top of page

İngiltere’de Obama Dönemi: Değişime Direnenlerin İşi Zor

Boris Johnson’ın istifasını verdiği Temmuz ayından bu yana İngiltere iç siyasetinde sular bir türlü durulmadı. Önce Muhafazakâr Parti (MP) seçim yarışının favorisi Rishi Sunak son anda parti başkanlığını rakibi Liz Truss’a kaptırdı. Kraliçe II. Elizabeth’in vefatı sebebiyle sarkan takvimi telâfi etme telaşına giren yeni başbakan Liz Truss, zaten temelinde “sorunlu” olan ekonomi plânlarını henüz tam olgunlaşmadan sunmaya kalkınca, başbakanlığının sonunu hazırlamış oldu.





Thatcher, Truss

Böylece Truss’un sadece 45 gün süren iktidarı sona ermiş yerine, Hint asıllı Sunak başbakanlık koltuğuna oturdu. Brexit, Covid-19 salgını ve Ukrayna’nın işgalinin yol açtığı enerji krizi ile ürün sevkiyatı sorunlarına bir de Truss’ın döneminin yarattığı hasarın onarılması sıkıntıları eklendiği bir süreçte “İngiltere’nin modern tarihindeki en genç” yeni başbakanı göreve başladı.

BORİS JOHNSON DÖNEMİNİN SONU

2016’da Başbakan David Cameron, Brexit referandumunda AB’den ayrılma kararının çıkmasının ardından görevinden istifa etmiş, yerine Theresa May başbakanlığa atanmıştı.

May 2017’de genel seçime gitti ve Kuzey İrlanda’nın Demokratik Birlik Partisi’nin dışarıdan desteklediği bir azınlık hükümetiyle yoluna devam etti. Ama hükümetinin ömrü uzun sürmedi. May 2019’da Kraliçe’ye istifasını sundu, yerine Boris Johnson atandı.

Johnson iktidarındaki MP, Aralık 2019’da yapılan genel seçimlerde İşçi Partisi’ne 80 sandalye fark atarak 1987’den bu yana “en büyük seçim zaferini” kazandı ve Boris Johnson halkın çoğunluğunun desteğini de almış bir başbakan olarak kendini kabul ettirdi.

Ancak göreve geldiği günden itibaren beri yakasını skandallardan kurtaramayan ve aslında bu durumu çok da dert etmeyen Johnson, parti içinde yükselen tepkileri güven oylamasıyla savuşturduğunu düşünüyordu. Aslında, partili vekillerin yüzde 40’ının Johnson’ın gitmesi yönünde oy kullanması kendisine “onurunla bırak!” mesajıydı. Fakat Johnson “direnmeyi” seçti. Kabinede Maliye Bakanı Rishi Sunak ve Sağlık Bakanı Sajid Javid’in başlattığı istifa dalgası neticesinde 6 Temmuz’da, MP genel başkanlığı ve başbakanlık görevlerinden istifa etmek zorunda kaldı.

İstifalar açıklanırken gerekçe olarak başbakanın ahlâki tutumu gösterilmişse de, MP’li vekillerin liderlerine sırtına dönmesinin gerisinde, partinin yerel seçimler ve ara seçimlerde yaşadığı oy kaybı olduğunu söylemek yanlış olmaz.[1]

İstifasındaki görünür faktör “yaşanan oy kayması” olduğu kadar gerisinde, en az Johnson’ın liderlik profili kadar etkili bir diğer başat neden de “ülke ekonomisinde yaşanan sıkıntılardı”.[2]

Ama Covid-19 salgını sırasında karantina kurallarının ihlal edilmesi, parlamentoya yalan ifade verdiği iddiaları ve bir dizi başka skandal nedeniyle partisinin parlamento grubunun güvenini kaybetmesini üzerine Temmuz ayında görevinden istifa etti.

Johnson’ın görevden ayrılmasında, şimdi Başbakan olan Riski Sunak’ın Maliye Bakanlığından istifa etmesinin önemli bir rol oynadığını da belirtmeden geçemeyeceğiz.

JOHNSON’UN İSTİFASI SONRASI YENİ LİDER SEÇİMİ

Johnson’ın istifasıyla birlikte MP yeniden “etkinlik” kazanmış oldu. Partili vekillerin oylaması sonunda eski Maliye Bakanı Rishi Sunak ve Dışişleri Bakanı Liz Truss finalde yarışmaya hak kazandı. Bundan sonraki süreçte partinin yeni lideri, aynı zamanda İngiltere’nin yeni başbakanı, partili vekiller yerine parti üyelerinin posta yoluyla gönderdikleri oylar ile 5 Eylül’de belirlendi.

Seçimler boyunca adaylar, kendilerinin Johnson’a kıyasla daha “dürüst”, fırtınalı bir dönemde ülkenin yönetimini devralacak “yeterli deneyime sahip” ve gelecek seçimlerde “partiye galibiyet getirecek” en doğru aday oldukları başlıklarında vekilleri ve üyeleri iknâ etmeye çalıştılar. Finale kalan iki isme yakından baktığımızda, Sunak, partinin geleneksel ekonomi çizgisinden sapmak zorunda kalan, bununla birlikte gerektiği zaman zor kararlar almaktan çekinmeyen sağduyulu bir lider profili çizdi.

Maliye Bakanlığı döneminde, salgın kısıtlamaları sebebiyle “çalışamayanlara maddi yardım” sağlayarak (furlough scheme harcamalara ağırlık vermesi Sunak’ın, özellikle dar gelirli seçmen nezdinde popülaritesini artırmıştı. Başbakan Johnson’ın baskısıyla sağlık ve sosyal hizmet harcamalarının finansmanı için vergileri artırma kararı, kendi içinde çelişkili bulunmuş ve parti içinden de tepki çekmişti. Kişisel serveti Kraliçeninkiyle kıyaslanan eşi Akshata Murty’nin İngiltere’de düşük vergi statüsünden yararlandığının ortaya çıkması da eleştirilere yol açmıştı.

Sunak’a kıyasla Truss, MP çizgisine daha yakın, büyük ölçüde Johnson politikalarını benimseyen ve “devamlılığı” temsil eden aday olarak görünmüştür.

İngiltere’nin Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı sergilediği kararlı duruş, dışişleri bakanlığı koltuğunda oturan Truss’un elindeki en güçlü karttı. İstifa dalgasına destek vermeyen Truss, Johnson’la arasına neden mesafe koymadığına dair eleştirileri de, “dış politikada zor zamanlardan geçerken bakanlık koltuğunu boş bırakmasının doğru olmayacağı” şeklinde yanıtlamıştır.[3]

Kendisine Margaret Thatcher’ı örnek alan Truss, geçmişte Brexit konusunda tutum değiştirmiş olmasını, siyaseten benimsediği sert söylemlerle kapamaya uğraşmıştır. Yasadışı göçün kontrol altına alınmasına ilişkin olarak, seçildiği takdirde göçmenlerin Rwanda yerine Türkiye’ye gönderilebileceğine yönelik açıklaması Ankara’nın haklı tepkisini çekmişti.

Yarışta MP milletvekilleri arasında Sunak birinci olmasına rağmen, parti üyelerinin oylarıyla Liz Truss öne geçerek başbakan oldu. Ancak Liz Truss’ın iktidarı sadece 44 gün sürdü.

LIZ TRUSS’IN BAŞBAKANLIĞI ve BÜTÇE KRİZİ

Önce Brexit, arkasından Covid-19 kapanmaları, en sonunda da FED öncülüğünde başlayan “parasal sıkılaştırma” dalgası, İngiltere’nin küreselleşme ve finansallaşmaya dayalı büyüme dinamiklerini kurutmaya başladı. Ukrayna savaşının tetiklediği “enerji krizi” sonucunda enflâsyonun yüzde 10’a (son 40 yılın rekoru) yükselmesi tabloyu daha da kararttı.

Bu ekonomik gelişmeler üzerine, yeni kurulan Truss hükümeti büyümeyi güçlendirmek amacıyla bir program açıkladı. Programa göre, kurumlar vergisinde plânlanan artıştan vazgeçilmekte, en yüksek gelir vergisi dilimi yüzde 45’ten yüzde 40’a düşürülmekte, büyük şirketlerin elektrik maliyetini düşürmek için bütçeden destek/sübvansiyon ayrılmaktaydı. Bu kararların yol açacağı 60 milyar İngiliz Sterlini (GBP) tutarındaki bütçe açığı ise kamu borçlanmasıyla karşılanacaktı.

Ancak paketin İngiltere bütçesine faydadan çok zarar getireceğini düşünen yatırımcıların, İngiliz Devlet Tahvillerini satmaya başlamasıyla 10 yıllık tahvilin faizi bir haftada 3.20’den 4.56’ya yükseldi. Bu sürecin devamı, İngiltere’nin “mali krize” sürüklenmesi anlamındaydı. Bu yüzden İngiltere Merkez Bankası (BoE), 65 milyarlık bir fonla 2. piyasadan devlet tahvili satın almaya başladı. Bu adımın enflâsyon etkisini önlemek için politika faizini yüzde 0.1’den yüzde 2.25’e yükselten BoE’nın, ülkedeki “fiyat istikrarı” arayışını zora soktuğunu söylemeye gerek yoktur.

Sonuçta önce paketin sahibi Maliye Bakanı Kwarteng, arkasından da Başbakan Truss istifa etmek zorunda kaldı. Truss, Thatcher’ın 1979’da yaptığını bugün yapmak istedi. Ama Thatcher bunu “küreselleşme ve finansallaşmanın şafağında”, yani o değirmene akacak suyun bol olduğu zamanda yapmıştı. Truss ise bunu “küreselleşmenin ve finansallaşmanın dibinde” yapmaya çalıştı ve doğal olarak de “sonuç olumsuz” oldu.[4]

VE RISHI SUNAK’IN BAŞBAKANLIĞI

20 Ekim’de istifa eden Truss’un yerine, Ekim Ayının son haftası Rishi Sunak, son altı yılın beşinci, son iki ayın üçüncü başbakanı olarak İngiltere siyasetinin en üst makamına yerleşti.

İngiltere’nin Obama’sı denilen Hint kökenli Rishi Sunak’ın, İngiltere tarihinin ilk beyaz olmayan başbakanı olması, “İngiltere’de çok kültürlü demokrasinin” gelişimi açısından umut verici olarak değerlendirilmektedir. Diğer taraftan da Sunak, “yerleşik düzeni ve hâkim sınıfı” temsil eden bir isim.

1980 doğumlu olan Rishi Sunak, Kenya doğumlu Hintli bir baba ve Tanzanya doğumlu Hintli bir annenin ilk çocuğu olarak İngiltere’de dünyaya gelmiştir. Hayli “elit” olarak kabul edilen Winchester Koleji, ardından da yine seçkin kesimlerin rağbet edebildiği Oxford Üniversitesi’nin Lincoln Okulu’nda Felsefe, Siyaset ve Ekonomi (PPE) bölümünü bitiren Sunak, yüksek lisansını Fullbright Bursu kazanarak ABD’deki Stanford Üniversitesi’nde yapmıştır. Büyük oranda Hint yazılım şirketi sahibi milyarder kayınpederi sayesinde 840 milyon Dolarlık servetin sahibi olarak Kral 3. Charles’ı bile gölgede bırakmış, Avam Kamarası’nın en zengin üyesi.[5]

Böylece Sunak, İngiltere’nin ilk Hint kökenli, Hindu dinine mensup, üstelik de uzun yıllar sonra seçilen (42 yaşında) en genç başbakan oldu. Kolonyal geçmişi göz önüne alındığında, İngiltere’de Hint kökenli, iki kuşak önce ülkeye göçmen olarak gelen bir ailenin oğlunun başbakanlığa yükselmesi “çoğulcu demokrasinin” işlediğinin bir göstergesi sayılmalı.

Elbette bu, ülkede yaşayan farklı etnik kimliklere sahip vatandaşların aynı fırsat eşitliğine sahip oldukları anlamına gelmiyor. Gelir düzeyi bakımından orta-iyi bir ailede büyüyen, ülkenin en seçkin eğitim kurumlarında öğrenimini tamamlayan ve finans sektöründen siyasete geçiş yapan Sunak, aynı zamanda Hindistan’ın 6. en zengin ailesinin damadı olması sebebiyle elit ve ayrıcalıklı bir isim olarak kabul ediliyor.[6]

  • Yeni Başbakanın Öncelikli Hedefi: Ekonomik İstikrar ve Güven

Kral III. Charles tarafından görevlendirildikten sonra Başbakanlık Ofisi (10 Numara) önünde halka hitap eden Sunak, konuşmasında özellikle güven ve istikrara vurgu yaptı.[7] “Selefim Truss’ın ekonomik büyüme hedefi yanlış değildi. Hatta onurluydu. Ama hatalar vardı. İyi niyet eksikliğinden kaynaklı olmasa da hata hatadır. Ben bu hataları düzeltmek üzere partim tarafından iş başına getirildim. Ekonomik istikrar ve güveni yeniden tesis edeceğim. Bu, bizi bekleyen zor kararlar olacağı anlamına geliyor. Ama benim Covid dönemi icraatımı, insanları ve iş sahiplerini korumak için elimden geleni yaptığımı gördünüz. Önümüzdeki dönem sorunları çözmeye çalışırken aynı merhametle yaklaşacağıma söz veriyorum. Benim hükümetim gelecek nesillerin, sizlerin çocukları ve torunlarınızın bizim ödeyemediğimiz borçların yükünü çekmemesi için çalışacak.” dedi.

Sunak’ın başbakanlığının belli olması ardından Londra Borsası’nın ve GBP değerinin yükselişe geçmesi, piyasaların olumlu karşılık verdiğini göstermektedir. Zaten piyasalar için yabancı veya bilinmez bir kişi değildir.

MP dümeninin sürekli el değiştiriyor olması Türkiye gibi siyasette liderlik kültürünün hâkim olduğu ya da otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü ülkelerde, demokrasinin zarif bir oyunu olarak değerlendiriliyor ve siyasetçilerin başarısız olduklarında istifa etmeleri anlayışı yüceltiliyor.

Diğer yandan Muhalefetteki İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti ve Parlamentodaki üçüncü büyük grup olan İskoç Ulusal Partisi de “genel seçime gidilmesi” taleplerini dile getirdi. Ancak kamuoyu yoklamalarında MP, İşçi Partisi’nin en az 25 puan gerisinde görülmektedir. Yani yarın seçim olsa İşçi Partisi’nin açık farkla iktidara geleceği anlaşılmaktadır.

Ancak madalyonun diğer yanında Independent gazetesinin şu yorumu durmaktadır: “MP’li 202 milletvekili Rishi Sunak’ın başbakan olmasını sağladı.”[8] Keza Daily Record Gazetesi de, “Kendi partisinin daha birkaç hafta önce reddettiği biri, yalnızca 100’ün üzerinde vekilin desteğini alan tek aday oldu diye İngiltere’nin yeni başbakanı oluyor.”[9] demektedir.

Ancak şurası çok açık ki, Sunak gerçekten “zor bir dönemde” başbakanlık koltuğunu devralmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz zorlu koşulların yanında, mevcut uluslararası konjonktürde, Brexit’in İngiltere dış ticaretinde yarattığı elverişsiz şartlar sürerken, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durgunluktan çıkması kolay görünmemektedir.

Yüzde 10’lardaki enflâsyon, son kırk yılın en yüksek seviyesinde seyretmektedir. Yeni hükümetten, enerji faturalarını ödemekte zorluk çeken “kişi ve kurumlara destek vermesi”, sağlık sistemini işlevsel hâle getirecek şekilde kaynak aktarması, maaşlarda yapılacak düzenlemelerle grevlerin önüne geçmesi, tüm bunları yaparken enflâsyonu da kontrol altında tutması beklenmektedir.

Bu zor kararlar öncesinde Sunak’ın öncelikle MP içindeki “bölünmüşlük” durumunu sonlandırması gerekmektedir. Bu bağlamda ilk etapta işe, farklı hizipleri birleştiren ama aynı zamanda “uyumlu çalışabilecek bir kabine” oluşturmakla başlaması bekleniyor. Sunak’ın adaylığını desteklemeyen Ben Wallace’ın Savunma Bakanlığı’nda kalıp kalmayacağı veya Sunak’ın rakibi Penny Mordaunt’un dışişleri bakanlığına getirilmesi gibi adımlar bu konuda fikir verecektir.

Genel olarak “ekonomide dengeli büyümeden” yana olan Sunak, “savunma bütçesini” yüzde 2 seviyesinde tutulması, yasa dışı göçün önlenmesi için daha güçlü bir “sınır koruma gücü” oluşturulması, mültecilerin Rwanda gibi anlaşmalı ülkelere gönderilmesi, doğalgaz çıkarmak amacıyla yerel halkın desteğine bağlı hidrolik sondaj yasağının kaldırılması gibi politikaları savunmaktadır.

Sunak’ın politika tercihleri, MP açısından gelecek seçimlerde galibiyeti garantilememekle birlikte, uygulamaları sayesinde “muhalefete oy kaymasının” önünü kesmesi olanaksız durmamaktadır. Her şey bir yana, MP’nin Johnson’la yeni bir maceraya atılmanın getireceği siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın faturasından kurtulmuş olduğunu söyleyebiliriz.

SONUÇ YERİNE

İngiltere siyaseti öyle baş döndürücü bir hızda ilerliyor ki, yalnızca iki ayda üçüncü bir başbakan iktidarda.

Politika başlıklarında radikal bir değişim beklemediğimiz İngiltere’de, başbakanlık yarışı Boris Johnson’da vücut bulan popülist liderliğe nokta koymasa bile ara verilmesine olanak tanıyabilir. Johnson’ın her türlü ayak diremesine rağmen “siyaseten meşru bir süreç” sonunda istifa etmiş olması, ABD’deki 6 Ocak Capitol Hill baskını benzeri olayların yaşanmamış olması, tüm zaaflarına ve kurumsal reform ihtiyacına rağmen İngiltere’de siyasi sisteminin hala işlediğinin göstergesi sayılmalıdır.

Yeni Başbakan Sunak’ın “kolonyal geçmişi” göz önüne alındığında, İngiltere’de Hint kökenli, iki kuşak önce ülkeye göçmen olarak gelen bir ailenin oğlunun başbakanlığa yükselmesi, daha önce de vurguladığımız gibi, “çoğulcu demokrasinin işlediğinin” bir göstergesi sayılmalıdır.

Bununla birlikte, uluslararası güç dengelerinin ve güvenlik anlayışının değiştiği günümüz dünyasında, İngiltere’nin bu değişimi yakalaması, uluslararası arenada gücünü ve konumunu pekiştirmesi ancak geleceğe yönelik vizyon oluşturabilecek, değişime açık bir lider ile mümkün olabileceği görünmektedir. “Yerleşik düzeni ve hâkim sınıfı” temsil eden yeni Başbakan ile bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecektir.

Yer kürede yeni bir dünya düzeni kurulmaktadır. Bu süreçte “zamanın ruhunu okuyamayan ülkelerin”, söz konusu “dönüşümün” altında kalacağı anlaşılmaktadır. Hele Türkiye gibi “gücünün üstünde roller” üstlenen ülkeler için durumun “daha zor” olacağını görmekteyiz. Kısacası Türkiye de İngiltere gibi, sona ermekte olan bir ekonomik sisteme umutsuzca tutunmaya çalışıyor. İşimiz çok zor…

[1] Muhalefete mutlak bir galibiyet sağlamamasına rağmen seçimlerde, Muhafazakar Parti’nin kalesi kabul edilen sembol bölgelerin el değiştirmesi, İşçi Partisi ve Liberal Demokrat’lara oy kaybedilmesi, genel seçimlere dek Johnson liderliğinde devam edilemeyeceğini ortaya koymuştu. Seçim hezimeti doğal olarak, imajı skandallarla yıpranmış olan Johnson’a fatura edildi. [2] Ayrıntılı bilgi için: “Boris Johnson istifa etti”, BBC News Türkçe, 7.07.2022, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-62071043

[3] Ben Quinn, “Who is Liz Truss and why did the UK not hold a general election?”, The Guardian, 6.09.2022, https://www.theguardian.com/politics/2022/sep/06/who-is-liz-truss-and-why-did-the-uk-not-hold-a-general-election

[4] “Why Liz Truss is no Margaret Thatcher when it comes to the economy”, The Conversation, 22.09.2022, https://theconversation.com/why-liz-truss-is-no-margaret-thatcher-when-it-comes-to-the-economy-190816; Robin Ashenden, “The tragedy of Truss’s Thatcherite imitation”, The Spectator, 21.10.2020, https://www.spectator.co.uk/article/the-tragedy-of-truss-s-thatcherite-imitation/

[5] “Does Rishi Sunak’s £730m fortune make him too rich to be PM?”, The Guardian, 22.10.2022, https://www.theguardian.com/politics/2022/oct/22/rishi-sunak-rich-730m-fortune-prime-minister

[6] “Rishi Sunak and Akshata Murty net worth — Sunday Times Rich List 2022”, The Times, 26.10.2022, https://www.thetimes.co.uk/article/rishi-sunak-akshata-murty-net-worth-sunday-times-rich-list-86ls8n09h

[7] “Prime Minister Rishi Sunak’s speech on the steps of Downing Street”, https://www.youtube.com/watch?v=sEFAzNc3P3Y

[8] Adam Forrest ve Andy Gregory, “202 MPs backed Sunak – but more than 400,000 of you vote for a General Election Now”, Independent, 25.10.2022, https://www.independent.co.uk/news/uk/politics/rishi-sunak-prime-minister-general-election-b2209402.html

[9] “Rishi Sunak in line to be new Prime Minister today as calls grow for General Election”, Daily Record, 24.10.2022, https://www.dailyrecord.co.uk/news/politics/rishi-sunak-line-new-prime-28312883

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

KÜRESEL ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ SÜRECİNDE SON GELİŞMELER

Ekonominin dijitalleşmesinden kaynaklanan vergi zorlukları, günümüzün başat sorunları arasında yer almaktadır. Diğer yandan, kazançların “vergi cennetlerine” doğru kayması olgusu da, “vergi tabanların

2023 ve 2024 IŞIĞINDA KIRILGAN ve SIKINTIDA BİR TÜRKİYE

Önceki yazımızda, 2023 ve yeni yılı, küresel ölçekte siyasal, ekonomik, güvenlik, çevre, uluslararası ilişkiler yönünde irdelemeye çalışmış ve sonucunda “pek parlak olmayan bir gidişi” birlikte gözlem

UĞURLADIĞIMIZ VE YENİ YIL; KÜRESEL YAŞANANLAR VE BEKLENTİLER

2023’ün dünya için bir çatışmalar ve şiddet yılı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ve bir kısım topraklarını işgal etmesiyle başlayan ve halen süren savaş, Gazze’de başla

Comentarios


bottom of page