top of page

Soçi Zirvesi: Gerginlik ve Riskli Bir Görüşme

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 5 Ağustos’ta, Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki tatil beldesi Soçi’de bir araya geldi. İki liderin, Rus Sanatoryum’da basına kapalı gerçekleşen görüşmesi 4 saat sürdü. Görüşmeden önce basına konuşan liderler, görüşme sonrasında basın toplantısı düzenlemedi (daha doğrusu iptal edildi), bunun yerine ortak bir “yazılı basın açıklaması” yapmayı tercih ettiler.

Bu haftaki yazımızın konusu, söz konusu “ikili” toplantının basına yansıyan içeriklerini değerlendirmek yanında, “Putin ve Rusya temelli ve güncel” gelişmeleri de irdeleyerek, “resmin bütününe” ulaşmaya çalışmak olacaktır.

TARAFLARIN GÖRÜŞME ÖNCESİ DÜŞÜNCELERİ

Putin, Erdoğan’ın çaresizliğinden keyif alıyor sanki. “Kavgalı/gergin işbirliği modeli” Putin’in çok işine yaramaktadır. Soçi’de bir araya gelen Erdoğan ile Putin arasında ilginç bir kimya bulunmaktadır. Libya, Suriye, Dağlık Karabağ ile ilgili hemen hemen tüm uluslararası sorunlarda “karşıt kamplarda” yer alan iki “otoriter figür” bir türlü birbirlerinden kopamıyorlar. Bu yakınlaşma, bir yönüyle “kontrol delisi” mizaçlarının uyuşmasından, bir yönüyle de her ikisinin, içinde bulundukları “çok sıkışık durumda birbirine sarılmasından” kaynaklanıyor olabilir.

İki Lider’in görüşme öncesi akıllarından geçenleri, ayrıntıya girmeden şu şekilde özetleyebiliriz. Erdoğan’ın, seçime kadar kendisine nefes aldırabilecek, özellikle döviz açığını hafifletebilecek, “enflâsyona yukarı yönlü basınç yapan enerji maliyetlerini” aşağı çekebilecek bir arayış peşinde olduğunu biliyoruz.

Bunun yanında bir de, “Suriye’de PYD’ye yönelik bir operasyona onay” almayı, böylelikle bir yandan iç kamuoyuna “teröristleri inlerinde bastık” tarzı hamaset pompalayacak bir malzeme elde etmeyi, bir yandan da Fırat’ın doğusunda yeni bir egemenlik alanı açıp kendisine giderek ağır bir politik fatura çıkartan Suriyeli sığınmacıların bir bölümünü buraya yerleştirmeyi plânlamaktaydı. Ne var ki Suriye konusunda bir yeşil ışık alamamış durumda.

Putin ise, Türkiye gibi stratejik konuma sahip bir ülke üzerinden ekonomik yaptırımların arkasından dolanmayı umut ediyordu.

SOÇİ ZİRVESİ’NDE YAŞANANLAR

Sondan başa doğru söz konusu ikili Zirvede yaşananları aşağıdaki başlıkta toplayabiliriz:

  1. Ortak Bildiri

Stupnik’nin haberine göre, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin emniyetli taşınmasına yönelik İstanbul Mutabakatı’na varılmasında “iki ülkenin yapıcı ilişkilerin” rol oynadığının teyit edildiği bildiride öne çıkanlar şu şekilde özetlenebilir[1]:

  1. İki lider, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli hammaddenin kesintisiz ihracı dâhil, İstanbul Mutabakatı’nın lâfzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması gerektiğinin altını çizmişlerdir.

  2. Suriye’deki son gelişmeler üzerinde durulan görüşmede liderler, ülkede kalıcı çözüme ulaşılması için siyasi sürecin ilerletilmesine yönelik önemi vurgulamışlardır.

  3. Liderler Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etmişlerdir.

  4. İki lider ulaştırma, ticaret, tarım, sanayi, finans, turizm ve inşaat gibi sektörlerde işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde somut adımlar atılması üzerinde mutabık kalmışlardır. Bu bağlamda, iki ülke Ticaret Bakanlarının imza koyduğu “Ekonomik İş Birliği Mutabakat Zabtına göre, ticaret hacminde hedef 100 milyar Amerikan Doları ($)’dır. 2021’de rakam yüzde 57 artışla 33 milyar $ idi. Artış bu yıl da sürmektedir.

  5. Liderler, “Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi”nin sonraki toplantısının Türkiye’de gerçekleştirilmesi üzerinde mutabık kalmışlardır.

  6. Son olarak iki lider, Libya’nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine olan güçlü bağlılıklarını vurgulamışlar ve BM himayesinde yürütülen Libya liderliğindeki ve Libya sahipliğindeki siyasi sürece desteklerini yinelemişlerdir.

  7. Peskov: Putin, Erdoğan’la Bayraktar İHA alımını görüşmedi

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Putin’in Erdoğan’la görüşmesinde, Bayraktar insansız hava araçlarının Rusya’da olası üretimi veya Türkiye’den alımı konusunu görüşmediğini belirtti. Görüşmenin ardından basın mensuplarıyla konuşan Peskov, “Bayraktar İHA ile ilgili konunun ele alınıp alınmadığı” sorusuna, “hayır” olarak yanıt verdi.

  1. Novak: İki lider, doğalgaz ödemelerinin kısmen Rus rublesi ile yapılması konusunda anlaştı

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Putin ve Erdoğan arasında gerçekleşen görüşmede iki liderin, doğalgaz ödemelerini kısmen Rus Rublesi yapılması konusunda anlaştıklarını bildirdi.

Novak gazetecilere yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye oldukça önemli bir hacimde, yılda 26 milyar metreküp düzeyinde sevk edilen doğalgaz konusu ele alındı. Liderler, görüşmeler sırasında doğalgaz teslimatlarında kısmen Ruble cinsinden ödemeye başlanacağı konusunda anlaştı. Kademeli şekilde ulusal para birimlerine geçmekten bahsediyoruz ve ilk aşamada bazı tedarikler Rus Rublesiyle ödenecek.” dedi.

  1. Novak: Akkuyu Nükleer Santrali ve Türk Akımı doğalgaz boru hattının ayrıntılı olarak ele alındı.

Novak, “Başta Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşası ve bu projenin 2023’te devreye alınması ve başarılı bir şekilde çalışan Türk Akımı Boru Hattı olmak üzere, ilişkilerimizin kilit alanı olan “enerji konusu” bugün iki ülke liderleri arasında çok detaylı bir şekilde ele alındı” dedi.

Saniyen Novak, Putin ve Erdoğan’ın finans ve bankacılık konularını görüştüklerini, bu alanda anlaşmalara vardıklarını belirtti. Ayrıca, “Bugün aktif olarak ele alınan alanlardan biri de ‘ticari şirketlerimizin, vatandaşlarımızın turistik geziler sırasında ödeme yapabilmeleri, ticaret çerçevesinde para alışverişi yapabilmeleri’ için anlaşma sağlandığı finans ve bankacılık konuları da ele alındı” diye konuştu.

  1. Akkuyu’da ev ödevi eksikliği

Görüşmelerdeki başat konulardan biri de Akkuyu Nükleer Santrali’ydi. Santralin sahibi konumundaki Türk-Rus ortaklığı olan Akkuyu Nükleer AŞ’nin, yüklenici firma IC İçtaş’ın sözleşmesini feshetmesi, projenin tümüyle Ruslaştırıldığına ilişkin bir kakofoni yaratmıştı. Bu nedenle yüzde 49’luk Türk hissesi için Türk tarafının bu konuyu görüşme masasına yatırması beklenen bir yaklaşımdı.

Bu konuda Rus tarafının argümanlarının çürütülemediğini, Erdoğan’ın kendi ifadesinden çıkarmaktayız: “Akkuyu’daki çalışmaları yerinde izleyeceğim. Ondan sonra Putin’e durumu aktaracağım. Ona göre de yol haritamızı belirleyelim diyeceğim.” Kısacası, Cumhurbaşkanı ev ödevini yapmadan Soçi’ye gitmiş ve eli boş dönmüş oldu.

Halbuki Türkiye günlerdir, ROSATOM’un Akkuyu’nun tamamlanması için 15 milyar $’lık yatırımın 5 milyar $’lık kısmını Türkiye’ye aktardığına dair haberleri konuşuyordu. Bu konu da hâlâ karanlıkta, yâni para nasıl ve hangi para biriminden geldi, geldiyse nereye aktı?

Enerji krizi tırmanırken, Türkiye’nin doğalgaz pazarlıklarında nasıl bir yol izlediği ve nasıl bir hazırlık yaptığı kamuoyuna hâlâ açıklanmadı. Doğalgaz ödemeleri nasıl yapılacak? Ödemelerin Ruslar’a tahvil satarak yapma önerisi karşılık buldu mu? Belli değil.

Doğalgaz ödemelerinin kısmen Ruble ile yapılması kararlaştırıldı. Erdoğan’ın istediği ticarette belli ölçüde “karşılıklı yerel paraların kullanılmasıydı”. Ama Soçi’den çıkan mutabakat tam olarak bu değil. Erdoğan “Tabii bu ziyaretin bir güzel tarafı da şu; Putin’le Ruble üzerinde mutabık kaldık” dedi ve bunun “iki ülkeye de güç katacağını” söyledi. Keza Erdoğan, “yaptırım atlatma mekanizması” olarak başka bir katkıya da değindi (Rus tüccarlar ve turistler rahat ödeme yapabilsin diye): “Bir de Rusya’nın MİR kartı var. Beş bankamız üzerinde çalışmalarını sürdürüyor” dedi.

Bilindiği gibi aslında, Ruble ile ödeme koşulu “dost olmayan” ülkeler içindi ve Ruble ile ödeme mekanizması Rus parasını, savaş koşullarına karşın “değerli” yapmıştı. Bu durumda Türkiye’nin kazancı ne olacak? Rusların Türkiye’de Ruble harcamaları ya da Rusya’daki Türk işadamlarının alacaklarını Ruble olarak tahsil etmesi, doğalgaz ödemeleri için gerekli miktarı karşılayacak mı? Keza mutabakat fiyat indirimini de kapsıyor mu? Tüm bu hususlar henüz “örtük” durumda.

Türkiye’nin doğalgaz ödemelerinin bir kısmını Ruble ile yapacağı, MİR’in de Soçi görüşmelerinde masaya tekrar yatırıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda potansiyel tablo için şöyle bir tahmin yapılabilir: Rusların turizm için kredi kartlarıyla yapacakları harcamalar Ruble cinsinden Türkiye’nin kredi kartları merkezinde alacak hanesine yazılır ve bunun tutarı tüm sezonda 1 milyar $’ı geçmez. (Çünkü “Rus turistlerin Türkiye tatil paketleri”, Rusya’da faaliyet gösteren tur operatörleri tarafından Rusya’da satılmaktadır)

Rusya’nın doğalgaz ihracatında kısmi olarak Ruble kabul etmesinin nedeni, “uluslararası yaptırımlarla karşılaşması” ve blokajdan kaçınarak ödeme kabul edebileceği “başka bir ödeme kanalın kalmamasıdır”. Bu konuda temin edilen rakamın çok düşük bir miktar olmasının Rusya yönünden bir önemi yok. Önemli olan, bunu gönüllü yapacak bir taraf bulmuş olmasıdır.

Rusya’nın Türkiye ile böyle bir yola girmiş olmasını ikinci nedeni de, Rublenin istikrarı için döviz satarak bunu yapma kanalının kalmaması nedeniyle, dış ticaret ortaklarına “Ruble talebini yükseltecek” kanal açtırmasıdır.

  1. Rus tahılı ve gübresinin durumu ne olacak?

Ukrayna’dan sonra buğdayının diğer ülkelere taşınma sırası artık Rusya tarafına geldi. Bu konuda Putin’in beklentisini Erdoğan dile getirmiştir. İstanbul Boğazı’ndan geçen ilk gemiden sonra sırada 20 civarında gemi olduğunu belirterek, “Rusya diyor ki: ‘Benim malım çok fazla, en az 40 milyon ton mal çıkarabilirim, bizdekilere ne zaman aracılık edeceksiniz?’ İlgili bakanlıklarımız hızla çalışıyorlar, tabii arada kara kediler var” demiştir. Bu açıklamada “kara kedilerin” ne olduğunu göremiyoruz.

  1. Ankara –Şam hattında istihbarat (muhaberat) iletişimi

Suriye’ye yönelik yeni bir askeri harekât için de Rusya’dan bu görüşmede “yeşil ışık” çıkmadığı anlaşılmaktadır. Fakat Erdoğan yaptığı açıklamada, ilk kez istihbarat düzeyindeki temaslara farklı bir vurgu yaptı. Dedikleri tam olarak şöyle: “Putin, Türkiye’ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürüyor. Terörle mücadele noktasında her zaman yanımızda olacağını ifade ediyor. Burada şunu ima ediyor; ‘mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur’. Biz de diyoruz ki, istihbarat örgütümüz Suriye istihbaratıyla zaten bu konuları yürütüyor, ama bütün mesele netice almak. İstihbaratımız, Suriye istihbaratıyla bu çalışmayı yürütürken, hâlâ terör örgütleri fellik fellik at oynatıyorsa, bize destek vermeniz gerekiyor diyoruz. Bu konuda da mutabakatımız var.”

Bu sözleriyle Erdoğan’nın dediğinin açılımı: “Benim yürüttüğüm savaşı sen de yürüteceksin” şeklindedir. Zirve öncesinde Kremlin, Türkiye’nin kaygılarına hak verdiklerini belirtmişti. Ama “olası bir harekâtın iyi sonuçlar vermeyeceği” uyarısı eklenerek. 19 Temmuz’da Tahran’daki Astana zirvesinden çıkmayan yeşil ışığın Soçi’de yanması için yeni bir gerekçe sunulamamıştır. Keza ortak bildirilerde de, çözüm önerilerinde bir örtüşme görülmemektedir. Bir diğer anlatımla tarafların yol haritaları, terör örgütü tanımları ve çözüm önerileri birbiriyle uyuşmamaktadır.

  1. Suriye konusunda Türk Dışişleri Bakanı’nın Putin’in isteği yönündeki “sürpriz” açıklamaları

Putin’in yukarda özetlediğimiz talebi üzerine Dış İşleri Bakanı M. Çavuşoğlu, 11 Ağustos’taki 13. Büyükelçiler Konferansı’nın son gününde sorulan sorular üzerine, “Daha önce istihbaratlar arası görüşmelerin olduğunu, ancak daha sonra bunda bir kesinti yaşandığını ve şimdi tekrar başladığını” söyledi. Daha sonra sözlerine “bu ülkenin tek çıkar yolunun “siyasi uzlaşı” olduğunu… Teröristlerin temizlenmesi lâzım. Kim olursa olsun, adı ne olursa olsun. Ama diğer taraftan da “muhalif olan Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye olarak da böyle bir durumda buna destek olabileceğini” söyleyerek devam etti.

Çavuşoğlu, Türkiye’nin, “Suriye’nin toprak bütünlüğünü” herkesten daha çok desteklediğinin altını çizerek, “Yanı başımızda olan bir ülkenin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü ve barışı bizi doğrudan etkiliyor olumlu anlamda. Tersine gelişmeler bizi ne kadar etkiledi görüyoruz.” dedi.[2]

Kısaca Bakan, oldukça diplomatik bir dille, “Suriye’nin bölünmesini engellemek için Suriye’de güçlü bir yönetimin olması ve muhalefetle Suriye’deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız gerekli. Aksi takdirde kalıcı bir barış olmaz” demiş oldu.

Böylece Erdoğan’ın Tahran ve Soçi’de Rus Lider Putin’le buluşmalarının ardından, AKP hükümetinin “katil Esed” söyleminden “kardeşim Esad” söylemine geçişine ilişkin taşlar döşenmeye başlanmış oldu. Ancak Ankara ile Şam arasındaki 11 yıllık “savaş öyküsü” nedeniyle bu yolu aşmak kolay olmayacak, çünkü yol engellerle dolu.

Çavuşoğlu’nun bu açıklaması, Türkiye’nin “Esad rejimini yıkma” hedefiyle kurduğu ve sahaya sürdüğü ÖSO içinde rahatsızlık yarattı. İlk örneği hemen yaşandı. Çavuşoğlu’nun bu hafta ağzından çıkan iki cümle, Suriye’nin kuzeyinde TSK’nin kontrolündeki bölgelerin karışmasına yol açtı.

Maaşları AKP yönetiminin ödediği Suriye’nin kuzeyinde bölgede yaşayan unsurlar, Türkiye aleyhtarı gösteriler düzenlendi. Hatta iş, Türk bayraklarının yakılmasına kadar vardı. Bunun nedeni, Suriye’nin kuzeyinde bir “vahşi Batı” atmosferinin hâkim olmasıdır. Gösteri yapanlara göre, eğer Ankara-Şam arasında diyalog başlarsa yapılacak ilk iş, Suriye’nin kuzeyindeki silahlı güruhun Türkiye’den aldıkları maaşın kesilmesi olacaktır. Ayrıca normalleşme adımlarıyla paralel olarak Suriye devlet otoritesinin bölgeye geri dönmesi, tapu kayıtlarının da, mahkemelerin de geri gelmesini sağlayacaktır. Bundan en olumsuz etkilenecek olanlar da, bugüne kadar silahla her şeyi çözebilenler olacağı açıktır.

Mehmet Ali Güller’in dediği gibi, “aslında sorun ÖSO’nun değil, Ankara’nın Şam’la barışmasıdır”.[3] Çünkü ÖSO, Suriye yönetimini devirmek üzere “yabancı topraklarda / Türkiye’de” kurulmuş, Türkiye tarafından Esad’ı devirmesi için sahaya sürülmüş, 10 yıldır Suriye topraklarında Suriye ordusuna karşı çarpışmış bir terör grupları çatı örgütüdür. Atılması gereken doğru adım, Ankara’nın Esad ile ÖSO’yu barıştırmaya çalışması değil, ÖSO’ya desteğini çekip Türkiye’deki karargâhını dağıtmasıdır. ÖSO’ya destek kesilirse, Ankara-Şam normalleşmesi zaten başlayacaktır.

  1. Putin’in toplantıdaki azarı

Bilindiği gibi, bölgedeki yeni ortam, uluslararası konjonktür ve “Türkiye’nin mevcut kırılganlıkları”, Suriye’ye operasyon için Rusya’dan ve ABD’den mutabakat sağlanmasını zorunlu yapmaktadır. MİT ve Soçi toplantısında Ankara, MİT ve MSB raporu doğrultusunda, Tahran ile birlikte Moskova’ya SDG/YPG’ye karşı ortak operasyon teklifinde bulunur. Bunun için de Suriye ordusu ve aşiretlerle işbirliğine açık olunduğu, Suudi Arabistan, BAE, Katar gibi petro-dolar zengini Körfez Arap ülkelerinden de destek alınacağı Rus tarafına iletilir.

Peki bu öneri Rus cephesinde nasıl karşılanır? Rus lider Putin’in daha ilk andan itibaren Erdoğan’ın önerilerini sert şekilde reddettiği biliniyor. Konunun uzmanlarından bir eski dışişleri bakanlığı yetkilisi emekli diplomat Soçi’den kendisine sızan bilgiyi şu şekilde aktarmaktadır: “Toplantı baştan sona “Erdoğan’ın ısrarı Putin’in reddi” ile geçiyor. Putin Erdoğan’a, “harekât da konut da yapmayacaksın, herkes niyetinin farkında” diyor. Hatta Erdoğan “Bölgede benden iyi dostun yok deyince”, Rus lider, “Merak etme benim çok dostum var” karşılığını vermiştir.[4]

SOÇİ GÖRÜŞMELERİNİN TARAFLAR YÖNÜNDEN ETKİSİ ve DEĞERLENDİRİLMESİ

Toplantı sonunda yapılacak basın toplantısının iptal edilmesi, Putin’in herhangi bir açıklama yapmaması, Erdoğan’ın da, uçaktaki “seçilmiş gazetecilere” anlattıklarından, görüşmelerin “gergin” ve “önemli bazı konularda mutabakat sağlanmadan” geçtiği yolunda ipuçları vermektedir.

Bu görünen manzara, 4 saat süren görüşmenin, özellikle “Erdoğan’ın hiç istemediği biçimde “tatsız” geçtiğine işaret etmektedir. Öncelikle Suriye’ye Türkiye’nin yapmak istediği operasyon yönünden baktığımızda, liderler arasındaki en çetrefil, Erdoğan’ı en zor durumda bırakan konulardan biri olduğunu anlamaktayız. Dönüş yolunda uçakta Erdoğan bu durumu şöyle dile getirmektedir: “Putin’in, bunları mümkün olduğunca, rejimle birlikte çözüm yolunu tercih ederseniz, çok daha isabetli olur gibi bir yaklaşımı var”.

Erdoğan, yaklaşık üç aydır ‘Suriye’ye askeri operasyon yaptık, yapıyoruz’ yolunda çeşitli açıklamaları yaptı. Bu operasyonun neden yapılamadığı, Erdoğan’ın uçaktaki bu sözlerinden anlaşılmaktadır. Kısaca Putin, “gidin Esad ile anlaşın” demektedir.

Bu konudaki Türk tarafının “son” görüşünü de yine Erdoğan, “Biz de diyoruz ki, şu anda bizim istihbarat örgütümüz Suriye istihbaratıyla bu konuları görüşüyor, bütün mesele netice almak” sözleriyle aktarmaktadır. Yani Esad ile görüşmese bile, Suriye ile bir temasın varlığını belirtmekte, “Ben görüşmüyorum ama, kurumlar arası görüşmeler var” diyerek Putin’e, Esad ile uzlaşmaya gidebileceğinin işaretini vermektedir.

Kurumlar arasında görüşme başladığına ve bunun Çavuşoğlu tarafından da doğrulandığına göre, “Esed”yakında yeniden ”kardeşim Esad”a dönüşecek gibi durmaktadır.

Diğer bir konu da “Akkuyu Nükleer Santralı” inşası. Yakarda da bahsettiğimiz gibi Akkuyu’da, “ bir Rus şirketi ile bir Türk şirketi ortak çalışırken, Rus tarafının bu ortaklığı tek taraflı sonlandırıp, Türk şirketini devre dışı bırakması olgusu.

CHP Mersin milletvekilleri TV’lerde anlattıkları, “Ruslar santral bölgesine Türkleri almıyor” gerçeğini Ankara sadece izlemekle kalıyor. Bir diğer anlatımla, bir zamanlar Amerikan üslerine hiç bir Türk’ün girememesi “onursuzluğuna”, şimdi Rus Santralı eklenmektedir. Böylece Akkuyu, tümüyle Rus denetimine geçmektedir. Yani yapımı, mülkiyeti, işletmesi Ruslara ait, Türk tarafının “sadece alım garantisi” verdiği, atık sorununun ne olacağı belli olmayan bir “nükleer santral” statüsüne girmiştir.

Erdoğan Akkuyu ile ilgili sorulara uçakta “yuvarlak yanıtlar” vermiştir. Bu haliyle Akkuyu tam bir “bilmeceye” dönüşmüştür.

Görüşmedeki bir diğer “akçeli” konu da, yine Putin’in isteği doğrultusunda gelişmiştir. Erdoğan uçakta: “Sayın Putin ile Ruble üzerinde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alış verişlerimizi yapacağımız için Türkiye ile Rusya arasında makul noktada ayrı bir güç kaynağı olarak, Rusya’ya ve Türkiye’ye kazandıracak. Bir de Rusya’nın MİR kartı var. Şu anda beş bankamız bunun üzerine çalışıyor. Bu Rusya’dan gelen turistleri çok rahatlatacak bir süreç, onlarla alış verişlerini, otel ödemelerini yapabiliyorlar” dedi.

Böylece Türkiye’de artık “Rus kredi kartları geçerli” hâle gelmektedir. Burada Ruslara Visa ve Mastercard ile ödemeyi men eden yaptırımın, Rus Mir ödeme sistemini devreye sokarak aşılmasından söz ediliyor. Ancak tüm bunlar, Washington’un Rusya’nın yaptırımların arkasından dolanmasına olanak tanıyan ülkeleri cezalandıracağı tehditleriyle birlikte düşünülmelidir. ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Wally Adeyemo’nun bu konuda uyarılarda bulunmak için Haziran ayında İstanbul’da görüşmelerde bulunduğu bilinmektedir.

Erdoğan Rusya’dan doğalgaz almak istediğinde, Putin: “Doğalgazı Ruble ile alın, güncel kurdan” dedi. Türkiye Ruble’yi nereden bulacak? sorusuna Putin’in çözümü hazırdır: “Bizden Türkiye’ye gelen turistler harcamalarını Ruble ile yapsın!..” Erdoğan bunu da kabul etmiştir.

Türkiye’nin Rusya’ya karşı, özellikle enerji ithalatından kaynaklanan “çok büyük bir dış ticaret açığı” bulunmaktadır (33 milyar $). Bu nedenle tüm ithalâtı karşılayacak ölçüde Rubleye sahip olması olanaksız görünmektedir. Ne var ki, turizm gelirlerini, emlâk alımlarını, hatta oligarkların Türkiye’ye gelecek paralarını bir havuzda toplayıp, alacaklı Türk tarafına TL ödeme yapıp, rubleleri doğal gaz faturasının bir bölümünü karşılamak için kullanmak seçeneği teknik açıdan olanaklı durmaktadır.

Doğalgaz bedellerinin Rusya’ya Ruble olarak ödenmesi konusu aslında, ABD hegemonyasının ve kurallarını Washington’un yazdığı düzenin zayıflamasının uluslararası ilişkilerdeki bir sonucudur. Çünkü ülkeler arasında “$ yerine ulusal paralarıyla ticaret” eğilimi giderek güçlenmektedir.

Bu tablo pek çok ülke açısından, ABD’nin rakiplerini hatta müttefiklerini “yaptırım kartıyla tehdit” ettiği ve Çin’e ticaret savaşı başlattığı süreçle hızlanan bir durumdur. Bir süredir Çin, Rusya, Hindistan, İran, Türkiye ve Suudi Arabistan başta olmak üzere pek çok ülke, ABD’nin bu tutumuna karşı, ikili ticaretlerinde ulusal paralarını kullanma yolunu seçmeyi gündemlerine almışlardır.

Bu bağlamdaki gelişmelerin en önemlisi, Suudi Arabistan’ın yakın zamanda Çin’e sattığı petrolün ödemesinin Yuan ile yapılmasını önermesiydi. Suudi önerisinin gerekçesi daha da anlamlı; rezervinde Yuan bulundurmak.

Peki, Putin’in teklifi üzerine Erdoğan’ın kabul ettiği “doğalgazın Ruble ile ödenmesi” anlaşmasından kim kazançlı? Erdoğan’ın dediği gibi, iki taraf için de “kazan-kazan” nitelikli bir işlem mi?

Rusya Ukrayna’ya saldırdığında Putin, Avrupa ülkelerine de, doğalgazı Ruble ile ödeme koşulu getiriyor. Bu koşulun “Ruble’nin değerini arttırdığını” birlikte izledik.

Doğalgazı Ruble ile satmak, alış verişleri Ruble ile yapmak, Rusya için bir “kazanç”, Türkiye için bir “kayıp” olduğu çok açıktır. Şöyle ki, son 1 yıllık TL – Ruble kur dengesine baktığımızda şu tabloyu görmekteyiz:

10 Ağustos 2022 itibariyle TL, son bir içinde “Ruble karşısında yüzde 60.46; Amerikan Doları karşısında yüzde 51.81 oranında değer yitirmiştir”. Biz iktisatçılar “Türkiye’nin, TL’nin daha fazla değer kaybettiği para birimiyle yaptığı dış alımda (mal, hizmet), Türkiye’nin üstlendiği maliyetin artmakta ve daha çok kaybetmekte” olduğunu biliriz.

Sonuçta Erdoğan, Putin’in dayatması karşısında, göz göre göre, ekonomist olarak vâkıf olması gereken bu kayba razı olmuştur.

Erdoğan Rusya dönüşü, Eylül ayında Özbekistan’da toplanacak Şangay zirvesine Putin’in ricası üzerine katılacağını söyledi.[5] Türkiye başından beri Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olmak istemektedir. Ancak bu yapının temel kuruluş amaçlarından birinin de, köktendinci, cihatçı örgütlerle mücadele olduğu biliniyor. Türkiye bu oluşumlarla bağını koparamadığı için üye kabul edilmiyor, “gözlemci ülke” statüsünde tutulmaktadır. Eylül toplantısında tam üye yapılıp, Avrasya blokuna geçiş yaptığına ilişkin bir mesaj verilir mi? Şu aşamada tam olarak yanıtlanamayacak bir soru olarak durmaktadır.

SONUÇ YERİNE

Türkiye açısından görünen o ki, Kafkasya’dan Suriye’ye ve Kuzey Afrika’ya, AKP yönetiminin bu aralar pek bir sık başvurduğu “değişen koşullar” doğrultusunda yeni bir döneme girilmek üzere. ABD ve Çin’in ardından bir diğer küresel/bölgesel güç merkezi Rusya ile kurulan ilişki, bir “denge” olmaktan çıkıp, tek yanlı bir “bağımlılık ilişkisine” dönüşmüş durumdadır. Bu durum da Dağlık Karabağ’dan Libya’ya, Suriye’den Doğu Akdeniz’e pek çok cephede Ankara’yı Moskova’ya muhtaç duruma getirmektedir.

Diğer yandan, “yol ayrımına geldiğinde Türkiye’nin Batı’dan yana olacağı” Rusya’da “kurumsal bir kanaat” durumundadır. Putin de Erdoğan’a güvenmiyor ama onu kendi limanlarında yüzdürmenin stratejik kazanımlarına inanıyor. Bugün Şanghay, belki sonra BRICS.

İki lider arasındaki “kavgalı işbirliği” modelinden Putin’in çok yararlandı. Erdoğan’ın hesapsız maceraları sayesinde Suriye’ye kazık çaktı, buradan Körfez’le ilişkilere yeni yollar ekledi, Libya’da ayağına yer açtı, Suriye-Libya bağlantıları üzerinden Afrika operasyonlarını genişletti, Karabağ’a barış gücü misyonuyla Güney Kafkasya patronluğuna geri döndü. Erdoğan Suriye, Libya ve Kafkasya’da Putin’in eline bakıyor. Stratejik ilişkilerin hatırı her zaman Erdoğan’ı şenlendirecek sonuçlar vermiyor. Bu olgular, iki lider arasında kimin kazandığına işaret etmektedir bizce.

Bugünkü haliyle kimileri Putin’i, 2023 seçiminde Erdoğan’ı kurtaracak lider olarak görmektedir. Ama bizce güçlü bir beklenti olarak görülmemektedir. ABD ve Batı cephesi ile ilişkileri rayına sokmakta zorlanan Erdoğan‘ın baş aşağı giden iktidarını, bir son hamleyle kurtarma arzusuyla başvurduğu Soçi’deki “uçurum diplomasisi (brinkmanship)”nin işe yaraması için mucizeler gerekmektedir.

Karşılıklı çıkarlar olduğu kadar karşılıklı güvensizlikler üzerine kurulu bir ilişki var Türkiye ve Rusya arasında. Bu durum Türkiye ile Rusya arasında yeni bir dengenin kurulmasına imkân verebilir. Soçi’de kurulabilecek bu yeni dengenin Türkiye’nin lehine işlemesi önünde bir büyük engel, ne yazık ki ülkenin yaşadığı ekonomik çöküntü, yaşanan ağır ekonomik krizdir. Erdoğan’ın krizin kendi politikalarından kaynaklandığını kabul etmemesi ise, hem Türkiye’nin hem de kendisinin en büyük sorunudur.

Bilindiği gibi Erdoğan, gerginlik ve “uçurum kenarı diplomasisini” pek sevdiği, hassas dengeler üzerinden pazarlık gücünü artırmaya yönelik fırsatlar kolladığı bilinmektedir. Putin ile bir adım daha yakınlaşmayı, elbette Atlantik İttifakı’nca karşılıksız bırakılmayacaktır. Öte yandan Türkiye’nin kolayca gözden çıkarılamayacak stratejik bir konumda olduğu da bir gerçektir. Şu aşamada son Soçi açılımının Erdoğan için son derece riskli olduğu söylenebilir.

Yine 1970’lerde “70 sente muhtacız” deneyiminden sonra Süleyman Demirel’in 1990’larda söylediğini anıyoruz: “Türkiye bir daha asla siyasi şartlı para arar hale gelmemelidir.” O noktaya geliyoruz sanki.

[1] “20 gün içinde ikinci görüşme: Soçi’de Putin- Erdoğan zirvesinin ardından ortak bildiri yayınlandı”, Stupnik, 5.08.2022, https://tr.sputniknews.com/20220805/erdogan-putinle-gorusme-icin-sociye-gitti–1059540388.html

[2] “Suriyeli muhalifler, Çavuşoğlu’nun açıklamalarına karşılık Türk bayrağı yaktı”, BirGün, 12.08.2022, https://www.birgun.net/haber/suriyeli-muhalifler-cavusoglu-nun-aciklamalarina-karsilik-turk-bayragi-yakti-398754

[3] Mehmet Ali Güller, “ÖSO karargâhı dağıtılmalı”, Cumhuriyet, 13.08.2022, https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/oso-karargahi-dagitilmali-1969029

[4] İbrahim Varlı, “Soçi Erdoğan’ın ölüm saltosu mu?”, BirGün, 9.08.2022, https://www.birgun.net/haber/soci-erdogan-in-olum-saltosu-mu-398334

[5] Şangay İşbirliği Örgütü’nün şimdilerdeki üye sayısı 8 olup, İran’ın katılımı ile 9 olacaktır.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

bottom of page