top of page

Tırmanan Dış Ticaret Açığı Ve Ödemeler Dengesi Sorunu

Güncelleme tarihi: 21 Kas 2022

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 dönemi orta vadeli programa (OVP)” göre yıl sonunda bu rakamın 105 milyar $’a yükselmesi beklenmektedir.

Açığı böylesine büyüten etken, hiç kuşku yok ki “enerji faturasının çok artması” gerçeğidir. 19 aylık “yıllıklandırılmış dış ticaret açıklarını” aşağıdaki tabloda izleyebiliriz.


Kaynak: TÜİK-Dış Ticaret İstatistikleri; Ticaret Bakanlığı-Ağustos Ayı Dış Ticaret İstatistik Tabloları

Temmuz ayında dış ticaret açığı, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 147 artarak, 4.3 milyar $’dan, 10.7 milyara yükselmiştir. TÜİK’ın sitesinden alıntıladığımız aşağıdaki grafik, anılan olgunun yanında, 2021 yılı Ekim ayından başlayarak “ithalât artış hızının ihracattan fazla” olduğunu göstermektedir.


BÖYLESİNE YÜKSEK DTA’NIN NEDENLERİ

Yukarıda da belirttiğimiz gibi başat neden, enerji ithalâtı bedelinin çok hızlı büyümesidir. OVP’da yer alan veriler, enerji ithalâtındaki tırmanışı çok somut olarak gözler önüne sermektedir. Geçen yıl 51 milyar $ olan enerji ithalatının bu yıl 103 milyarı aşacağı tahmin edilmektedir. Söz konusu kalemde yüzde 100’ü aşan bir artış söz konusu olmaktadır.

Dış ticarette yanlış yapılan öngörünün ve geçen yılın çok çok ötesine gitmekte olan” açığın” açıklanabilir bir yanı, enerji fiyatlarındaki “küresel yükselişte” yatmaktadır. Aslında bu kadar fark normal değil de, yine de bir gerekçe var. Ama dış ticarette genel olarak işler, daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi zaten iyi gitmiyordu.[i] Genelde sadece dış ticaretin “dış satım” yönüyle ilgilenildiği ve buradan övünmeler yapıldığı için, dış alımdaki hızlı yükseliş de dâhil, “yapısal çarpıklıklar” göz ardı edilmektedir.

Bu bağlamda, ülke dış ticaretinin görünümündeki önemli “yapısal ve konjonktürel sağlıksızlık işaretlerini” tekrar buraya almakta yarar görüyoruz. Bunları;

İhracatta, daha ucuza, daha çok mal satılması,

İhracat malları fiyatlarının oldukça düşük olması,

İhracata konu mallardaki üretimin, yüksek oranda ithalâta bağımlılığı,

İthalâta konu ürün ve malların giderek daha pahalı hâle gelmesi,

Dış ticaret haddinin “rekor seviyede düşük” düzeylere gerilemesi,

olarak sayabiliriz.

Bu olgulara ek olarak, genel olarak küresel ekonomide, özelde de Avrupa’da ekonomik faaliyetlerde ciddi bir yavaşlama mevcuttur. Türkiye’nin ihracat gelirlerinin yüzde 47’si AB ve İngiltere’den sağlanmaktadır. Dünyadaki bu durgunluk eğiliminin Türkiye’nin ihracat gelirlerinde ivme kaybına yol açabileceğini de vurgulamıştık. Nitekim de böyle oldu.

  1. Avrupa Ülkeleri Pazarında Daralma

Bilindiği gibi ülke ihracatının önemli bir kısmı AB ülkeleri ve İngiltere’ye, yani AB28’ ülkelerine yapılmaktadır. AB28 ülkelerine gerçekleştirilen ihracatın toplam ihracat içindeki payının son on yıllık ortalaması yüzde 44.4. Bu nedenle bu ülkelerin ekonomilerindeki faaliyet hacmi, Türkiye’nin onlara satmaya niyetlendiği mallara olan taleplerinin önemli bir belirleyicisi durumundadır.

Dünya gazetesinde Fatih Özatay hocamız tarafından hazırlanan aşağıdaki grafikte, AB28 ülke grubuna yapılan Türkiye ihracatının çeyrek yıllık dönemler itibariyle, bir yıl öncesinin aynı çeyreklerine göre yüzde değişimleri yer almaktadır (sol eksen). Ayrıca, AB28’in büyüme oranının gelişimi de izlenebilmektedir (sağ eksen). Grafikte ele alınan dönemde AB28 iki kez ekonomik olarak daralmaktadır: İlki, küresel krizin hemen sonrasında ve ikincisi de Avrupa krizi sırasında. Bu nedenle, sadece 2007’nin ilk çeyreği ile 2013’ün son çeyreği konumuz açısından ilgi çekicidir.


Kaynak: Dünya, 25.08.2022

Grafik, Türk ihracatçılarının AB28’e yaptığımız ihracatın değişim oranı ile AB28’in büyüme oranı arasında oldukça yakın ve aynı yönde bir ilişki olduğunu doğrulamaktadır.

  1. Karşılama oranı düşüş


Kaynak: TÜİK-Dış Ticaret İstatistikleri; Ticaret Bakanlığı-Ağustos Ayı Dış Ticaret İstatistik Tabloları

TÜİK’in rakamlarına göre “ihracat”, 2022 yılı Ocak-Temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19,1 artarak 144.3 milyar $; 7 aylık toplamda “ithalât” ise, yüzde 40,7 artarak 206.5 milyar $ olarak gerçekleşti. Ocak-Temmuz döneminde “dış ticaret açığı” ise, yine geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 143,7 artarak 25.5 milyar $’dan, 62.2 milyar $’a yükseldi. “İhracatın ithalâtı karşılama oranı” 2021 Ocak-Temmuz döneminde yüzde 82,6 iken, 2022 yılının aynı döneminde yüzde 69,9‘a (sadece Ağustos ayında yüzde 65,4) geriledi.[ii]


Kaynak: Ticaret Bakanlığı-Ağustos Ayı Dış Ticaret İstatistik Tabloları

Dış ticaretle ilgili geçici verileri açıklamakta olan Ticaret Bakanlığı, enerji ithalâtı hâriç tutulduğunda bile “ihracatın ithalatı karşılama oranının düştüğüne” işaret etmektedir. Bu bağlamda Bakanlıktan yapılan açıklamada, Ağustos ayında “ihracatın ithalatı karşılama oranının” geçen yıla göre 16 puan azalarak yüzde 65,4 olarak gerçekleştiği belirtildi. Aynı açıklamada, Ocak-Ağustos döneminde “enerji verileri hariç tutulduğu ihracatın ithalâtı karşılama oranı 13.9 puan azalarak yüzde 82,7 olarak gerçekleşti” denilmektedir.

Zaten Bakanlık bir süredir, enerji ithalâtı dışında da karşılama oranının gerilemekte olduğunu vurgulamaktaydı.

  1. Dış Ticaret Hadlerindeki Gerileme

İhracat birim değer endeksinin, ithalât birim değer endeksine oranlanmasını ifade eden “dış ticaret haddi”, ticaret koşullarında zamanla meydana gelen değişikliği gösteren bir “endeks sayısı karşılaştırması” olup, ithalâtın ihracat koşullarında ölçülen fırsat maliyetini yansıtmaktadır.

Oranın yüzde 100’ün altında olması, ihracat fiyatlarının, ithalât fiyatlarından düşük olduğunu; üzerinde olması ise ihracat fiyatlarının, ithalat fiyatlarından yüksek olduğunu göstermektedir. Elbette arzulanan değer dış ticaret haddinin 100’ün üzerinde olması durumudur.

Bu parametreyi gösteren tüm bu oransal gerçekleşmeler, bir önceki tabloda net olarak görüleceği gibi, “dış ticaret haddinde sert bir gerileme” olduğunu ortaya koymaktadır.

Burada konu sadece Haziran ayındaki değerin “düşük olması” değil, bu oranın “giderek aşağı düşmesi” olgusudur ve iyi bir işaret değildir. Çünkü ülkenin İthal ettiği malların fiyatları, ihraç ettiği malların fiyatlarına göre çok daha hızlı yükselmektedir.

Söz konusu fotoğrafın bir diğer göstergesi de, yukarıdaki tablodaki “ihracatın ithalâtı karşılama oranındaki” düşüşte ifadesini bulmaktadır. Bunun uzun süre devam etmesi “cari açığın”, zaten “çok zayıf olan döviz rezervlerinin” geleceği için çok önemli bir risk unsuru olduğu açıktır.

Söz konusu olguyu doğuran en önemli faktör, ihracat tutarında 20 yılda 4 katın üzerine bir artış söz gerçekleşmesine karşın, aynı dönemde ülkenin “ihraç fiyatlarındaki artışın”, Amerikan Doları cinsinden sadece yüzde 70 olması gerçeğidir. Bu artışın “çok yetersiz” bir orana karşılık geldiği, başarılı bir ihraç fiyatı performansını yansıtmadığını söyleyebiliriz. Bunun yanında, dışarıya satılan malın miktarındaki artış ise çok güçlüdür. Bu gerçekleşmenin bizi sevk ettiği düşünce: “Daha düşük fiyatla daha çok mal satılması” şeklindedir.

  1. Teknoloji Bileşiminde Gerileme

Dış ticaretin “teknoloji yoğunluğuna” göre analizi de olumsuz gelişmelere işaret etmektedir. Şöyle ki, genel olarak hem ihracatta gerekse ithalâtta yüksek teknolojili ürünlerin payının artması beklenmektedir. Çünkü yüksek teknolojili, yüksek katma değerli ürünlerin ihracata konu olması arzu edilen bir durumdur. Keza yüksek teknolojili ithalâtın ise, daha yüksek verimle üretim yapılmasına katkıda bulunacağı kabul gören bir gerçektir. Ne var ki Türkiye’nin yüksek teknolojili ihracatının bir yıl öncesine göre yüzde 2,9’dan yüzde 2,2’ye düşmesi, ithalâtta ise, yüksek teknolojili ürünlerin payının yüzde 13,1’den yüzde 12,8’e gerilmesi olumlu belirtiler değildir.[iii]

Diğer yandan zaten, ihracatın büyük ölçüde “orta düşük teknolojili” ürünlere yığılması dikkat çekmektedir. Düşük katma değerli bu kategorinin toplam ihracattaki payı yüzde 39,3’e yükselerek, ilk sıraya yerleşmiş durumdadır. İthalâtta “sermaye malları ağırlığının” ilk yedi ayda yüzde 10,5’a düşüşü de, yeni kapasite yaratılmadığını, teknolojik gelişmelerin yakalanamadığını göstermektedir.

  1. “İhracat İklimi” 19 ay Sonra Eşik Değerin Altında

Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalât Sektörü İhracat İklimi Endeksi’nin Ağustos 2022 dönemi sonuçları açıklandı.[iv]

Buna göre, Temmuz’da 50 olarak gerçekleşen İSO’nın söz konusu endeksi, Ağustos’ta 48,8’e gerileyerek, son 19 aylık dönemde ilk kez eşik değer 50’nin altında kalmıştır. Bu durum Türk imalât sanayi ihracatçıları için daha “zorlayıcı bir talep ortamına” işaret etmektedir. İhracat iklimindeki bozulma hafif olmakla birlikte, Haziran 2020’den beri en belirgin “düşük” düzeyde gerçekleşti.

Bilindiği gibi anılan endekste “eşik değer olan 50”nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde “iyileşmeye”, 50’nin altındaki değerler ise “bozulmaya” işaret ediyor.

Küresel ekonomide bozulma belirtileri Ağustos ayında daha da güçlendi ve bu durum Türk imalât sanayi ürünleri ihracatçılarının karşılaştığı zorlukları artırmış oldu. ABD ve Almanya gibi temel ihracat pazarlarında daralma derinleşirken, söz konusu “zayıflık” gelişmiş ihracat pazarlarının çoğunda hissedilir duruma geldi. Büyümenin özellikle güçlü gerçekleştiği BAE başta olmak üzere Orta Doğu ve Hindistan ile birlikte dört BRIC ülkesi diğer bölgelerden “olumlu ayrışmaya” devam etmektedir.

CARİ AÇIĞI UNUTMAYALIM

Rusya-Ukrayna Savaşıyla birlikte artan enerji fiyatlarının “dış ticaret açığında sert büyümeye” yol açmasıyla, Temmuz ayında cari açığın 3.6 milyar $’a ulaşması beklenirken, yıl sonunda ise 46 milyar $’ı aşacağı tahmin edildi. Reuters’ın anketine göre Temmuz ayı için cari açık tahminleri 2.5 ile 4.4 milyar $ arasında değişmektedir

Cari açığın, sert yükselen petrol, doğalgaz ve hububat fiyatlarıyla yıl sonunda ise 46.2 milyar $ olması beklenmekte olup; anketlerdeki tahminler ise 38 ile 54 milyar $ arasında olduğu görülmektedir. Geçen yıl 14.9 milyar $ seviyesinde gerçekleşen cari açık, enerji maliyetlerindeki artışla 2022’in ilk yarısında 32.4 milyar $’a ulaşmıştı.

Avrupa’yı önümüzdeki dönemde “ekonomik açıdan zor günler” beklediğini “resesyon olasılığının yüksek” olduğunu biliyoruz. Tabii ki bu olgu Türkiye yönünden, hem dış ticaret hem de cari açık yönünden iyi haber değildir. Çünkü ülkenin, bir yandan önümüzdeki bir yıllık sürede vadesi gelen ve dolayısıyla ödenmesi gereken 182.5 milyar $ dış borç bulunmaktadır. Diğer yandan bunun üzerine eklenecek “cari işlemler açığının finanse edilmesi” gereksinimi söz konusudur. Ülkenin mevcut kırılganlıkları, CDS riski, bu nedenlerle yeni dış borçlanmanın maliyetinin çok yükseldiği, hatta neredeyse “tefeci faizi düzeyine” çıktığı bir dönemde, cari açığı artırabilecek böyle bir gelişmenin ülkeyi zorlayacağı açıktır.

Sorun sadece ödemeler dengesi finansmanı ile de sınırlı değildir. Ödemeler dengesi finansmanı sorunu ve artan döviz talebi açık biçimde ekonomi yönetimini çok zorlamaktadır. Bu bağlamda “makro ihtiyati tedbirler” başlığı altında alınan kararların hemen hepsinde, dövize olan talebi kısmaya yönelik çabalar dikkati çekmektedir. Ancak söz konusu bu önlemlerin mevcut sorunları daha ağırlaştırdığını ve sorun yönetimini daha zorlaştırdığını izlemekteyiz. İhracatta olası bir olumsuz gelişmeye bir de bu açıdan yaklaşmak yararlı olacaktır.

SONUÇ: ENERJİ TEK SUÇLU DEĞİL

Dış ticaret açığında yukarıda irdelediğimiz “endişe verici performansta”, tek başına enerji fiyatlarının yüksek seyrini suçlayarak bahane bulmak da olanaklı değildir. Çünkü Temmuz ayında toplam ithalât ise yüzde 19,3’lük bir artış göstermiştir. Enerji dışında ithalât ise yüzde 28,5 oranında zıplamıştır. Diğer bir ifadeyle enerji ithalâtı az gerilese de toplam ithalât azalmamıştır.

Daha önce de vurguladığımız gibi ülke İhracatının önemli bir bölümü AB ülkeleri ve İngiltere’ye yöneliktir. Diğer bir anlatımla, 28 Avrupa ülkesine yapılan ihracatın, ülke toplam ihracatı içindeki payının son on yıllık ortalaması yüzde 44 civarındadır. Kısacası, bu ülkelerin ekonomilerindeki faaliyet hacmi, Türkiye’nin onlara satacağı mallara olan talebin önemli bir belirleyicisi durumundadır. Bu durumda ülke ihracatının bir de bu yolla karşı karşıya olduğu darbenin, “dış ticaret açığını” artırıcı yöndeki potansiyel etkisi yadsınamaz.

Hatırlanacağı gibi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Haziran ayında, yüksek miktarda döviz tutan firmaların TL kredi kullanmalarına sınırlama getirmişti. Bu nedenle bazı firmalar ellerindeki dövizi bozdurmak yerine, dış alımlarını hızlandırarak “döviz fazlalarını erittiklerini” düşünmekteyiz. İthalât içerisinde “ara malları payının” yüzde 81,9’a kadar yükselmesi de bu tahmini doğrulamaktadır. Ülke ekonomisinde yaşanacak “yavaşlamasının” ve “erken yapılmış bazı ara mal dış alımının” da etkisiyle önümüzdeki aylarda ithalâtta bir düşüş izlenebilir. Yine de 2022’nin ilk altı ayında 32,4 milyar $ olan “cari açığın” yılsonunda 50 milyar $’a ulaşması ve Türkiye’nin “ciddi bir ödemeler dengesi sorunu” yaşaması kaçınılmaz görünmektedir.

[i] “Sıkıntılı Göstergeler: Enflâsyon, Büyüme ve Dış Ticaret”, Eskimiyen.com.,6.06.2022, https://eskimiyen.com/sikintili-gostergeler-enflasyon-buyume-ve-dis-ticaret/; “Dış Ticaret Hadlerinde Hızlı Düşüş ve Riskler”, Eskimiyen.com., 28.03.2022, https://eskimiyen.com/dis-ticaret-hadlerinde-hizli-dusus-ve-riskler/

[ii] “Ağustos Ayı Dış Ticaret İstatistik Tabloları”, Ticaret Bakanlığı, 2.09.2022, https://ticaret.gov.tr/istatistikler/bakanlik-istatistikleri/dis-ticaret-istatistikleri/agustos-ayi-dis-ticaret-istatistik-tablolari

[iii] “Ağustos Ayı Dış Ticaret İstatistik Tabloları-Teknoloji Yoğunluğuna Göre İhracat”, Ticaret Bakanlığı, 2.09.2022, https://ticaret.gov.tr/istatistikler/bakanlik-istatistikleri/dis-ticaret-istatistikleri/agustos-ayi-dis-ticaret-istatistik-tablolari

[iv] “İSO Türkiye İhracat İklimi Endeksi”, İSO, 8.09.2022, https://www.iso.org.tr/projeler/iso-turkiye-ihracat-iklimi-endeksi/

2 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

İç Borç Yükü Batağı

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

Soçi Zirvesi: Gerginlik ve Riskli Bir Görüşme

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 5 Ağustos’ta, Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki tatil beldesi Soçi’de bir araya geldi. İki liderin, Rus Sanatoryum’da basına kap

Σχόλια


bottom of page