top of page

Türkiye ve dünya kriz etkileşimleri

The Economist Dergisi’nin araştırma birimi Intelligence Unit, 2019’un en riskli 10 başlığını belirleyerek, yayınladı. ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının en riskli sorun olduğunun vurgulandığı raporda, Türkiye ve Arjantin’in dış borç riskleri de vurgulandı.i

Bu haftaki yazımızı, söz konusu araştırmanın bulguları ve diğer çalışmalarımız ışığında, 2019 küresel ekonomik risklerini irdelemek olacaktır.

RAPORUN METODOLOJİSİ ve SIRALANAN 10 BÜYÜK EKONOMİK RİSKLER

Anılan raporda sıralanan en büyük on riskin saptanmasında, risklerin gerçekleşme olasılığı ve global ekonomi üzerindeki potansiyel riskleri dikkate alınmıştır. Rapor ayrıca, 180 ülke için “uygulama risk analizleri” de yapmaktadır.

Raporda, global ekonominin 2018’de ortalama yüzde 2,9 oranında büyüdüğü; 2019 ve 2020 yıllarında da sırasıyla yüzde 2,8 ve 2,6 oranlarında büyüyeceği ifade edilirken; mevcut riskler nedeniyle bu tahminlerin gerçekleşmesinde aşağı yönde sapma görülebileceği aktarılmıştır.

Bir önceki paragrafta belirtilen yöntemle tespit edilen riskler, risk türünün “yoğunluk/derinlik ağırlığı” ile birlikte aşağıdaki tabloda sıralanmaktadır.

Kaynak: The Economist-Intelligence Unit

ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının en riskli sorun olduğu vurgulanan raporda, ülke liderlerinin popülist söylemlerinin de tehlike yarattığına ayrıca dikkat çekilmektedir. Raporda bu bağlamda, piyasalarda geniş tabanlı kriz riskinin ve Amerikan firmalarının taşıdığı borç yükünün, ABD ve Çin arasındaki ticaret geriliminin ardından en riskli ikinci konu olduğu belirtilmektedir.

GLOBAL EKONOMİK RİSKLER KOSUNDA DİĞER ÇALIŞMALAR

The Guardian Gazetesinde Kenneth Rogoff tarafından kaleme alınan yazıda da, 2019 yılına ilişkin global riskler yaklaşık aynı başlıklarda örtüşmektedir.ii

Yine bu bağlamdaki ve 2019 yılı ekonomik risklerini irdeleyen yazımızda da bu riskler:iii

* Avrupa, ABD ve Çin’in verileri farklı bir şekillerde alıp düzenlemekte olması, iş dünyasının önünde önemli bir sorun olarak durmakta olduğu; Control Risks CEO’su Richard Fenning’in de belirttiği gibi Avrupa, ABD ve Çin’in veri konusunda farklı yaklaşımlarının bulunduğu ve bu durumun, işletmelerin üç büyük ekonomi arasında veri toplama, depolama ve gönderme konusunda bir süre daha zorluklar yaşayacağı anlamına geldiği,

* Brexit ile endişeleri arttıran Birleşik Krallık ve AB Bölgesi gelişmeleri de, yılın son günlerinde küresel piyasalarda olumsuz etki yaratan nedenlerden geri kalır olmadığı; küresel piyasalarda gözlediğimiz anılan “küresel satış dalgasının” başat nedenleri arasında Çin ve ABD taraflarının karşılıklı ticari yaptırımlarıyla alevlenen “ticaret savaşları”, İtalya’nın AB ile finansal konulardaki anlaşmazlığı ve İngiltere’nin AB’den ayrılma gündemi bulunduğu,

* Avrupa’nın en büyüğü olan Alman ekonomisinin bu yıl için son yıllardaki en düşük büyüme oranını kaydetmesi beklenirken, ihracatçıların da, yurtdışından esen sert rüzgârlardan etkileneceği,

* Mart Ayı’nda Başkan Trump’ın, “korumacı ticaret” anlayışını “ticaret savaşına” dönüştürerek, alüminyum ve çelik ithalâtına koyduğu “ek gümrük vergileri” ile başlayan gerginliğin tüm hızıyla sürdüğü; en son 30 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında Arjantin’de yapılan G-20 Liderler Zirvesi’nde, iki ülke arasında 90 günlük bir ateşkes kararı alınsa da, Huawei CFO’sunun tutuklanmasıyla, aradaki gerilimin daha da süreceği ve tırmanacağı,

* Euro Bölgesi’nin üçüncü büyük ekonomisi İtalya’nın giderek artan borç yükü, son dönemde derinleşen siyasi krizin de etkisiyle yatırımcıları ve AB’yi endişelendirmeye devam edeceği,

* Çin’deki aşırı yüksek ve geri ödeme sorunu her geçen gün büyüyen “reel sektör borçlarının” ülke ekonomisini giderek yavaşlattığı ve ülkenin “mukayeseli üstünlüklerinin” etkinliğini azalttığı; Çin’in yine başlarda yer alan bir diğer ekonomik özellikli yapısal kırılganlığının ise, “devletin sahipliliği veya kontrolündeki şirketlerin (SOE)” ekonomi içindeki pay ve etkinliklerinin yüksek olmasından kaynaklandığı; ülkenin artan savunma harcamaları ve Bir Kuşak Bir Yol projesinin finansmanın da, yadsınamayacak büyüklükte bütçe kaynağı gerektirmeye devam edeceği,

* ABD ile Çin arasındaki ticari ilişkilerin “yeni bir düzen” gereksinimi,

* Hava koşullarındaki değişimin hızlandığı,

* Milliyetçiğin yükselmesiyle birlikte, çok uluslu kuruluşların niteliklerinde olası değişimler,

olarak tâdat edilmişti.

RAPORDA TÜRKİYE ve ARJANTİN

Raporda, Türkiye ve Arjantin’de uygulanan ekonomik dış ilişkilerinde dengesizlik bulunduğu, zayıf politika üretildiği ve siyasi istikrarsızlık yaşandığı ifade edilirken, bunların döviz krizlerine yol açtığı kaydedilmektedir. Brezilya, Meksika ve Güney Afrika’nın zaten risk altında olduğu belirtilirken, Türkiye ve Arjantin’deki gelişmelerin, gelişmekte olan diğer ülkeleri de içine alan bir krizi tetikleyebileceği vurgulandaktadır.

Anılan Rapor bu bağlamda, Türkiye ve Arjantin’in döviz borçlarını ödeyememesinin bankacılık krizine neden olacağı ifade edilmektedir. Böyle bir durumun gerçekleşmesi durumunda da, yabancı sermayenin, sadece anılan iki ülkeden değil, tüm gelişmekte olan ülkelerden kaçabileceği belirtilmektedir.

ABD Merkez Bankası’nın (FED) yakın zaman öncene göre para politikasındaki daha temkinli duruşu sayesinde, gelişmekte olan ülkeler üzerindeki baskı şimdilik hafiflese de, bu ülkelerin sadece kendi riskleri nedeniyle tehlikede olmadığı, dünyadaki diğer gelişmelerin de etkisi altında oldu bulunduğu hususları da, bir diğer dikkat çekilen noktadır. ABD ve Çin arasında yaşanan ticaret savaşının da gelişmekte olan ülkeleri krize sürükleyebileceği vurgulanırken, dünya ekonomisine bağlı olarak bu ülkelerin ulusal gelirlerinin de sert bir şekilde düşebileceği kaydedilmektedir.

SONUÇ YERİNE

Tüm bu senaryolar ışığı altında Rapor, bizim de katıldığımız şu önemli öngörüyü vurgulamaktadır:

Türkiye ve Arjantin başta olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı daha ciddi boyutlara ulaşabilecektir. Dış ekonomik ilişkilerinde dengesizlik yaşayan bu ülkelerin, krizin derinleşmesi durumunda, daha ağır düzenlemeler yapmak ve önlemler almak zorunda kalabilecekleri belirtilmektedir.

Özün özü: Ülkemizin sadece içsel değil, dışsal kırılganlıkları de yüksektir ve çok zor günler bizi beklemektedir maalesef.

i “Cause for concern? The top 10 risks to the global economy 2019”, The Economist-Intelligence Unit,

http://www.eiu.com/public/thankyou_download.aspx?activity=download&campaignid=GlobalRisks2019

ii “What are biggest risks to the global economy in 2019?”, The Guardian, 11.01.2019, https://www.theguardian.com/business/2019/jan/11/what-are-biggest-risks-to-global-economy-in-2019

iii Ersin Dedekoca, “2019: YÜKÜ AĞIR, YAZGISI ÖNCEDEN BELİRLENMİŞ YIL”, Anka Enstitüsü, 5.01.2019, http://ankaenstitusu.com/2019-yuku-agir-yazgisi-onceden-belirlenmis-yil/

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

bottom of page