top of page

Sanayileşmeden büyüme (!) deneyimi ve sonuçları

TÜİK tarafından açıklanan Eylül Ayı verilerine göre, takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi yüzde 2,7 oranında gerileme göstermiştir. Bu sert inişte başat etken, yüzde 3,2 düşüşle imalât sanayi oldu. Toplam sanayi içinde hem “üretim değeri”, hem de” istihdam hacmi” bakımından en büyük paya sahip olan imalât sanayinin bu sert inişe katkısı neredeyse yüzde 5 olarak gözlenmektedir.

SANAYİLEŞME VE ÖNEMİ

Sanayi, emek ve sermayeyi kullanarak hammaddeleri ve yarı mamul maddeleri işleyip mamul madde haline dönüştüren tüm üretim faaliyetleri olarak tanımlanmaktadır. Sanayileşme, bir bölgede veya ülkede sanayi etkinliklerini ön plana çıkarmak için yapılan sosyal, ekonomik ve mühendisliğe ilişkin çalışmaların tümü olarak da tarif edilmektedir.

Uluslararası sınıflandırmada sanayi sektörü; imalat sanayi, madencilik, elektrik, su ve inşaat sektörlerinin katılımıyla geniş anlamda tanımlanmaktadır. Gıda, içki, tütün, dokuma, giyim eşyası, orman ürünleri, mobilya, kâğıt ürünleri, kimya, plastik, metal ana sanayi, makina-teçhizat, ulaşım aracı gibi sanayi sektörleri imalat sanayi içerisinde yer almaktadır. Sanayi sektörü içinde imalat sanayi, en önemli ve dinamik alt sektördür. Bu alt sektör, her ülkenin üretim değeri ve istihdamı açısından, yadsınamayacak bir öneme sahiptir.

Makina imalât sanayinin, imalât sanayi içinde özel ve önemli bir yeri vardır. Bu sanayi kolu, imalât sanayinin hemen hemen bütün sektörlerine girdi verir ve bu sektörler için itici güç olmaktadır. Makina imalât sektörü, imalât sanayi içinden sağladığı girdilerle, hem sanayinin diğer sektörlerine çok çeşitli mal ve hizmet temin eden makina, aksam ve aletleri üreterek, hem de bu makinaların ürettiklerini tüketiciye sunarak öncelikli ve ayrıcalıklı bir işlev üstlenmektedir.

Günümüz dünyasında, gelişmiş ekonomilerin aynı zamanda sanayileşmiş ülkeler olmaları, ekonomik gelişme ile sanayileşme arasında çok yakın bir ilişkinin olduğunun açık bir kanıtıdır. Zaten öteden beri iktisatçılar, sanayileşmenin, iktisadi büyümenin ve kalkınmanın itici gücü olduğunu; yani iktisadi kalkınmada en hayati fonksiyonun sanayileşmeye bağlı olduğunu kabul etmişlerdir. Keza sanayi, hem “ölçek kazancı”, hem de “verimlilik”* unsurlarını bünyesinde barındırmakta, hem de gerek diğer sektörlerle olan bağlantısı, gerekse yarattığı katma değer ve istihdam bakımından ekonomik büyümenin kilit sektörü konumundadır. Bir diğer ifadeyle, sanayi üretimindeki gidişat, toplam ekonomideki gidişat hakkında da güçlü ipuçları vermektedir.

Kaldor Teorisi olarak da literatürde yeri olan sanayileşmenin yukarıdaki paragraftaki işlevi, Türkiye’nin plânlı kalkınma dönemlerinde somut sonuçlarını vermiş ve bu dönemlerde ülke “sürdürülebilir büyümeyi” gerçekleştirmiştir.

SANAYİ ÜRETİMİ KONUSUNDA TÜRKİYE’DE SON İŞARETLER

Ülkemizdeki sanayi sektörü, toplam istihdamın yaklaşık yüzde 20’sini, yani çalışan her beş kişiden birinin iş yerini temsil etmektedir. 2017’nin başından itibaren sanayi üretim verilerini gösteren aşağıdaki “takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranları grafiğinden, 2015=100” incelendiğinde, 2017 sonundan bu yana sanayi üretiminin “iniş trendinde” olduğunu ve bu temayülün 2018’in Ağustos ve Eylül aylarındaki “çok sert” niteliğini görmekteyiz. Söz konusu endeks sayıları, sanayi üretiminin iki yıl sonra ilk kez daraldığını (önceki daralma 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında yaşanmıştı). Açıklamaktadır.


Kaynak: TÜİK, 16.11.2018

Eylül Ayı’ndaki “takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi”, bir önceki aya göre yüzde 2,7 gerileme gösterirken, bu sert inişteki başat rolü, yüzde 3,2 düşüşle imalât sanayi oynamıştır.

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış ana sanayi grupları incelendiğinde, Eylül Ayı’nda bir önceki aya göre en fazla artış yüzde 7 ile “dayanıklı tüketim malları” sektöründe gerçekleşirken; en yüksek düşüş de, yüzde 19 ile “yüksek teknoloji” sektöründe olduğu gözlenmektedir.

DÜŞÜŞÜN SÜRECEĞİ BEKLENTİSİ

Sanayi sektöründeki bu sert inişin devam edeceği güçlü bir ihtimal olarak durmaktadır. Bu beklentiyi kuvvetlendiren olguların ilki, aşağıda grafiklenmiş olan “mevcut kayıtlı toplan siparişler (Denge)” endeksidir.


Kaynak: TCMB, İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi, Kasım 2018

Beklentimizi destekleyen bir diğer olgu da, 2018 yılı Kasım Ayı’ndan bu yana imalat sanayi genelinde “kapasite kullanım oranındaki (KKO)” düşüşün sürmesidir. Aşağıdaki grafikte izleyebileceğiniz gibi KKO, bir önceki aya göre 1,3 puan azalarak yüzde 74,1 seviyesinde gerçekleşmiştir.


TCMB, İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı, Kasım 2018

Tüm bu verileri alt alta getirdiğimizde, ekonominin üretim kısmındaki verilerin,“daralmanın süreceğine” işaret ettiği anlaşılmaktadır.

SONUÇ YERİNE

Yukarıda değindiğimiz bu öncü göstergeler, ekonomideki kriz dinamiklerinin, finansal alandan çok “reel kesimde biriktiğini” (ağırlıklı olarak sanayi) ortaya koymaktadır. Etki alanının büyüklüğü nedeniyle, ülke sanayiinde gözlenen bu sıkıntı, ülke ekonomisinin bütününü çok derinden etkilemektedir.

Bu konuda son olarak, ülke sanayi yapısındaki kırılganlığın temel nedenleri olan;

– uluslararası mal ve para piyasalarının, ülkemizi “ucuz ithalât cennetine” dönüştürmesini,

– küresel işbölümündeki montaj sanayinin, ülkemizi taşeron bir üretici haline getiren bir yapısını,

– rekabetçi teknoloji kullanan sanayi üretimi yerine, ucuz işgücüne dayalı rekabet gücünü tercih eden iç politikasını,

– ülke ekonomi yönetiminin, “sanayisizleşme” gibi, kısa vadeli bir “ekonomi popülizmini” tercih etme yanlışlarını,

saymadan geçemeyeceğiz.

Peki, bedelini kim ödeyecek bu hatalı politikaların. Herhalde bu yanlışlara karar verenler ve bunu görmezden gelenler.! Yoksa yine bu kez de ülkemin emekçisi, emeklisi ve esnafı mı?

(*):Uzun dönemde çalışan işgücü başına düşen reel sınai çıktı değeri.

2 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Tırmanan Dış Ticaret Açığı Ve Ödemeler Dengesi Sorunu

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

İç Borç Yükü Batağı

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

Comments


bottom of page