top of page

ORTA SINIFIN YOK OLUŞU VE HIZLA YOKSULLUĞA GEÇİŞ

4 Mayıs’ta TÜİK, geçen yıl yapılan ve 2021 yılındaki durumu gösteren “gelir dağılımı” ve “yoksulluk” istatistiklerini peş peşe açıkladı.[1]

Söz konusu gelir dağılımı istatistikleri bize;

- en yoksul yüzde 40'lık kesimin gelirinde kayda değer bir değişiklik olmayıp, onların yine yoksul kalmaya devam ettiğini,

- gelirden aldığı payı yüzde 40 ile yüzde 95 arasında olanların kayba uğradığını,

- en zengin yüzde 5’lik kesimin ise, yıllar itibariyle şimdiye kadar görülmedik bir gelir artışı sağladığını,

göstermektedir.

Keza, üç yıl aradan sonra yayınlanan ve eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine göre hesaplanan “yoksulluk” konusundaki veriler de, “yoksulluk oranının” 2021 yılında arttığını; Türkiye’de 18 milyondan fazla kişinin “yoksul” olduğunu yansıtmaktadır.


BOZULAN GELİR DAĞILIMI

Yukarıda anılan istatistiğe göre, hane halkı kullanılabilir gelirinin, eşdeğer hane halkı büyüklüğüne bölünmesiyle elde edilen "eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine" göre 2021 yılında;

- “en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik grubun” toplam gelirden aldığı pay, bir önceki yıla kıyasla 1.3 puan artarak yüzde 47,9 oldu,

- “en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun” aldığı pay 0.2 puan azalarak yüzde 6'ya geriledi.

Kısacası en zengin yüzde 20’nin, toplam gelirin yarısına sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda özetlediğimiz gözlemimizi aşağıdaki, “Hanelerin Gelirden Aldığı Payı” gösteren (2) numaralı tablo daha açık olarak yansıtmaktadır.

Bu arada, gelir dağılımındaki bozulmanın başladığı ve henüz cehennemin kapısında olduğumuz 2021 yılını ana hatlarıyla hatırlamakta yarar var: Ekonomik kriz, değil zirve yapmak, yeni yeni başlamaktadır. Salgının etkisi var ama öyle çok olağanüstü bir olumsuzluk da yaşanmıyor. Tuhaf ekonomik kararlar bu yılın sonbaharında alınmaya başlanıyor, ekonominin sorun gösteren yüzüne ilişkin temel gösterge sayılan “kurdaki tırmanış” da, yılın son birkaç ayında kendini gösteriyor. Kısacası, yılın üçte ikisi sakin geçiyor ve bir olağandışı durum yok. Şöyle ki, enflâsyondaki yıllık artış oranı, yüzde 14’e yakın yükselişin yaşandığı Aralık ayından sonra ancak yüzde 36’ya çıkıyor.

Aslında 2021’de, 2022’de yaşanacak büyük ekonomik çöküşün tohumları atılmıştı. O tohumların verdiği zehirli meyveleri 2022’de gördük. Toplumun tüm katmanları bu meyveleri yemek zorunda kaldı ve tüm bireylerde rahatsızlık oluştu. Oluşan bu rahatsızlıkla ilgili tahlil sonuçları önümüzdeki yıl TÜİK’ca açıklanacak. Ama rahatsızlık yaşandığı ve bu deneyimlenmenin hâlâ sürdüğü açık bir gerçektir.






Tablo:1



Kaynak: TÜİK[2]

2018’den bugüne başta orta sınıf olmak üzere, çalışan kesim fakirleşti. Servet transferi hızlandı. 2021’de en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik nüfus, toplam ulusal gelirin (GSYH) yüzde 48’ini aldı. Yukardaki (1) numaralı tabloda, söz konusu “gelir adaletsizliği” net bir şekilde görülmektedir.

· Pozitif Değişimi En Yüksek Olan En Zengin Yüzde 5

Aşağıdaki (2) numaralı tabloda açıkça izlenebildiği gibi en zengin yüzde 5, yıldan yıla değişim anlamında şimdiye kadar görülmedik bir gelir artışı (1 yılda 2 puan) sağlamıştır.

Tablo: 2



Kaynak: TÜİK

Görüldüğü gibi en zengin yüzde 5’lik kesiminin gelirden aldığı pay 2021 yılında yüzde 23.3’e çıktı. Önceki on altı yıla (2005- 2020) baktığımızda, böyle bir oranın hiç deneyimlenmediğini; bir başka ifadeyle, en zenginin hiç böyle zengin olmadığını(!) görmekteyiz.

Gelir piramidinin tepesinde yer alan en zengin yüzde 5’lik kesimin gelirden aldığı payın 2005- 2020 döneminin ortalaması yüzde 21,1; 2020 ve 2021 yıllarındaki oranlar da sırasıyla yüzde 21,3 ve 23,3.

Tablonun aktardığı bir diğer gerçek de, hanelerin en zengin yüzde 5’i, en yoksul yüzde 5’ten tam 26 kat fazla kazanca sahip olduğudur. Bu bağlamda bir diğer çıkarım da, en zengin yüzde 5’in, hanelerin tam yarısının sahip olduğu geliri elde ediyor olmasıdır. Yani gelirde son yüzde 5’lik grup, ilk yüzde 50’ye eşit durumdadır.

· Az Zengin Olanların da Yoksullaşması

Gelir sıralamasında ilk yüzde 40’ta yer alanların toplam gelirdeki payları hemen hemen aynı kalmış durumdadır. Gelir kaybı yüzde 40’ın üstünde başlıyor ve son yüzde 5’e, ya da diğer bir ifadeyle yüzde 95’e kadar sürüyor. En zengin yüzde 20’nin bile sadece son halkası zenginleşmiş olup, öncekilerin payı azalmıştır.

Aslında bu veriler, “orta direğin yok olduğunun” göstergesi olarak değerlendirilmelidir. 2021 verileri daha da ötesini vurgulamaktadır. Artık sadece orta direğin yok olmasının ötesine geçilip, görece zengin olanlar da yoksullaşmaya başlamış olduğu görülmektedir.

· Azalan Gini Katsayısı ve P80/P20 oranı[3]

Gini katsayısı, gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden biri olup, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, 1'e yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade eder. 2021 yılı verilerine göre Türkiye’de Gini katsayısı, 0,415 beş ile bozulma eğilimini sürdürmektedir.

Daha öncede belirttiğimiz gibi, nüfusun en düşük ve en yüksek yüzde yirmilik dilimlerinin gelirden aldığı paylara baktığımızda, Gini katsayısının işaret ettiği bozulma daha net anlaşılmaktadır. En düşük gelire sahip yüzde yirmilik dilimin gelirden aldığı pay yüzde 6.1’den 6’ya gerilerken, en yüksek gelir grubunun aldığı pay yüzde 46,7’den 47,9’a çıkmıştır.

Bu verilerin detayında bozulmaya yönelik başka ayrıntılar da bulunmakta. Örneğin 2021 yılında yıllık ortalama hane halkı gelirinin bir önceki yıla göre yüzde 28,3 artarak 98.416 TL’ye çıktığını öğreniyoruz. Bilindiği gibi 2021 yılında TÜFE enflâsyonu yüzde 36’nın üzerinde gerçekleşmişti. Gelir dağılımındaki bozulmayı farklı birçok verilerle de görmek mümkün. Örneğin işgücü ödemelerinin toplam gelirden aldığı pay 2019 yılı birinci çeyrekte yüzde 39.2 iken, 2022 yılı dördüncü çeyrekte yüzde 25.2’ye gerilemiş durumdadır.

Son yapılan araştırma sonuçlarına göre P80/P20 oranı[4] Türkiye'de 7,9 iken, bu değerin en düşük olduğu İBBS 2. Düzey bölgeleri 4,5 ile Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli ve Zonguldak, Karabük, Bartın olurken bu bölgeleri 4,9 ile Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova bölgesi izledi.

Söz konusu oranının en yüksek olduğu İBBS 2. Düzey bölgeleri ise 8,1 ile İstanbul, 7,9 ile Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan ve 7,4 ile Konya, Karaman oldu.

ARTAN YOKSULLUK

Gelir dağılımı dışında Mayıs’ın ilk haftası açıklanan bir diğer veri, üç yıl aradan sonra yayınlanan “yoksullukla” ilgiliydi. Eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine göre hesaplanan yoksulluk oranının 2021 yılında artış gösterdiğini gördük. Söz konusu oran, medyan gelirin yüzde 60’ına göre yüzde 21,3’ten 21,6’ya çıkmıştı. Bu çerçevede, Türkiye’de 18 milyondan fazla kişi “yoksul” görünmektedir.

Verinin detaylarında bozulmayı gösteren başka ayrıntılar da vardır. Örneğin, iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayabilenlerin oranı 3 yıl içinde yüzde 67,8’den yüzde 58,5 seviyesine gerilemiştir. Benzer şekilde, tasarruf edebilenlerden acil ihtiyacını karşılayabileceklerin oranı da yüzde 69,6’dan yüzde 59,6 seviyesine düşmüştür. Bunların ciddi düşüş oranları ve mikro bazda “yoksullaşmadaki artış” göstergeleri olarak değerlendirilmesi gerekir. Gelir dağılımımda olduğu gibi yoksulluk verilerinde de 2022 yılında bozulma muhtemelen daha da artmış olacaktır.

Bu bağlamda başvurabileceğimiz bir diğer gösterge de “sefalet endeksi (The Misery Index)” olacaktır. Bilindiği gibi “Dünya Sefalet Endeksi”, her yıl düşünce kuruluşu Cato Institute tarafından kamuoyuyla paylaşılmaktadır. Bir toplumun ekonomik refah anlamımda nasıl hissettiğini ölçmenin en somut yollarından birisi de, o ülkenin enflâsyon ve işsizlik oranlarını toplayarak hesaplanan ve sefalet endeksi olarak adlandırdığımız rakamına bakmaktır.

Dünyanın 157 ülkesinin yer aldığı sıralamaya baktığımızda Türkiye, 2022 Dünya Sefalet Endeksi'nde puanı en yüksek 10. ülke oldu. Türkiye ekonomisi Arjantin’den sonra maalesef en olumsuz tabloya sahiptir. Türkiye'nin sefalet endeksi 101.6 olarak hesaplandı. Türkiye'de sefalet endeksine en çok etki eden faktörün yüksek enflâsyon olduğu belirtildi.

Tablo: 3



Kaynak: National Review[5]

Aritmetik olarak bir ülkedeki işsizlik ve enflasyon oranının toplamından oluşan (İşsizlik oranı + Enflâsyon oranı + Banka borçlanma faiz oranı – reel GSMH artış oranı formülüyle hesaplanan) bu endeks, örneğin Arjantin’de 156.1 iken Türkiye’de bu oran son verilere göre ise 101.6 oranındadır. 2015 yılında 23,5 olan endeks bugün itibariyle ulaştığı seviye 7 yılda 4,3 kat artış göstermiştir. Gelişmiş dediğimiz birçok ülkede ise bu oran 5-10 arasında seyretmektedir. Zaten tablonun sonuna konulan notta Türkiye, dünyanın en sefalet çeken 15 ülkesinden biri olduğu belirtilmektedir.


SONUÇ YERİNE

TÜİK tarafından yeni açıklanan Türkiye’deki gelir dağılımı ve yoksulluk konusundaki yukardaki verilerin 2022’de yapılan anketle 2021’deki durumu ortaya koymaktadır. Acaba enflâsyonun resmi verilerle bile yüzde 85’lere dayandığı, gıda enflâsyonunun çok daha yukarılara çıktığı 2022’de durum ne olmuştur? 2021’den çok daha kötü bir tablonun oluştuğuna hiç kuşku yok.

Yayınlanan ve yazımızda irdelemeye çalıştığımız gelir dağılımı ve yoksulluk verileri, ülkemizde “orta direğin yok olduğunun” göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca 2021 verileri daha da ötesini, artık sadece orta direğin yok olmasının ötesine geçilip, görece zengin olanların da yoksullaşmaya başlamış olduğuna işaret etmektedir.

Enflâsyon alım gücünü düşürmekte, gelir dağılımını bozmaktadır. Enflâsyon da asıl yükselişin 2022 yılında gerçekleştiğini düşünecek olursak, muhtemelen gelecek yıl bu zamanlar yayınlanacak olan gelir dağılımı ve yoksulluk istatistikleri çok daha ciddi bir bozulmaya işaret edecektir.

Enflâsyon maalesef hem doğrudan hem de dolaylı yoldan toplumun refahını son derece olumsuz etkileyen bir faktör konumunda. Enflasyon ile mücadele proaktif bir şekilde sıkı para politikası ve yapısal reformlarla kazanılabilir. Sonuca yönelik reaktif politikalar sonuç vermediği gibi, uzun vadede bütçe dengesizlikleri ve beklenti kanalı gibi unsurlarla sorunu daha da ağırlaştırma potansiyeline sahiptir.

Ersin Dedekoca 7 Haziran 2023

[1] “Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2022”, TÜİK, 4.05.2023, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Gelir-Dagilimi-Istatistikleri-2022-49745; “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri, 2022”, TÜİK, 8.05.2023, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yoksulluk-ve-Yasam-Kosullari-Istatistikleri-2022-49746 [2] Sayılarda yuvarlama yapılması nedeniyle toplamda ufak farklılıklar olabilir. [3] Dipnot 1’de adı geçen TÜİK’in “Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2022”, [4] P80/P20 oranı: Yüzde payları, kişisel gelir dağılımını ölçmede kullanılan ölçütlerden biridir. Yüzde 20’lik fert/hane halkı gruplarının toplam gelirden aldıkları paylara göre; “Son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay/ İlk yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay” formülünden hesaplanmaktadır. [5] “Hanke’s 2022 Misery Index”, Natonal Review, 18.05.2023, https://www.nationalreview.com/2023/05/hankes-2022-misery-index/

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

KÜRESEL ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ SÜRECİNDE SON GELİŞMELER

Ekonominin dijitalleşmesinden kaynaklanan vergi zorlukları, günümüzün başat sorunları arasında yer almaktadır. Diğer yandan, kazançların “vergi cennetlerine” doğru kayması olgusu da, “vergi tabanların

2023 ve 2024 IŞIĞINDA KIRILGAN ve SIKINTIDA BİR TÜRKİYE

Önceki yazımızda, 2023 ve yeni yılı, küresel ölçekte siyasal, ekonomik, güvenlik, çevre, uluslararası ilişkiler yönünde irdelemeye çalışmış ve sonucunda “pek parlak olmayan bir gidişi” birlikte gözlem

UĞURLADIĞIMIZ VE YENİ YIL; KÜRESEL YAŞANANLAR VE BEKLENTİLER

2023’ün dünya için bir çatışmalar ve şiddet yılı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ve bir kısım topraklarını işgal etmesiyle başlayan ve halen süren savaş, Gazze’de başla

Comments


bottom of page