top of page

İSRAİL’DE SON SEÇİM VE DEĞİŞİM HÜKÜMETİ

1948 yılında kurulan ve son 12 yıldır totaliter ve aşırı sağ bir rejimle yönetilen İsrail, son iki yılda üç kez “erken genel seçim” yaşamasına karşın, halkına ülkede ve bölgede istikrar getirecek bir yönetime ulaşamamıştı.

İsrail’de 23 Mart’taki “dördüncü “erken genel seçimde” hiçbir partinin hükümeti kurmak için gereken milletvekili sayısına ulaşamaması ve Başbakan Binyamin NETANYAHU’nun hükümeti kurmakta başarısız olmasının ardından başlayan siyasi kriz artık sona erdi ve Netanyahu, 12 yıldır aralıksız sürdürdüğü başbakanlık görevini bıraktı.

13 Haziran’da İsrail’de Yeşh Atid Partisi lideri Yair LAPİD ve Yamina lideri Naftali BENNETT’in öncülüğünde “sekiz partiden oluşan 36ncı koalisyon hükümeti”, 120 sandalyeli İsrail Meclisi Knesset’ten güvenoyu almayı başardı. Parlamentodaki 13 siyasi partiden 7‘si, kurulan 36’ci hükümete bakan vermiştir.

Varılan anlaşma sonucunda aşırı sağcı Yamina Partisi’nin lideri Naftali BENNETT, koalisyonda başbakanlık görevini üstlendi. 2023’te ise Yesh Atid Partisi’nin lideri Yair LAPİD başbakanlık koltuğuna oturacaktır. Böylece 8 farklı bileşenle yapılan koalisyon görüşmeleri başarıya ulaşmış oldu.

İsrail’de yaşanan yönetim değişikliğinin geçirdiği evreler, önceki Netanyahu Hükümetinin nitelik ve uygulamaları, oluşturulan çok ortaklı ve geniş yelpazeli yönetimin olası kırılganlıkları ve yaşananlardan yapılabilecek çıkarımlar çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir.

ÜLKE HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Akdeniz’in güneydoğusunda bulunan İsrail Devleti kuzeyinde Lübnan’a, kuzeydoğusunda Suriye’ye, doğusunda Ürdün’e, güneybatısında Mısır’a ve hem doğusunda hem de batısında Filistin’e komşudur. Uygulamada devletin başkenti Kudüs olsa da, uluslararası arenada Tel Aviv kabul görmektedir. 21.640 km² yüzölçümü bulunan ülkede İbranice resmi dil olup, Arapça’nın bu statüsü 2018’de iptal edilmiştir. İsrail, 9 milyon nüfusuyla (bunun 1.9 milyonu Arap) ve 390 milyar Amerikan Doları($) gayri safi yurtiçi hâsılasıyla (GSYH) “çok gelişmiş ülkeler” arasında yer almaktadır.[1] Kişi başına düşen ulusal gelir 2020 yılı itibariyle 44.2 bin $’dır ve yıllık ortalama yüzde 3.5 büyüme oranı gerçekleştirmektedir.[2] Para birimi Yeni İsrail Şekeli (NIS)’dir.

Demografik Yapı

Nüfusun yarısı İsrail doğumlu olup, kalan yarısı çeşitli ülkelerden göç etmiştir. Nüfus artışı oranı yüzde 1,9 olup; nüfusun yüzde 27,9’u 14 yaşının altında, 61,3’ü 15-65 yaş arasındayken, yüzde 10;8’i 65 yaşın üstündedir. Yaşayanların dini yapısına baktığımızda, yüzde 75’inin Yahudi, 16’sının Müslüman, 2’sinin Hıristiyan ve 1,7 sinin Dürzilerden oluştuğunu görmekteyiz. Dünyadaki Yahudi nüfusunun sadece yüzde 40’ının İsrail’de yaşaması nedeniyle her ülkeden Yahudi göçü almaktadır.[3]

İsrail vatandaşlığına sahip Müslüman ve Hristiyan Filistinliler ile Dürzileri, yani toplumun yaklaşık olarak yüzde 20’sini bir kenara bırakacak olursak; İsrailli Yahudilerin kendi aralarındaki en önemli ayrışmalardan birisinin “dindar-laik toplum” kırılımı olduğunu söyleyebiliriz. Bu ayrışmanın laik kanadını temsil eden ve “Hiloni” olarak adlandırılan kesim, dindar Yahudilerin karşısında azınlıkta olsa da, “devlet kurucu ideolojisini” temsil etmesi ve Yahudilikle ilgili dini öğeleri sembolleştirerek, devlet meşruiyetini bu pencereden görmesi yönleriyle önemli bir konumdadır.

İsrail toplumu, çeşitli örneklerle desteklenen “camdan bir ev” içerisinde bulunan, pek çok ayrışma ve çıkar çatışması barındıran hassas bağlar içermektedir. Toplumun ortak düşman, öteki ve güvenlik politikaları çerçevesinde kenetlenen yapısı; yolsuzluk, eşitsizlik ya da grup çıkarlarını önceleyen tavırlarla ayrıştığı gözlenmektedir.[4]

Ekonomik Durum

İşsizlik oranının” yüzde 3,8 olduğu ülkede çalışan nüfusun tarım, sanayi ve hizmet sektörlerine göre dağılımı sırasıyla, yüzde 2,4; 23,6 ve 71,6’dır.

İsrail doğal kaynaklar bakımından zengin olmadığı gibi, su ve enerji kaynakları da sınırlıdır. Magnezyum, brom, kalya taşı, potaş ve fosfat ülkenin önemli madenlerini oluşturmaktadır. Ashkledon kıyılarında keşfedilen doğalgaz ile birlikte ülkenin, 15 yıl yetecek “doğalgaz rezervine” sahip olduğu bilinmektedir. İsrail petrole olan bağımlılığını azaltmak amacıyla kömürle çalışan santraller kurumuş ve güneş enerjisine önem vermiştir. Bölgede bulunan ülkelere nazaran az olan petrol, yüksek maliyetlere rağmen işletilmektedir.

Ülkenin su kaynakları sınırlı olup, topraklarının sadece yüzde 23,8’i tarıma elverişlidir. Keza ormanlık alanlar da sadece yüzde 7,1’i oluşturmaktadır. Sınırlı kaynakların bulunmasına karşılık İsrail ekonomisi, sınırlı kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasına ve altyapı yatırımlarının arttırılmasına dayanmaktadır. Hızlı nüfus artışı, düzensiz yağışlar ve sanayi üretimi sonucunda su kaynaklarının azalması olgusu, İsrailli yetkilileri suyun kullanımı yönünde önlem almaya itmiştir.[5]

Yönetim Sistemi

İsrail’in yönetim sistemi, “yazılı olmayan anayasaya” dayanmaktadır. İsrail, parlamenter siyasal rejime sahiptir ve hükümet ile parlamento, siyasal sisteme hâkim olan resmi kurumlardır. Bir siyasi partinin 120 sandalyeli İsrail Yasama Meclisi (Knesset)’ne seçilebilmesi için (baraj), ülke çapında yüzde 2 oranında oy almış olması gerekmektedir.

Cumhurbaşkanı, İsrail’de, sembolik/törensel bir aktör olarak siyasal hayatta yer almaktadır. Sembolik olan bu organ, meclisin aldığı kararları onaylamakla yükümlüdür. Dış politika konusunda Cumhurbaşkanı, Parlamento tarafından onaylanan antlaşmaları imzalama ve diplomatik temsilcileri kabul etme gibi anayasal görevleri yerine getirmektedir.

Yürütme görevi iç ve dış işlerin yürütülmesi adına başbakana ve bakanlar kuruluna, yani hükümete verilmiştir. Başbakan, bakanlar kurulu üyelerinden herhangi birini görevden alma yetkisine sahiptir. İç ve dış istihbarat servisleri başbakanın sorumluluğundadır. İsrail Atom Enerjisi Komisyonu müdürü doğrudan başbakana bağlıdır. Diğer yandan başbakan, hükümetin asker üzerindeki gücünü temsil etmektedir. İsrail ile ABD’nin Milli Güvenlik Kurulları arasında uyum bulunmasına karşın tek bir fark bulunmaktadır. ABD’nin Milli Güvenlik Kurulu başkana, İsrail’in Milli Güvenlik Kurulu ise başbakana bağlıdır.[6]

İsrail’de yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsızdır. Siyasal sistem İngiltere’deki gibi olmasa da, İngiliz parlamentosundan etkilenmiştir. Yazılı bir anayasa bulunmasa da devletin farklı güç ve kurumlarını düzenleyen 11 adet temel yasa mevcuttur. Partilerin meclise girebilmesi için baraj yüzdesinin düşük tutulmasının sonucunda ortaya çıkan; parti sayısının fazlalığı, bölünmüşlüğün fazla olması, farklı düşüncelerin ve çıkarların temsil edilebilmesi, koalisyon hükümetlerinin sıklıkla kurulması, nispi temsile dayalı seçim sisteminin bulunması gibi özellikler göze çarpmaktadır. Nispi temsile dayalı seçim sisteminin var olmasıyla toplumun tüm kesiminin birlik ve beraberlik içinde yaşamasının sağlanması amaçlanmıştır. Fikir ve düşünce özgürlüğü tarafından bakıldığında bu sistemin faydalı olduğu görülürken, siyasi açıdan avantajlı olmadığı değerlendirilmektedir. [7]

Mevcut yasama ve yürütme organlarının dışında İsrailli politikacılar, bir yandan elit çevrelerle ilişki kurarak, diğer yandan da dış politikada karar alma mekanizmaları ve siyasetle ilgili araştırma ve bilgi üretme yeteneğine sahip “bağımsız kurumlar” kurmaktadır. Ayrıca akademik dünya ile yönetim dünyası arasındaki boşluğu doldurmak için çalışan düşünce kuruluşları ve bilimsel araştırma merkezleri kurarak bunların siyasette etkili olması için büyük çaba sarf etmektedirler.[8]

İsrail’de siyasal katılım oldukça yaygındır ve ülkenin siyasal yaşamında siyasi partiler merkezi rol oynamaktadır. İsrail’in siyasal sistemi, aşırı farklılıklar ve çeşitlilik gösteren siyasal ve sosyal dünya görüşleri tarafından şekillendirilmektedir. Bu görüşler, siyasal partiler tarafından olduğu gibi, gazeteler ile sosyal, dini, kültürel ve diğer sivil toplum kuruluşları tarafından da seslendirilmektedir. Çok sayıda azınlıklar ve fraksiyonlar, özgürce hükümetin politikalarını eleştirebilmektedir.

Aşırı dağınık siyasal yapısından ötürü, ülkede seçimlere çok sayıda siyasal parti katılmakta ve genellikle koalisyon hükümetleri kurulmaktadır. Bu nedenle karar alma sürecinde, siyasal partiler ile diğer siyasi gruplar, kendi aralarındaki ideolojik farklılıklardan, politik görüş ayrılıklarından ve kişisel sürtüşmelerden ötürü, birbirleriyle işbirliği yapmakta, rekabet etmekte, birbirlerine karşı ittifaklar kurmakta ve uzlaşmaya çalışmaktadırlar.

İsrail’in siyaseti, siyasi manzarada çoğalan çeşitli tonlardaki küçük sağcı ve dini partilerle tamamen parçalanmış durumda. İşçi Partisi ‘nin şimdiki durumu ise, bir zamanlar olduğu şeyin solgun bir gölgesi olarak tanımlanabilir. Bağımsızlıktan sonraki ilk otuz yılda İsrail siyasetine İşçi Partisi ve Likud hâkim olmuştur. Ancak, son otuz yıldır partinin (Likud) tartışmasız lideri olan Netanyahu’nun ayırımcılığı ve yönetim tarzı nedeniyle milletvekili sayısı ve oy payı istikrarlı bir şekilde düşmesine karşın, sadece Likud baskın bir güç olmaya devam etmektedir. Son Mart seçimlerinde Likud, 30 sandalyeyle seçimlerinde Knesset’teki en büyük parti olarak ortaya çıktı.

Soğuk Savaş’ın sonunda Rus Yahudilerinin İsrail’e akını, Avigdor LİEBERMAN tarafından yönetilen başka bir oy bloğu yarattı. Yeni göçmenler Filistin devletine daha da karşı çıktılar ve Netanyahu’nun Akdeniz’den Kızıldeniz’e uzanan ve tüm Batı Şeria’yı içine alan bir Yahudi devleti kurma hayalinin en gürültülü destekçileri arasında oldular. Ancak Lieberman’ın Yisrael Beiteinu Partisi’nin anılan desteği 2015 yılına kadar sürdü.[9]

Yine de siyasal dağınıklığa rağmen, koalisyon hükümetleri, genellikle” istikrarlı” bir durum sergilemektedir. Ancak koalisyon ortaklarının talepleri, Başbakanı karar alırken sınırlandırmaktadır. Aynı zamanda bu durum, koalisyon hükümetinde yer alan küçük ortaklara zaman zaman, oy oranlarından daha fazla “etkileme gücü” verebilmektedir.

Her şeye rağmen, İsrail siyasetini, göreceli olarak az sayıda Yahudi elitler kendi kontrolleri altında tutmaktadır. Bu elitler de oldukça homojen bir dünya görüşüne sahiptir. Siyasal elitler ise sivillerden, yüksek-düzeyli askeri yetkililerden ve dini unsurlardan oluşmaktadır.[10]

YÖNETİMDE ÖNCELİK

İsrail’de karar alma mekanizmasının ilk önceliği, tartışmasız “güvenliktir”. Bunun böyle olmasının temelinde tarihsel boyutta yaşanan göçler, savaşlar, zulümler ve isyanlar yer almaktadır. Keza “dış politikadaki önceliğin de güvenlikte olmasının” altında, bilinen nedenlerin ön plâna çıkarılarak, askeri kararların ağır basması yatmaktadır.[11]

Bölgede “kuşatılmışlık kaygısı” yaşayan İsrail için güvenlik sorunu çok önemlidir ve İsrail’in stratejik hedefleri listesinde birinci sırada bulunmaktadır. Bunun nedeni, “yayılmacı” bir politika izleyerek Filistin topraklarına yerleşmeleri nedeniyle, Filistin halkının savunma durumuna karşı kendilerini korumak ve tedbir almak zorunluluğu duymalarıdır. İsrail siyasi ve askeri makamlarına göre İsrail Devleti’nin varlığını sürdürebilmesi, ancak güvenli ve korunaklı topraklarda olabilir. İsrail, iç ve dış risklerden korunmak için hem siyasi, hem askeri büyük bir çaba göstermektedir

İsrail siyasi sistemi incelendiğinde, bölgedeki gerginliğin ve çatışmaların devam etmesi nedeniyle, İsrail Savunma Kuvvetlerinin siyasal sistemin başat bir unsuru olduğu görülmektedir. Erken dönemde yaşanan olaylar, hükümet yetkililerinin, parti mensuplarının ve askeri kuvvetlerin, birlikte uyum içinde çalışarak sıkı bir ilişki içine girmelerine yol açmıştır.

İsrail, ülke kaynaklarının önemli bir kısmını güvenlik için harcamaktadır. ABD’nin de yardımıyla, askeri olarak bölgedeki diğer ülkelere göre daha iyi bir konumdadır. İsrail, çevre ülkeler için mevcut “tehdit algıları” nedeniyle AB ülkeleri, Avusturalya, Kanada, Japonya, Güney Kore, eski Sovyet ülkeleri ve farklı devletlerle ilişkilerini birebir geliştirmiş ve daha da geliştirme amacını sürdürmektedir. İsrail’in bir diğer amacı da, diğer ülkelerle siyasal ve ekonomik ikili ilişkileri geliştirerek, uluslararası platformdaki “müttefik” sayısını arttırarak, bölgedeki caydırıcılığını arttırmaktır.

Bölgede yaşanan radikal değişimler, İsrail’in insan gücünün ve doğal kaynaklarının yetersizliğini de dikkate alarak, Soğuk Savaş’tan kalma “savunma stratejisinde” değişiklik yapmasına yol açmıştır. Keza ülkenin yeterli sayıda “bölgesel müttefike” ve “askeri birliğe” sahip olamaması, “nükleer silah teknolojisine” sahip olmasına ve “saldırı amaçlı savunma stratejilerini” benimsemesine yol açmıştır. Bu bağlamda Washington ile “sarsılmaz güvenlik bağlarını” korumak, İsrail için hayati bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Dinin devlet yönetiminde benimsenmesi ve ülkenin vaat edilmiş topraklar olarak sayılması İsrail’in, tüm dünyadan Yahudi göçünü desteklemesini de beraberinde getirmektedir. İsrail’in ekonomik durumu, refahı, askeri ve siyasal gücü dünya Yahudilerine bağlı olmakla birlikte, Yahudilerin geleceği de İsrail Devleti ile ilintilidir.[12]

Bu sebeple Müslüman Arap devletleri ile sarılmış olan İsrail’in dış politikasının temelinde İsrail’in varlığının korunması ve devam ettirilmesi bulunmaktadır. İsrail dış politikasının en temel özelliği, İsrail Devleti’nin egemen olduğu topraklar üzerinde mutlak Yahudi çoğunluğunu devam ettirmektir. İsrail’in kendi varlığını sürdürebilmesi için nüfus yapısını kontrol etmek ve arttırmak zorunluluğu açıkça ortadadır.

İSRAİL’DE 2021 YILI SEÇİM SÜRECİ

Cumhurbaşkanı Seçimi

İsrail Knesset tarihinin en gergin ve belirsiz günlerinden biri olan 2 Haziran günü Isaac HERZOG, İsrail Devleti’nin 11nci cumhurbaşkanı seçildi. 9 Temmuz’da göreve başlayan Herzog, önümüzdeki yedi yıl boyunca bu görevi sürdürecektir.[13]

İşçi Partisi’nin eski başkanı olan Herzog, 120 Knesset üyesi gizli oyla seçildi. Ultra-Ortodoks ve Arap partileri de dâhil olmak üzere, hem sol hem de sağdan 87 oyla geniş ve çeşitli bir çoğunluğun oylarını aldı. Herzog son derece popüler, İsrail toplumu ile siyasi sistemini birbirinden ayıran derin uçurumu en azından birkaç saatliğine kapatmayı başarmış; dengeli, tarafsız ve yapıcı bir figür olarak görülmektedir.

Cumhurbaşkanlığı seçimi herkesi, değişim bloğu içinde yer alan ileri koalisyon müzakereleri konusunda umutlandırdı ve tarihi bir değişimin şekillenmekte olduğu duygusunu arttırdı. Çünkü Isaac HERZOG, Yesh Atid başkanı Yair LAPİD’in elinde bulunan “hükümet kurma görevinin” sona ermesinden sadece birkaç saat önce seçilmişti. O noktada kimse koalisyon görüşmelerinde işlerin nasıl sonuçlanacağını bilmiyordu. Lapid, bir hükümeti bir araya getirmeyi başaracak mıydı, yoksa Netanyahu rejimi bir kez daha hayatta kalacak mıydı?

Yeni Cumhurbaşkanı önce Tel Aviv Üniversitesi’nde hukuk, ardından Cornel Üniversitesi ve New York Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve İngiliz edebiyatı okumuştu. Öte yandan Herzog, genellikle İsrail aristokrasisinin bir üyesi olarak görülmektedir. Büyükbabası Haham Isaac-Halevi Herzog, İsrail’in ilk Aşkenaz baş hahamıydı. Babası Chaim HERZOG, İsrail’in Birleşmiş Milletler büyükelçisi olarak görev yaptı ve daha sonra İsrail’in altıncı cumhurbaşkanı olmuştu.

Herzog İşçi Partisi başkanı seçildiğinde, parti içindeki rakipleri onun “öldürme içgüdüsünden yoksun” olduğunu söylemişlerdi. 2015 yılında, İşçi Partisi ve Siyonist Kampı başkanı olarak Herzog, Netanyahu’ya karşı yarışmış ve kaybetmişti.[14]

Seçimden sonra yaptığı konuşmada Herzog, “Toplumumuzda son zamanlarda açılan yaraları sarmak çok önemli, gerçekten çok önemli. İsrail’in uluslararası itibarını ve milletler ailesindeki itibarını savunmalı, anti-Semitizm ve İsrail nefretine karşı savaşmalı ve demokrasimizin temel direklerini korumalıyız. Bu zorluğun üstesinden geleceğiz ve İsrail toplumu ve Yahudi diasporası ile köprüler kuracağız. Bu bizim özümüz – öncü atılımımız ve bu topraklara karşı yükümlülüklerimiz.” demiştir.[15] Bu sözleri “özeleştiri” ve “yol haritası için kolaylaştırıcı” olarak değerlendiriyoruz.

Yeni Cumhurbaşkanı Herzog “doğru zamanda doğru kişi” gibi görünmektedir. Sembolik bir görev için seçilmiş olsa bile, özellikle şu anda derin iç çatlaklarla boğuşmakta olan İsrail’in siyasi sistemi, toplumuyla ilgili fikirleri, kavramları teşvik etmek ve bu yolla birleştiricilik işlevi için önemli bir görev üstlenmiş görünmektedir.

Hükümetin Oluşturulması

İsrail’de 23 Mart’taki erken genel seçimde hiçbir partinin hükümeti kurmak için gereken milletvekili sayısına ulaşamaması ve Başbakan Binyamin NETANYAHU’nun hükümeti kurmakta başarısız olmasının ardından başlayan siyasi kriz artık sona erdi ve Netanyahu, 12 yıldır aralıksız sürdürdüğü başbakanlık görevini bıraktı.

Bilindiği gibi İsrail’de 23 Mart’ta düzenlenen 2 yıl içindeki “4’üncü erken genel seçimde”, hiçbir partinin hükümeti kurmak için gerekli olan 61 milletvekili sayısına ulaşamaması üzerine Başbakan Netanyahu, koalisyon hükümeti kurmakla görevlendirilmişti. Netanyahu’nun da hükümeti kurmakta başarısız olması üzerine önceki Cumhurbaşkanı Reuven RİVLİN, hükümeti kurma görevini 5 Mayıs’ta muhalefet lideri Yair LAPİD’e vermişti.

Bu arada bir zamanlar Netanyahu’nun güvenilir yardımcısı ve genelkurmay başkanı olan Naftali BENNET, Likud’dan ayrılarak Yamina adında, eşit derecede sağcı başka bir parti kurdu. Daha sonra Bennet de, Likud liderliğindeki koalisyondan ayrıldı ve laik bir merkez parti olan Yesh Atid’i temsil eden muhalefet koalisyonunun lideri Yair LAPİD ile sürpriz bir anlaşma yaptı. Partisi Knesset’te yalnızca yedi milletvekiline sahip olan hırslı Bennet, bu koşulların kendisi ve partisi için yarattığı şansı gördü ve Likud liderliğindeki koalisyonu terk ederken Lapid ile bir anlaşma yaptı. Çünkü destekçileri biliyorlardı ki, Netanyahu’nun yanında kalsaydılar, İsrail’in iki yıl içinde beşinci kez sandık başına gitmek zorunda kalacaktı.[16]

Diğer yandan Raam isimli bir Filistin partisinin Naftali BENNET’in içinde olduğu bir hükümette el vermesini pek kimse beklemiyordu. Koalisyon anlaşması çok daha önce imzalanacaktı, ancak Netanyahu’nun Gazze Şeridi’ne karşı tam ölçekli saldırı emri vermesi nedeniyle ertelenmişti. Gazze Şeridi’nde İsrail ile Hamas arasında savaş patlak verdiğinde ve Kudüs ile İsrail şehirlerinde etno-dini şiddet alevlendiğinde, Bennett o sırada bu görüşmeleri iptal etti ve şunları söyledi: İsrail Hamas’la savaş halindeyken, İslamcı bir parti olan Raam bir birlik hükümetine katılamazdı. 21 Mayıs tarihinde Mısır arabuluculuğunda gerçekleştirilen “ateşkes” Bennett’e biraz nefes vermiş oldu.[17]

Yesh Atid’i ve lideri olduğu Knesset’teki en büyük ikinci parti olan Lapid, sonunda Netanyahu’nun düşmesini sağlamak için çok fazla çark etmek ve kökten farklı ideolojilere sahip yedi farklı partiyle uğraşmak zorunda kaldı ve başardı.[18] İşçi Partisi ve daha ilerici Meretz Partisi de koalisyonun bir parçası oldu. İsrail siyasetinde ilk kez bir Arap Partisi, güç paylaşımı anlaşmasının bir parçası olarak yönetimde yer aldı. Ra’am olarak bilinen Birleşik Arap Listesi’nin Knesset’te seçilmiş dört üyesi bulunmaktadır.

Varılan anlaşma sonucunda aşırı sağcı Yamina Partisi’nin lideri Naftali BENNETT, koalisyonda başbakanlık görevini üstlenecek. 2023’te ise Yesh Atid Partisi’nin lideri Yair LAPİD başbakanlık koltuğuna oturacak. Böylece koalisyon görüşmelerinin 8 farklı bileşenle birlikte başarıya ulaşmış oldu. İttifak, 2023 yılına kadar Filistin devletine karşı çıkan ve İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’nın çoğunluğunu ilhak etmesini isteyen, dindar eski bir yerleşimci lider olan Naftali BENNETT tarafından yönetilecek.

13 Haziran’da İsrail’de Yeşh Atid Partisi lideri Yair LAPİD ve Yamina lideri Naftali BENNETT’in öncülüğünde sekiz partiden oluşan 36ncı koalisyon hükümeti, 120 sandalyeli İsrail Meclisi Knesset’te, 60 milletvekilinin onayı ile “güvenoyu” almayı başardı. Parlamentodaki 13 siyasi partiden 7‘si, kurulan 36’ci hükümete bakan vermiştir.[19]

İsrail’de kurulan 36ncı hükümeti oluşturan partiler ve parlamentodaki üye sayısı aşağıdaki tabloda görülmektedir:

Kaynak: BBC News/Türkçe[20]

Yeni koalisyon, soldan aşırı sağa kadar çeşitli ideolojilerden “sekiz siyasi parti” arasında “alışılmadık” bir ittifak. Kurulan bu koalisyon, İsrail tarihinde sağcı bir koalisyona katılan ilk Arap grubu olacak olan Raam adlı küçük bir Arap partisinin üyeliğini de içermektedir. Bazı analistler bunu “çağdaş toplumun kapsayıcılığı ve karmaşıklığını” yansıttığı için olumlu bulurken diğerleri de, üyeler arasındaki bu anlaşmanın “sürdürülebilir” olması için koalisyon üyelerinin “çok uyumlu” olmadığını söylemekte ve bu oluşumun “İsrail’in siyasi işlevsizliğinin somutlaşmış hali” olarak görmektedir.[21]

İslâmcı Arapların Koalisyonda Yer Alması

İsrail vatandaşı Araplar, ilk kez bir İsrail hükümet koalisyonun parçası oldular. Oluşumun bir ilginç tarafı da, bu hükümet içerisinde yer almayı kabul edenler, lâik ve solcu Araplar değil, teoride Siyonist devletin meşruiyetini kabul etmeyen İsrail vatandaşı İslamcılar olmasıdır.

Bilindiği gibi 1993 yılında, Oslo ve Madrid Anlaşmaları ile İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) karşılıklı olarak birbirlerini tanımışlardı. Ancak daha sonra FKÖ içinde “barış süreci” ile ilgili çıkan anlaşmazlık üzerine, 1996’da İslami hareket iki kısma ayrıldı: Şeyh Raid SALAH liderliğindeki “Kuzey Kanat” ve Şeyh Hammad EBU DAABİS liderliğindeki “Güney Kanat”. Güney kanadı seçimlere katılımı ve parlamentoya dâhil olmayı desteklerken, Kuzey kanadı ise boykot çağrısı yapmaktadır.

17 Kasım 2015’te Başbakan Benjamin NETANYAHU başkanlığındaki Güvenlik Kabinesi, İslami Hareket’in kuzey kanadını yasadışı bir örgüt ilan etti ve liderleri hâlâ hapistedir. Yahudi partilerle koalisyona destek vermesi nedeniyle Birleşik Arap Listesi’nden ayrılan ve başında Mansur ABBAS (47) adlı bir diş hekiminin bulunduğu İslamcı Raam Partisi ise, İsrail’le birçok konuda uzlaşmayı kabul eden Güney kanadına bağlı bir siyasi harekettir.[22]

Koalisyon görüşmeleri başladığında 120 sandalyelik parlamentoda Netanyahu’yu destekleyen 53 milletvekili vardı. İlerleyen görüşmelerde Yair LAPİD ise 57 milletvekilinin desteğini almayı başarmıştı. Koalisyon ortaklığına sıcak bakan Raam partisi, 4 parlamento üyesiyle koalisyonun “kilit” üyesi oldu.

İsrail’de Filistinli Arapların politik yapıdan uzaklaşması ve Araplar üzerindeki sistematik baskının artmasının arkasındaki en büyük etken, Yahudi soluyla, 1948 topraklarındaki Arapların ortak hareket edememesiydi. Ayrıca merkez siyasi oluşumların giderek zayıflaması ve 2000 yılından bu yana İsrail toplumunun sağa kaymasıyla, liberallerin giderek yaşadıkları kan kaybıydı. Bu olumsuz gelişmelere karşın Raam Partisi’nin koalisyona girmesinin altında, aşırı sağcı Siyonist lider Naftali BENNETT’in ve diğer sağ partilerin Netanyahu karşıtlığı bulunmaktadır.

Raam Partisi lideri Abbas, ayrımcılık ve ihmalden şikâyetçi olan Arap vatandaşlarının koşullarını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda Raam Partisi’nin Lapid’le yaptıkları anlaşmaya göre, Arap şehirlerindeki altyapıyı iyileştirmek ve suç oranlarını düşürmek amacıyla 16 milyar $ tahsis edilecektir. Abbas’ın açıklamalarına göre anlaşmada ayrıca, Arap köylerinde izinsiz inşa edilen evlerin yıkılmasına son verilmesinden, İslami Hareket’in kalesi olarak kabul edilen Negev çölündeki Bedevi kasabalarına resmi statü verilmesi gibi birçok madde bulunmaktadır. İslamcı lider Abbas, hükümet kurulduğunda, koalisyonun diğer üyelerini etkileyebileceği ve Arap toplumu için fırsatlar yaratabileceği düşüncesindedir.[23]

Reuters’ta çıkan bir habere göre de, belki de dünya tarihinde ilk kez bir İslamcı parti, parlamentoda yapılacak oylamada “eşcinsel haklarına destek” vermeye hazırlanmaktadır. Bunun için Abbas, eşcinsel haklarıyla ilgili olarak İslami Hareket Danışma Şurasının onayını alacaktır.[24]

Kurulan Hükümetin Anlamı: Likud karşıtı koalisyon

Küçük bir sağcı partiye liderlik eden Naftali BENNETT ve İsrail muhalefetinin merkezci lideri Yair LAPİD, İsrail’in en uzun süredir görev yapan başbakanı Benjamin Netanyahu’yu devirmek için bir koalisyon oluşturmaya çalışmak için güçlerini birleştirdiler ve sonuç aldılar. Koalisyonu oluşturan parti liderleri kamuoyuna, bölücü siyaset ve sonuçsuz seçimler döngüsünü sona erdirme sözü verdiler.

İsrail’in kırılgan siyasi yelpazesini soldan sağa doğru genişleten ve destekçileri tarafından “değişim hükümeti” olarak adlandırılan, küçük bir Arap İslamcı partinin desteğini de alan koalisyon, İsrail için derin bir değişimin işaretini vermeye çalışmaktadır.

Konuya, koalisyonu oluşturan partiler yönünden baktığımızda, partisi Parlamento’da yedi sandalye kazanan Bennett, genellikle Netanyahu’dan daha sağda olarak tanımlanmaktadır. Bilindiği gibi Netanyahu, İsrail-Filistin çatışmasına iki devletli bir çözüm fikrini aşındırırken, işgal altındaki Batı Şeria’daki Yahudi yerleşiminin dindar bir savunucusu olan Bennett, egemen bir Filistin devleti kavramını açıkça ret etmekte ve ilhak edilmesini savunmaktaydı.

Yine de koalisyon, her iki konuda da aynı fikirde olmayan birkaç partiyi içerecek olsa da, üyeleri, Bennett’in önce başbakan olmasını kabul ettiler. Bennett’in dört yıllık görev süresinin ikinci kısmı için, laik, orta sınıf İsraillileri savunan ve partisi 17 sandalye kazanan Lapid tarafından değiştirilecek. Bu bağlamda, Naftali BENNETT’in başbakan olarak görev yapan ilk kişi olabileceğini, ancak Yair LAPİD’in yeni İsrail kabinesinin güçlü adamı olacağını söyleyebiliriz.

Sağdaki muhalifleri tarafından “tehlikeli bir solcu” olarak görülen Lapid, rotasyondaki ilk dönüşü kabul ederek, diğer sağcı politikacıların “yeni Anti-Netanyahu ittifakına” katılmasının önünü açmış oldu. Bu siyasi dönüşün arkasındaki entrika ve kargaşanın bir ölçüsü olarak, Bennett’in seçimden önce “herhangi bir Lapid hükümetine veya Raam adlı İslamcı partiye bağımlı herhangi bir hükümete izin vermeyeceğine” söz vermiş olduğunu belirtmeden geçemeyeceğiz.[25]

Bennet, Filistin karşıtı söylemiyle ün kazanmış bir siyasetçi. Bir keresinde Filistinli “teröristlerin serbest bırakılması değil öldürülmesi gerektiğini” ve Filistinlilerle “asla bir barış planı olmayacağını” söylediği yazıldı. Bennet şimdi, yeni hükümetin “bütün gün imkânsız olanla savaşmak yerine, neler yapılabileceğine odaklanacağını” söyleyerek sayfayı çevirmeye söz vermektedir.[26] Filistinliler ve İsrail’in geriye kalan birkaç merkez sol partisi, Bennet’in en azından şimdilik Batı Şeria’nın ilhakını ve diğer tartışmalı politikaları askıya alacağını umdukları düşünülmektedir.[27]

Daha önce de belirttiğimiz gibi, ideolojik olarak farklı sekiz partiden oluşan yeni hükümetin, bu yapısından dolayı yadsınamaz bir “kırılganlığı” bulunmaktadır. Çünkü her ne kadar kutuplaşmış olsalar da, her bir parti önemli bir güce sahiptir. Bir diğer anlatımla hükümet, koalisyonu oluşturan partilerden herhangi biri olmadan varlığı sonlanacaktır. Bunu en yakından izleyen de, ilk işi, safları toplamak ve etrafındaki sağ ve ultra-Ortodoks partileri birleştirmek olan “gölge başbakan” rolündeki Netanyahu olacaktır.[28]

KAPANAN NETANYAHU DÖNEMİNE KISA BİR BAKIŞ

Son iki yılda yapılan dört erken genel seçimde, birbiriyle çatışan iki siyasi grup olan İşçi ve Netenyahu’nun lideri olduğu Likud Partileri’nin belirleyici bir üstünlük kazanamaması, parlamentonun askıya alınmasıyla sonuçlanmıştı. Ancak Netanyahu, son üç “erken genel seçimde” 120 üyeli Knesset’te çoğunluğu sağlayamamasına rağmen, geçici Başbakan olarak dümende kalmayı başarmıştı. Bunun nedeni muhalefetin bölünmüş olması ve ülkeyi yönetecek yeni bir bayrak taşıyıcı seçememesiydi. Netanyahu’nun şansı, bu yılın Mart ayında yapılan dördüncü parlamento seçimlerinin ardından nihayet tükendi. Yakın müttefiklerinin çoğu onu terk etti.

Bilindiği gibi Netenyahu’nun Başbakanlığı, 10 Şubat 2009 parlamento seçimleriyle birlikte, Likud ikinci parti olması, sağ partilerin çoğunluğu kazanması ve bir koalisyon hükûmeti kurulmasıyla başlamıştı.[29] Netanyahu, Washington’un desteklediği barış görüşmelerini “zaman kaybı” olarak adlandırdı. Bunun yanı sıra, 2009 yılındaki bir konuşmasında belirttiği gibi, diğer İsrailli liderlerin aksine “iki-devlet” çözümüne karşı çıkmıştır.[30]

2009’da başlayan başbakanlık görevinden bu yana, Netanyahu, Likud’un Knesset’te kendi çoğunluğuna sahip olmamasına rağmen, sağ kanat ve dini partilerin kendisini desteklemesini sağlamayı başarmıştır. Filistinlilere yönelik tavizsiz politikaları ve 1995 Oslo Barış Anlaşmalarını ve öngördükleri iki devletli çözümü sabote etmedeki başarısı, onu birçok İsrailli’nin gözünde bir kahraman yapmıştı. Çünkü İsrailli Yahudilerin çoğunluğu hâlâ bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkmaktadır.[31]

Birçok İsrailli yorumcu, Netanyahu’nun Gazze’ye yönelik son savaşının nedenlerinden birinin de, Netenyahu’nun “koalisyon anlaşmasını bozmak” olduğunu söylemektedir. Nitekim Netanyahu’nun Gazze Şeridi’ne karşı tam ölçekli saldırı emri vermesi üzerine, “Likud karşıtı koalisyon” görüşmeleri ertelenmişti. Netenyahu bu saldırı emriyle, sağcı Yahudi partilerinin ve Arap partisinin, yeni bir hükümetin kurulması söz konusu olduğunda, artık aynı tarafta olmaya istekli olmayacağını ummuştu.

Mart 2020’de Likud Partisi, Knesset’teki 120 sandalyenin 36’sını almıştı. Mart 2021’deki son seçimde ise Netanyahu sadece 30 sandalyede kaldı. Bu konuda BBC News Türkçe’de aktarılan BBC Orta Doğu Editörü Jeremy BOWEN’ın “onu iktidardan düşüren solcuların yükselişi değil, bir zamanlar birlikte çalıştığı sağcıları acımasız ve despotça taktikleriyle düşmanı haline getirmesiydi.” şeklindeki yorumuna katılıyoruz.

Netanyahu’nun, ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kalırken Başbakanlık görevinden istifa etmeyi reddetmesi, üst düzey Kabine meslektaşlarını ve müttefiklerini çileden çıkarmıştı. Netanyahu’nun hukuk ekibi, görevdeki bir Başbakanın İsrail’de bir mahkemede yargılanamayacağını savunuyordu. Keza yolsuzluk faaliyetleri konusunda mahkûmiyet, Netanyahu’yu İsrail siyasetinden men edeceği ve hapis cezasının olasılığı da açıktı.

31 Mart 2009 – 13 Haziran 2021 tarihleri arasında İsrail Başbakanı olarak “en uzun süre görev yapan” Benjamin Netanyahu, en azından şimdilik, iktidar olabilme konusundaki umudunu kaybetmiş bulunmaktadır. Keza İsrailli seçmenlerin istediği son şey de, bu yıl bir seçim daha yapılmasıdır.

Netanyahu son on yılda, bir zamanlar Likud’un baş rakibi olan merkez sol İşçi Partisi’nin çöküşüne ve İsrail-Filistin barış sürecinin dağıtılmasına öncülük etti. Tüm siyasi manzarayı çarpıcı biçimde sağa kaydırdı. Batı Şeria’nın ilhakı ve Arap İsraillilere karşı açık, resmileştirilmiş ayrımcılık gibi bir zamanların radikal sağcı fikirleri artık İsrail’in Overton penceresinin içindeyken, bazı Batı Şeria yerleşimlerini terk etmek veya Kudüs’ü iki devletin başkenti olarak kurmak gibi barış sürecinin temel ilkeleri, onun dışındadır. İki devletli bir çözüm her geçen yıl giderek daha ulaşılmaz hale geldi.

Sağcı milliyetçiler yeni hükümette finans, içişleri, adalet ve savunma da dâhil olmak üzere kilit görevleri üstlenmişlerdir. Bununla birlikte, İsrail’in yakın tarihinde “Ultra-Ortodoks Yahudi” dini partilerinden bakanları olmayan ilk hükümet olacaktır.[32] İsrail nüfusunun yalnızca yüzde 13’ünü oluşturan Ultra-Ortodoks Yahudilerin sahip olduğu nüfuz ve ayrıcalıklar, büyük bir kızgınlığa yol açtığı bilinmektedir. Örneğin din okullarında okuyanlar askerlikten muaf tutulmaktadırlar. Öyle ki Ultra-Ortodoks Yahudiler, hükümet tarafından zorunlu hâle getirilen Covid-19 kısıtlamalarına uymayı kabul etmediler.

2018’de Tek Millet Yasası’nın çıkarılması, İsrail Arapları için küçük düşürücü oldu. Söz konusu ırkçı Yasa, İsrail’de yalnızca Yahudi vatandaşlara “ulusal kendi kaderini tayin hakkı” vererek, Filistinlileri “ikinci sınıf vatandaş” statüsüyle sınırladı. Böylece İsrail’i bir şekilde “teokratik” bir devlete dönüştürüldü. Arapça’nın resmi dil olması da bu arada kaldırıldı.

Tüm bu aşırı Ortodoks Yahudilere uygulanan bu ayrıcalıklar ve Filistinli Yahudilerin vatandaşlık statülerinin kötüleşmesi Netanyahu döneminde kökleşmiştir. Bu nedenle Lapid, Netanyahu’nun yenilmesi durumunda Ultra-Ortodoks gruplara hiçbir özel taviz verilmemesini sağlayacağına söz vermişti.

Gerçekten de, sekiz parti arasında kurulan bu değişim koalisyonunun doğasında var olan kırılganlık, Netanyahu’nun İsrail üzerindeki kalıcı izinin bir kanıtıdır.

SONUÇ YERİNE

1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla birlikte İsrail yönetimi, günümüze kadar “öncelikle kendi güvenliğini sağlamanın yollarını” aramış ve bunda başarılı olabilmek için güvenlik stratejileri geliştirmeye ağırlık vermiştir. İsrail, diğer politikalarını da bu güvenlik stratejilerini esas alarak yapmıştır. Bu çerçevede İsrail güvenlik sorununu çözmek için ekonomik, sosyal ve eğitim gibi problemlerini hallederek, bunların güvenlik stratejisine hizmet etmesini sağlamıştır.

İsrail’in kendini güvende hissetmemesinin en önemli nedeni birçok Arap devleti tarafından çevrili olmasıdır. İsrail Arap devletleriyle bir dizi anlaşma yapmasına karşın hâlâ kendini güvende hissetmemektedir. İsrail dış politikasının en temel özelliği, İsrail Devleti’nin egemen olduğu topraklar üzerinde mutlak Yahudi çoğunluğunu devam ettirmektir. Bu nedenle kendisini güvene alacak yeni stratejiler belirlemekte ve bu stratejileri uygulamaya çalışmaktadır. İsrail, ülke kaynaklarının önemli bir kısmını güvenlik için harcamaktadır. ABD’nin de yardımıyla askeri olarak bölgedeki diğer ülkelere göre daha iyi bir konumdadır.

2009’da başlayan Başbakan olarak ikinci görevinden bu yana, Netanyahu, Likud’un Knesset’te kendi çoğunluğuna sahip olmamasına rağmen, sağ kanat ve dini partilerin kendisini desteklemesini sağlamayı başarmıştır. Böylece 31 Mart 2009 – 13 Haziran 2021 tarihleri arasında İsrail Başbakanı olarak “en uzun süre görev yapan” kişi unvanını kazanmıştır. Netanyahu son on yılda, bir zamanlar Likud’un baş rakibi olan merkez sol İşçi Partisi’nin çöküşüne ve İsrail-Filistin barış sürecinin dağıtılmasına yol açmış oldu. Keza “Filistinliler’e yönelik tavizsiz politikaları” ve 1995 Oslo Barış Anlaşmalarını ve öngördükleri iki devletli çözümü sabote etmedeki başarısı, onu birçok İsrailli için bir kahraman yaptı ve son 12 yıl kesintisiz başbakanlık yaptı. Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan İsrail Yahudileri’nin ve özellikle sağ ve Ortodoks Yahudi dindarların desteğini, popülist ve teokratik politikalarıyla yönetmeyi becermiştir.

Son “iki yılda yapılan dört erken genel seçimde”, birbiriyle çatışan iki siyasi grup olan İşçi ve Netenyahu’nun lideri olduğu Likud Partileri’nin belirleyici bir üstünlük kazanamaması, parlamentonun askıya alınmasıyla sonuçlanmıştı. Diğer yandan muhalefetin bölünmüş olması olgusu, kamuoyu desteği dışında son iki yılda da iktidarını sürdürmesini kolaylaştırmıştı.

İlk seçim 2 Haziran günü, Isaac HERZOG İsrail Devleti’nin 11nci cumhurbaşkanı seçilmesiyle başladı. 9 Temmuz’da göreve başlayan ve yedi yıl boyunca görevini sürdürecek olan Herzog, İşçi Partisi’nin eski başkanıdır.

23 Mart’taki “dördüncü erken genel seçimde” hiçbir partinin hükümeti kurmak için gereken milletvekili sayısına ulaşamaması ve Başbakan Binyamin NETANYAHU’nun hükümeti kurmakta başarısız olmasının ardından başlayan siyasi kriz artık sona erdi ve Netanyahu, 12 yıldır aralıksız sürdürdüğü başbakanlık görevini bıraktı. Daha doğrusu “bırakmak zorunda kaldı”. İsrail’de 31 Mart 2009 – 13 Haziran 2021 tarihleri arasında İsrail Başbakanı olarak “en uzun süre görev yapan” Benjamin Netanyahu, en azından şimdilik, iktidar olabilme konusundaki umudunu kaybetmiş bulunmaktadır. 13 Haziran’da İsrail’de Yeşh Atid Partisi lideri Yair LAPİD ve Yamina lideri Naftali BENNETT’in öncülüğünde sekiz partiden oluşan 36ncı koalisyon hükümeti, 120 sandalyeli İsrail Meclisi Knesset’te, 60 milletvekilinin onayı ile güvenoyu almayı başardı.

Yeni koalisyon, soldan aşırı sağa kadar çeşitli ideolojilerden “sekiz siyasi parti” arasında “alışılmadık” bir ittifak oldu. İsrail’in kırılgan siyasi yelpazesini sağdan sola doğru genişleten ve destekçileri tarafından “değişim hükümeti” olarak adlandırılan, küçük bir Arap İslamcı partinin desteğini de alan koalisyon, İsrail için derin bir değişimin işaretini vermeye çalışmaktadır. Diğer yandan, ideolojik olarak farklı sekiz partiden oluşan yeni hükümetin, bu yapısından dolayı yadsınamaz bir “kırılganlığı” taşımaktadır. İsrail Başbakanı olarak “son 12 yıl süre ile görev yapan” Benjamin Netanyahu, en azından şimdilik, iktidar olabilme konusundaki umudunu kaybetmiş bulunmaktadır.

Dileğimiz bu gelişimin, Türkiye başta olmak üzere, bu bölgedeki, parlamentoyu askıya almış “totaliter” bazı ülkelere örnek olması, aşırı sağ ve Ortodoks din söylemlerine dayalı popülist rejimlerin demokratik yolla el değiştirmesidir.

Ersin Dedekoca 24 Temmuz 2021

KAYNAKLAR

Ayyub, Rami. “Arab Islamist helps clinch Israel’s new anti-Netanyahu government”, Reuters, 3.06.2021,

Benn, Aluf. “ANALYSIS / Why Isn’t Netanyahu Backing Two-state Solution?”, Haaretz, 1.03.2009,

Benziman, Yuval ve Romm, Lauren. “Key Elements of Israel’s Foreign Policy Paradigms”, MITWIM The Israeli Intute for Regional Foreign Policies, Mart 2014,

Cherian, John. “End of the Netanyahu era”, Frontline, 2.07.2021,

Efegil, Ertan. “İsrail’in Dış Politikasının Belirleyicileri”, Ortadoğu Analiz, Ocak 2013, Cilt 5, Sayı.49,

“Former centre-left politician Herzog elected Israel’s president”, Reuters, 2.07.2021,

‘‘General Profile: Israel’’.United Nations Conferance on Trade and Development, 6.11.2020,

Haller, Jeffrey. “Netanyahu sworn in as Israeli prime minister”, Reuters, 31.03.2009,

Ilaiwi, Muath. “İsrail Dış Politikasının İşleyişinde Düşünce Kuruluşlarının Rolü”, TIGA, Ocak 2021,

Indyk, Martin. “The End of the Netanyahu Era, Can Israel’s New Coalition Overcome His Legacy?”, Foreign Affairs, 15.06.2021,

“Isaac Herzog elected Israel’s 11th President”, Globes, 2.07.2021,

“Israel Government & Politics: Constitution”, Jewish Virtual Library,

‘‘İsrail Devleti Ülke Notu’’. ATO, 2020,

“İsrail’de muhalefet koalisyon için anlaştı, Netanyahu ‘Sol koalisyon ülke için tehdit’ dedi”, BBC News Türkçe, 3.06.2021,

“Mansour Abbas’ big gamble”,ynet news, 11.06.2021,

Mualem, Mazal. “Lapid, not Bennett, to be strongman of Israel’s next government”, Al-Monitor, 8.06.2021,

Mualem, Mazal. “Israel’s new president brings spirit of compromise”,Al-Monitor, 3.06.2021,

Özkan, İslâm. “İslamcılar nasıl Tel Aviv’deki koalisyonun ortağı oldu?”, Duvar, 10.06.20,

Parliamentary Groups”, Knesset, 13.06.2021,

Shepp, Jonah. “the-end-of-the-netanyahu-era”,Intelingencer, 31.05.2021,

United Nations Data. İSO,

“Who’s who in Israel’s new patchwork coalition government”, Aljazera, 14.06.2021,

“with-his-partys-support-bennett-says-hes-heading-into-government-with-lapid/”, The Times of Israel,

Yadak, Abdüllatif. “İsrail Güvenlik Politikası Ve Güvenlik Duvarının Filistin Halkına Etkileri”, Dergi Park, Cilt.3, sayı.9/Kış, 2014,

Yeniacun, Selim Han. “Camdan Ev: İsrail’in Kırılgan Toplumsal Yapısı”, Kriter, Sayı.58, Haziran 2021,

Yüce, Muammer Oğuzhan.“İsrail ve Dış Politika Analizi”, Stratejik Ortak, 14.05.2021.

[2] United Nations Data, http://data.un.org/en/iso/il.html (erişim t.17.07.2021)

[4] Selim Han Yeniacun, “Camdan Ev: İsrail’in Kırılgan Toplumsal Yapısı”, Kriter, Sayı.58, Haziran 2021, https://kriterdergi.com/dis-politika/camdan-ev-israilin-kirilgan-toplumsal-yapisi (erişim t. 18.07.2021)

[5] Muammer Oğuzhan Yüce, “İsrail ve Dış Politika Analizi”, Stratejik Ortak, 14.05.2021, https://www.stratejikortak.com/2021/05/israil-ve-dis-politika-analizi.html erişim t. 17.07.2021)

[6] Abdüllatif Yadak, “srail Güvenlik Politikası Ve Güvenlik Duvarının Filistin Halkına Etkileri”, Dergi Park, Cilt.3, sayı.9/Kış, 2014, s.165, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/59665 (erişim t. 18.07.2021)

[7] “Israel Government & Politics: Constitution”, Jewish Virtual Library, https://www.jewishvirtuallibrary.org/constitution-of-israel (erişim t. 16.07.2021)

[8] Muath Ilaiwi, “İsrail Dış Politikasının İşleyişinde Düşünce Kuruluşlarının Rolü”, TIGA, Ocak 2021, https://www.erbakan.edu.tr/storage/images/department/tiga/I%CC%87srail%20D%C4%B1s%CC%A7%20Politikan%C4%B1n%20I%CC%87s%CC%A7leyis%CC%A7i.pdf (erişim t. 18.07.2021)

[9] John Cherian, “End of the Netanyahu era”, Frontline, 2.07.2021, https://frontline.thehindu.com/world-affairs/end-of-the-netanyahu-era/article34865305.ece (erişim t.18.07.2021)

[10] Ertan Efegil, “İsrail’in Dış Politikasının Belirleyicileri”, Ortadoğu Analiz, Ocak 2013, Cilt 5, Sayı.49, s.55, https://orsam.org.tr/d_hbanaliz/6ertanefegil.pdf (erişim t. 16.07.2021)

[11] İsrail dış politikasında 1948 yılından bu yana hakim olan ve temel alınan sekiz anahtar unsurun açılımı için bkz. Yuval Benziman ve Lauren Romm, “Key Elements of Israel’s Foreign Policy Paradigms”, MITWIM The Israeli Intute for Regional Foreign Policies, Mart 2014, https://mitvim.org.il/wp-content/uploads/Key_Elements_of_Israels_Foreign_Policy_Paradigms_-_Benziman_and_Romm.pdf (erişim t. 19.07.2021)

[12] Efegil, agm.

[13] “Former centre-left politician Herzog elected Israel’s president”, Reuters, 2.07.2021, https://www.reuters.com/world/middle-east/former-centre-left-politician-herzog-elected-israels-president-2021-06-02/ (erişim t. 14.07.2021)

[14] Mazal Mualem, “Israel’s new president brings spirit of compromise”,Al-Monitor, 3.06.2021, https://www.al-monitor.com/originals/2021/06/israels-new-president-brings-spirit-compromise (erişim t. 14.07.2021)

[15] “Isaac Herzog elected Israel’s 11th President”, Globes, 2.07.2021, https://en.globes.co.il/en/article-isaac-herzog-elected-israels-11th-president-1001373055 (erişim t. 14.07.2021)

[16] Cherian, agm.

[17] Jonah Shepp, “the-end-of-the-netanyahu-era”,Intelingencer, 31.05.2021, https://nymag.com/intelligencer/2021/05/the-end-of-the-netanyahu-era.html (erişim t. 22.07.2021)

[18]“with-his-partys-support-bennett-says-hes-heading-into-government-with-lapid/”, The Times of Israel, 30.05.2021, “https://www.timesofisrael.com/with-his-partys-support-bennett-says-hes-heading-into-government-with-lapid/(erişim t. 20.07.2021)

[19] “Parliamentary Groups”, Knesset, 13.06.2021, https://knesset.gov.il/faction/eng/FactionGovernment_eng.asp (erişim t. 14.07.2021)

[20] “İsrail’de muhalefet koalisyon için anlaştı, Netanyahu ‘Sol koalisyon ülke için tehdit’ dedi”, BBC News Türkçe, 3.06.2021, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-57330489 (erişim t. 22.07.2021)

[21] Mazal Mualem, “Lapid, not Bennett, to be strongman of Israel’s next government”, Al-Monitor, 8.06.2021, https://www.al-monitor.com/originals/2021/06/lapid-not-bennett-be-strongman-israels-next-government (erişim t. 14.07.2021)

[22] İslâm Özkan, “İslamcılar nasıl Tel Aviv’deki koalisyonun ortağı oldu?”, Duvar, 10.06.2021, https://www.gazeteduvar.com.tr/islamcilar-nasil-tel-avivdeki-koalisyonun-ortagi-oldu-makale-1524931 (erişim t. 23.07.2021)

[23] Rami Ayyub, “Arab Islamist helps clinch Israel’s new anti-Netanyahu government”, Reuters, 3.06.2021,

https://www.reuters.com/world/arab-islamist-helps-clinch-israels-new-anti-netanyahu-government-2021-06-03/ (erişim t. 23.07.2021) ; “Mansour Abbas’ big gamble”,ynet news, 11.06.2021, https://www.ynetnews.com/article/H1BIjd1o00 (erişim t. 23.07.2021)

[24] Ayyub, agm.

[25] Mualem, agm.

[26] ““Mansour Abbas’ big gamble”,ynet news, 11.06.2021, https://www.abc.net.au/news/2021-05-31/israel-prime-minister-benjamin-netanyahu-naftali-bennett/100177536 (erişim t. 21.07.2021)

[27] Cherian, agm.

[28] Martin Indyk, “The End of the Netanyahu Era, Can Israel’s New Coalition Overcome His Legacy?”, Foreign Affairs, 15.06.2021, https://www.foreignaffairs.com/articles/israel/2021-06-15/end-netanyahu-era (erişim t.19.07.2021)

[29] Jeffrey Heller, “Netanyahu sworn in as Israeli prime minister”, Reuters, 31.03.2009, https://www.reuters.com/article/newsMaps/idUSTRE52U4VH20090331 (erişim t.21.07.2021)

[30] Aluf Benn, “ANALYSIS / Why Isn’t Netanyahu Backing Two-state Solution?”, Haaretz, 1.03.2009, https://www.haaretz.com/1.5081572 (erişim t. 21.07.2021)

[31] Cherian, agm.

[32] “Who’s who in Israel’s new patchwork coalition government”, Aljazera, 14.06.2021, https://www.aljazeera.com/news/2021/6/14/whos-who-in-israels-new-patchwork-coalition-government (erşim t. 23.07.2021)

0 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Türkiye Bankacılığında Değişim ve Dönüşümler

Ülkenin bankacılık sektörü, “TL tasarruflara uygulanan negatif reel faiz” konusu dışında, son dönemde aşağıdaki başlıklarda gündemde yer aldığı görülmektedir. – Uluslararası Para Fonu (IMF), “IV ncü m

bottom of page