dış politikaya nasıl yaklaştığını gösteren bir örnektir. 2014’te Almanya, Rusya ve Ukrayna arasındaki (artık eski olan) Minsk Anlaşmaları’nın “aktif olmasına” yardım etti ve o zamandan beri kalkınma ve diğer yardımlar için önemli tutarlar aktardı. Rus saldırganlığına bir şekilde meydan okumaya hazır olmakla birlikte, kendisini bu işbölümünde” arabulucu” olarak gördü. Daha radikal askeri görevleri diğer ülkelere bırakmış ve Rusya ile her zaman diyalog hatlarını açık tutmaya çalışmıştır.[vi]

ALMANYA YÖNÜNDEN YENİ EKONOMİK ÖNCELİKLER

Yukarıdaki gelişmeler bize, yakın gelecekte “küresel jeopolitik” içinde siyasi ve askeri olarak giderek daha “aktif ve militarist bir Almanya” göreceğimizi anlatmaktadır. Ancak bu “yeni Almanya’yı”, bütçe enflâsyonu ve disiplini saplantılı, borçlanmaya ve kamu harcamalarına, “devlet kapitalizmine karşı” neoliberal politikalarla bağdaştırmak kolay değildir.

Bu bağlamda bakınca Merkel’in son yıllarında, Scholz’un da katkısıyla, “yeni bir ekonomistler kuşağının” yükselerek hem Almanya’da hem de Avrupa’da önemli mevkilere ve düşünce kuruluşlarına yerleşmiş oldukları dikkat çekmektedir.[vii] Bunlar, enflâsyondan ve kamu borçlanmasından çok kaygılanmıyorlar, kamu yatırımlarına daha olumlu bakıyor, hatta kimi koşullarda gerekli olduğunu düşünüyorlar. Adam Tooze’a göre Alman ekonomi politikasında “Katolik ve Ortodoksluk”, yavaş yavaş daha pragmatik ve esnek yaklaşımlara yer açarak erimektedir.

Scholz[L1] ’un 27 Şubat konuşmasındaki öncelikler bağlamında bu “erimenin hızlanmasını” bekleyebiliriz. Bu konuşmayla ilgili olarak, Washington Post başyazısında “ABD bu kadar ani bir dönüşe hazırlıklı değildi” diyordu.[viii] Yukarda da belirttiğimiz gibi, bu söylemin sayısal karşılığı yaklaşık 100 milyar Euro’ya karşılık gelmektedir. Bu tutarın içinde ayrıca, Rus enerjisine olan bağımlılığın azaltılması için öncelikli yatırımlar da bulunmaktadır.

Bir süre önce Scholz, Almanya’nın Rus tehdidine verdiği “yavaş tepki” nedeniyle eleştirilmişti. Aralık ayında Rusya’dan Almanya’ya giden Kuzey Akım 2 enerji hattını/Nord Stream 2 gaz boru hattını “özel sektör projesi” olarak adlandırıyordu – bunun anlamı, durdurulmaması gerektiğiydi. Ancak Şansölye’nin Federal Meclis’e yaptığı konuşma, deneyimli gözlemcilerin bile “mümkün olduğunu” düşündüğünden daha ileri gitti ve bu yatırımın işletmeye alınmasını, ABD Başkanı Biden’in daha önce belirttiği gibi,[ix] durdurdu. Artan Rusya-Ukrayna ihtilafının arka plânında, Alman hükümeti’nin 7.4 milyar Euro tutarındaki Kuzey Akım 2 doğalgaz boru hattı için” onay sürecini durdurması” da yatmaktadır.

Kaynak: Kuzey Akım 2 Doğalgaz Boru Hattı Enerji Portalı

Kuzey Akım 2’nin inşaatı Eylül 2021’de tamamlanmıştı. Ancak Gazprom tarafından kurulan işletme biriminin Alman yasalarına göre kayıtlı olmaması nedeniyle, boru hattının açılması için “sertifikasyon süreci” ilk olarak Kasım ayında askıya alınmıştı.[x]

SONUÇ YERİNE

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız yeni durumla birlikte, Almanya’nın değişen pozisyonunun uzun vadeli sonuçları henüz net değildir. Putin’in Ukrayna’ya saldırısı, “NATO’yu birleştirmiş” ve hem “Ukrayna’ya savunma silahları gönderme” hem de “Rusya’ya karşı yaptırımlar” konusunda karar verme açısından çok “daha güçlü AB dış politika eşgüdümünü” de beraberinde getirmiş görünmektedir. Scholz’un dediği gibi, “Biz ve ortaklarımız nadiren bu kadar kararlı ve birlik içindeydik.”

Tüm bu kararların birlikte ele alınması, bu değişikliklerin Almanya’nın diplomatik angajman ve “ekonomik desteğin konfor bölgesinde” kalmak yerine, diğer potansiyel “saldırganlara karşı daha fazla iddialı” olmasına yol açabileceğini göstermektedir. Keza plânlanan “ek askeri kapasite”, öncelikle Rus tehdidine yönelik olsa da, daha geniş kullanımlara da sahip olmasını destekleyebilir. Her iki durumda da, yeni atanan Şansölye Scholz’un bu kararı, tek hamlede “Almanya’nın küresel rolünü” tümüyle değiştirmiştir.

Bu aşamada çok doğal olarak şu soru gündeme gelmektedir: Peki, özellikle imalât sanayisinde bir “ekonomik dev” olarak, dünyanın 3 ncü “büyük savunma bütçesine” ve kendi savunma sanayisine sahip bir Almanya’ya dünya nasıl bakıyor ve ne kadar hazır?

Bu sorunun yanıtını irdelediğimizde de, “Sakın Ukrayna, eskinin öldüğü yeni düzenin doğmaya başladığı yerin adı olmasın?” sorusunun, daha ürkütücü bir anlam içerdiğini fark etmekteyiz.Ersin Dedekoca

[i] “Policy statement by Olaf Scholz, Chancellor of the Federal Republic of Germany and Member of the German Bundestag”, Bundesregierung.de, 27.02.2022, https://www.bundesregierung.de/breg-en/news/policy-statement-by-olaf-scholz-chancellor-of-the-federal-republic-of-germany-and-member-of-the-german-bundestag-27-february-2022-in-berlin-2008378

[ii] “Germany does ‘180-degree turn’ in defence policy following Russian aggression”, FT, 27.02.2022, https://www.ft.com/content/ab3857f4-666f-45c9-b191-be5aa5abcb41; Ergin Yıldızoğlu, “Almanya uyandı”, Cumhuriyet, 3.03.2022, https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/almanya-uyandi-1912485

[iii] Ed Turner, “Germany’s €100-billion army fund: a remarkable change in post-war policy in response to the Ukraine crisis”, The Kootneeti, https://thekootneeti.in/2022/03/04/germanys-e100-billion-army-fund-a-remarkable-change-in-post-war-policy-in-response-to-the-ukraine-crisis/

[iv] Turner, agm.

[v] “Zwei Drittel befürchten in Umfrage einen Dritten Weltkrieg”, Der Tagesspiegel, 1.03.2022, https://www.tagesspiegel.de/politik/russlands-angriff-auf-die-ukraine-zwei-drittel-befuerchten-in-umfrage-einen-dritten-weltkrieg/28116150.html

[vi] Turner, agm.

[vii] Adam Tooze, “The Post-Merkel Return of German Ideologies”, Foreign Policy, 17.09.2021, https://foreignpolicy.com/2021/09/17/merkel-germany-election-scholz-laschet-fdp-linke-ideologies/

[viii] Marc A. Thiessen, “If Biden can’t stand up to Germany, how can he stand up to Putin?”, WP, 25.01.2022, https://www.washingtonpost.com/opinions/2022/01/25/biden-stand-up-to-germany-putin/

[ix] “Biden vows to ‘end’ Nord Stream 2 pipeline if Russia invades Ukraine”, France 24, 8.02.2022, https://www.france24.com/en/video/20220208-biden-vows-to-end-nord-stream-2-pipeline-if-russia-invades-ukraine

[x] “Almanya Kuzey Akım 2 Doğalgaz Boru Hattı Projesini Durdurdu”, İklim Haber, 23.02.2022, https://www.iklimhaber.org/almanya-kuzey-akim-2-dogalgaz-boru-hatti-projesini-durdurdu/

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Tırmanan Dış Ticaret Açığı Ve Ödemeler Dengesi Sorunu

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

İç Borç Yükü Batağı

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

Comments


bottom of page