top of page

Sıfır Emisyonlu Enerji Ekonomisi Umudu

Ekim ayındaki iki yazımız da, dünya ve Türkiye için önemli riskler ve sıkıntılar içeren “enerji krizi” hakkındaydı.[1] Bu haftaki yazımızı da, konu hakkında yayınlanan üç uluslararası raporun irdelenmesine ayırarak, Sonbahar başından bu yana enerjide yaşanan sıkıntılar hakkındaki yazı dizimizi sonlandırmayı düşündük.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), enerji piyasalarının gelecek 10 yılına odaklandığı Dünya Enerji Görünümü- 2021/ World Energy Outlook 2021 (WEO) raporunu yayımladı.[2] Bu şekilde IEA bu yıl ilk kez, “küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma” hedefiyle uyumlu ve “net sıfır emisyonlu ekonomi” senaryosu olan Net Zero by 2050 (NZE2050) özel raporunu[3] WEO’a dâhil etmiş oldu.

Yine Ekim ayında Climate Transparency, G20 ülkelerinin iklim değişikliğiyle ilgili çalışmalarını karşılaştırmalı olarak değerlendiren “2021 İklim Şeffaflığı Raporu (Climate Transparency Report 2021)”nu yayımladı.[4]

NZE2050 ve WEO RAPORLARI

IEA tarafından Mayıs ayında yayımlanan NZE2050 raporu, yayımlayan kurum tarafından “küresel enerji sektörü için yol haritası” olarak tanımlanmaktadır. Raporun içeriği, “küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma” hedefiyle uyumlu ve “net sıfır emisyonlu ekonomi” senaryosundan oluşmaktadır.

Bu özel rapor, istikrarlı ve uygun fiyatlı enerji kaynakları, evrensel enerji erişimi ve güçlü ekonomik büyüme ile birlikte, 2050 yılına kadar “net sıfır enerji sistemine” nasıl geçileceğine dair IEA’nın hazırladığı kapsamlı bir çalışmasıdır. Fosil yakıtlar yerine güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynakların egemen olduğu “temiz, dinamik ve esnek bir enerji ekonomisiyle” sonuçlanan “uygun maliyetli ve ekonomik olarak üretken” bir yol sunmaktadır. Rapor ayrıca, “biyoenerjinin” oynadığı rol, “karbon yakalama ve net sıfıra ulaşmadaki davranış değişiklikleri” gibi temel belirsizlikleri de ele almaktadır.

IEA bu özel raporunda, dünyanın “2050’de net sıfır emisyonlu küresel bir enerji sektörü” inşa etmek için uygun bir yola sahip olduğunu; ancak bunun dar olduğunu ve enerjinin küresel olarak nasıl üretildiği, taşındığı ve kullanıldığı konusunda “benzeri görülmemiş bir dönüşüm” gerektirdiğini belirtmektedir. Bu hedefin, şimdilerde fosil kaynaklarlardan elde edilen enerji üretiminin, toplam enerji talebinin yüzde 83’ünü karşıladığı göz önüne alındığında, “ne kadar iddialı olduğu” anlaşılmaktadır.[5]

NZE2050’a göre önümüzdeki on yıllarda net sıfır emisyon elde etme taahhüdünü açıklayan ülke sayısı artmaya devam etmektedir. Ancak bugüne kadar hükümetlerin taahhütleri tam olarak yerine getirilmiş olsa bile, küresel enerjiyle ilgili “karbondioksit (CO2) emisyonlarını 2050 yılına kadar net sıfıra getirmek” için gerekenlerin “çok gerisinde” kalmakta ve dünyaya küresel sıcaklık artışını 1,5C° ile sınırlama şansı vermektedir.

Söz konusu “yol haritası”, “2050 yılına kadar net sıfıra küresel yolculuğa” rehberlik etmek için 400’den fazla kilometre taşı ortaya koymaktadır. Bunlar arasında, bugünden itibaren “yeni fosil yakıt tedarik projelerine yatırım yapılmaması” da yer almaktadır. Keza bunların arasında, 2035 yılına kadar “yeni içten yanmalı motorlu binek otomobil satışı olmaması” ve “2040 yılına kadar küresel elektrik sektörünün net sıfır emisyona ulaşmış olması da” bulunmaktadır.

Söz konusu yol haritası, 2030 yılına kadar “yıllık güneş PV ilavelerinin” 630 gigawatt’a ve “rüzgâr enerjisinin”nin de 390 gigawatt’a ulaşmasını gerektirmektedir. Bu hedefin bir anlamı da, solar PV için “dünyanın mevcut en büyük güneş parkını” kabaca her gün kurmaya eşdeğer olmasıdır. Bu amaçlar, 2030’a kadar yılda ortalama yüzde 4 olan küresel “enerji verimliliği iyileştirme oranını” gerektirmekte olup, bu da son yirmi yıldaki ortalamanın yaklaşık üç katıdır.

Net sıfır yolunda bugün ile 2030 arasında CO2 emisyonlarındaki küresel azalmaların çoğu, günümüzde kolayca bulunabilen teknolojileri kullandığı öngörülmüştür. Ancak 2050’de, indirimlerin neredeyse yarısının, şu anda yalnızca tanıtım veya prototip aşamasında olan teknolojilerden geldiği; bu nedenle de hükümetlerin, AR-GE harcamalarının yanı sıra, temiz enerji teknolojilerini araştırma ve uygulama harcamalarını hızla artırmasını ve yeniden önceliklendirmesini gerektirdiği ortaya çıkmaktadır.

*Önlemlerin küresel ekonomiye katkıları

IEA Başkanı Fatih Birol’un dediği gibi, “Temiz enerji geçişi insanlar için ve insanlara yöneliktir”. Bu bağlamda, erişimi olmayan yaklaşık “785 milyon kişiye elektrik” ve “elektrikten yoksun 2,6 milyar kişiye temiz pişirme çözümleri” sağlamak, anılan “net sıfır yolunun” ayrılmaz bir parçasıdır. Bunun maliyeti, yıllık ortalama enerji sektörü yatırımının yaklaşık yüzde 1’ine karşılık gelen yaklaşık 40 milyar $’dır.

IMF ile IEA’nin ortak bir analizine göre, net sıfır yolunda 2030 yılına kadar toplam yıllık enerji yatırımı 5 trilyon $’a ulaşarak, “küresel GSMH’nın büyümesine” yılda fazladan 0,4 yüzde puanı eklemektedir. Böylece, özel ve kamu harcamalarında sıçrama, enerji verimliliği de dâhil olmak üzere temiz enerjide ve ayrıca mühendislik, imalat ve inşaat sektörlerinde milyonlarca iş olanağı yaratılıyor olacaktır. Tüm olgular, “2030 yılı küresel GSMH”yı, mevcut eğilimlere göre ulaşabileceğinden “yüzde 4 daha yüksek” konuma taşımaktadır.

Tüm bu önlemlerin hayata geçmesiyle 2050’de “enerji dünyası” tümüyle farklı bir görünüme sahip olacaktır. Bu nitelikleri aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz:

– “Küresel enerji talebi”, günümüze göre yaklaşık “yüzde 8 daha küçüktür.” Ancak bu enerji talebi, “iki katından daha büyük bir global ekonomiye” ve “2 milyar daha fazla bir nüfusa” hizmet etmektedir.

– Elektrik üretiminin neredeyse yüzde “90’ı yenilenebilir kaynaklardan” gelmekte; “rüzgâr ve güneş PV’si” birlikte neredeyse “yüzde 70’e ulaşmıştır”. Geri kalanın çoğu nükleer enerjiden elde edilmektedir.

– Fosil yakıtlar, bugün toplam enerji arzının neredeyse beşte dördünden biraz fazlasına karşılık gelirken, bu defa güneş, dünyanın en büyük enerji kaynağı kaynağıdır.

*Bu yolda karşılaşılacak sorunlar

2050 yılına kadar net sıfıra giden yolda yeni enerji güvenliği sorunları ortaya çıkacak; petrol ve gazın rolü azalsa bile, bu konuda uzun süredir devam eden sorunlar devam edecektir. Keza petrol ve doğal gaz üretiminin daralması, bu yakıtları üreten tüm ülkeler ve şirketler için geniş kapsamlı etkileri görülecektir.

“Net sıfır” yolunda yeni petrol ve doğal gaz alanlarına ihtiyaç yoktur ve tedarikler giderek az sayıda düşük maliyetli üreticide yoğunlaşacaktır. OPEC’in “çok azaltılmış bir küresel petrol arzındaki payı”, son yıllarda yaklaşık yüzde 37’den 2050’de yüzde 52’ye yükselerek, “petrol piyasaları tarihinin herhangi bir noktasından daha yüksek bir seviyeye” ulaşmış olacaktır.

“Elektriğin artan öneminden” kaynaklanan artan “enerji güvenliği sorunları” arasında, bazı yenilenebilir kaynaklardan sağlanan “arzın değişkenliği ve siber güvenlik riskleri” yer alacaktır. Ayrıca, temel temiz enerji teknolojileri ve altyapısı için gerekli olan “kritik minerallere artan bağımlılık”, geçişi engelleyebilecek fiyat dalgalanmaları ve arz kesintileri risklerini de beraberinde getirecektir.

Bu bağlamda “kritik minerallerin hızla büyüyen rolü”, hem kaynakların “zamanında mevcudiyetini”, hem de “sürdürülebilir üretimi” sağlamak için “yeni uluslararası mekanizmalar” gerektiriyor olması da net bir gerçek olarak durmaktadır.

2021 İKLİM ŞEFFAFLIĞI RAPORU

Climate Transparency, G20 ülkelerinin iklim değişikliği ile mücadelesine dair değerlendirmelerin karşılaştırmalı olarak sunulduğu 2021 İklim Şeffaflığı Raporunu açıklandı.

2021 İklim Şeffaflığı Raporu’na göre, sera gazı emisyonları C0vid-19 salgını ile kısa bir düşüş döneminin ardından G20 genelinde yeniden yükselişe geçti ve Arjantin, Çin, Hindistan ve Endonezya’nın 2019 emisyon seviyelerini aşması öngörülmektedir.

Raporun baş yazarlarından Gahee Han, “Küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 75’inden sorumlu olan G20 ülkeleri genelinde emisyonların yeniden yükselişe geçmesi, “net sıfır taahhütlerini” yerine getirmek için emisyonların “acilen keskin ve hızlı bir şekilde azaltılması” gerektiğini gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Raporda, G20 ülkelerinde güneş ve rüzgâr enerjisine yapılan yatırımların artmasıyla, kurulu gücün 2020’de yeni rekorlar kırması gibi “bazı olumlu gelişmelere” de yer verilmektedir. Bunlardan bir diğeri de, “yenilenebilir enerjinin enerji arzı içindeki payı” 2020 yılındaki yüzde 10 iken, 2021 yılında yüzde 12’ye çıkmasının öngörülmesidir.

Diğer yandan, “elektrik ve ısı elde etme amaçlı enerji” sektöründe “yenilenebilir enerjinin payı”, 2015 ve 2020 arasında yüzde 20 arttı ve 2021’de G20’nin enerji karmasının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturacağı tahmin edilmektedir.

Ancak yine de olumlu bu gelişmelere karşın “fosil yakıtlara bağımlılık azalmamaktadır”. Aksine, “kömür tüketiminin 2021’de yaklaşık yüzde 5 artacağı” tahmin edilirken, “2015-2020 yılları arasında G20 genelinde doğalgaz tüketimi” hâlihazırda yüzde 12 yükseldi. Rapor, kömürdeki büyümenin ağırlıklı olarak “en büyük küresel kömür üreticisi ve tüketicisi” olan “Çin”de gerçekleştiğini, Çin’in “ardından ABD ve Hindistan”ın geldiğini vurgulamaktadır.

Söz konusu rapora göre, G20 hükümetlerinin çoğunun, fosil kaynaklı enerjiden yenilenebilir enerjiye dönüşümü kabul etmiş durumdadır. Ağustos 2021 itibariyle 14 G20 üyesi, küresel sera gazı emisyonlarının neredeyse yüzde 61’ini kapsayacak şekilde, “net sıfır hedefleri” belirlemiştir.

Eylül 2021 itibariyle, 13 G20 üyesi (Fransa, Almanya ve İtalya dâhil) katkı beyanlarında yaptıkları güncellemeleri resmi olarak sunarken, altı ülke 2030 için daha iddialı hedefler belirlemiş durumdadır.

KISACA AVRUPA’DA ENERJİ FİYATLARI

Yazımızın başlangıcında belirttiğimiz çalışmalarımızda ayrıntılı olarak ele aldığımız gibi, son dönemde “ekonomik toparlanmanın” başlaması “küresel doğal gaz talebini” artırdı ve doğal gaz arzının sabit kalmasıyla birlikte “fiyatlar hızla yükselişe” geçti. Bu bağlamda Avrupa’da “aylık vadeli kontratlarda doğal gaz fiyatı”, son bir yılda yüzde 600’ün üzerinde artarak rekor seviyelere ulaştı. Küresel ölçekte “kömür ve doğal gaz sepet fiyatındaki artış” da, Mayıstan bu yana yüzde 95’e ulaşmıştır.[6]

Normal şartlarda elektrik üretiminin yüzde 20’sinin doğal gazdan karşılandığı Avrupa’da, kuraklık nedeniyle hidroelektrik santrallerinde üretimin düşmesi ve rüzgâr enerjisinden elektrik üretiminin de azalması, “üretimde gazın payını” yükseltti.

Bu arada elektrik üretiminde “doğal gazın payı yüksek” olan Avrupa enerji piyasalarında, doğal gaz fiyatlarının artması ve talebin yükselmesi nedeniyle ”elektrik fiyatları da hızla tırmandı”.

Kış aylarında da Avrupa ülkelerinin doğal gaz talebinin daha da artması ve elektrik fiyatlarının daha fazla yükselmesi güçlü bir beklentidir. Avrupa’da bu yaşananlar aynı şiddetle Çin, Hindistan ve Brezilya’da da karşılığını bulmaktadır.

Avrupa’nın yaşadığı enerji krizi, Brüksel’de “21-22 Ekim’de gerçekleştirilecek AB Liderler Zirvesi”nde de ele alınacaktır.[7]Bunun yanında, dünya liderlerinin de katılacağı COP26 olarak da bilinen “2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansının” 26.sı 31 Ekim – 12 Kasım tarihleri ​​arasında İskoçya’nın Glasgow şehrinde, Birleşik Krallık başkanlığında toplanacaktır.[8]

Bu arada, özellikle Çin ve Hindistan başta olmak üzere bazı ülkelerde yeniden “kömür kaynaklı elektrik enerjisi” üretimine dönüş yönlü hareketin başladığı ve enerji maliyetlerinin hızla yükseldiği izlenmektedir. Bu durumun, Paris Anlaşması ile hukuki zemini sağlamlaştırılan “karbon salınımını kısıtlayıcı enerji politikalarını” içeren “küresel iklim mutabakatının” uygulanması konusunda “gecikme/aksaklığa yol açma riskinin nasıl aşılacağı” hususunda henüz açık ve anlaşılır bir bilgi olmaması da, işin en “kırılgan” tarafı olarak durmaktadır.

[1] “Küresel Toparlanmada Kırılma: Emtia Fiyatlarındaki Yükseliş”, Eskimeyen, 11.10.2021; “Farklı ve Derin Bir Küresel Enerji Krizi”, Anka Enstitüsü, 14.10.2021

[4] “Climate Transparency Report 2021- C0mparing G20 Climate Action Towards Net Zero”, Climate Transparency, Ekim 2021, https://www.climate-transparency.org/wp-content/uploads/2021/10/CT2021-Highlights-Report.pdf

[5] “The first big energy shock of the green era”, The Economist, 16.10.2021, https://www.economist.com/leaders/2021/10/16/the-first-big-energy-shock-of-the-green-era?frsc=dg%7Ce

[6] The Economist, agm.

[7] “AB, artan enerji fiyatlarıyla mücadele için öneri paketi hazırladı”, Temiz Enerji, 14.10.2021, https://temizenerji.org/2021/10/14/ab-artan-enerji-fiyatlariyla-mucadele-icin-oneri-paketi-hazirladi/

[8] The Economist, agm.

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Tırmanan Dış Ticaret Açığı Ve Ödemeler Dengesi Sorunu

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

İç Borç Yükü Batağı

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

Commenti


bottom of page