top of page

Gelmeyen yabancı sermaye, kaldık yine sıcak paraya

Bilindiği gibi, 1990’larda başlayan uluslararası finansal bütünleşmenin (entegrasyonun) ardından sermaye akımlarında ortaya çıkan artışların, gelişmekte olan ülke ekonomileri üzerindeki olumlu etkileri, ekonomi dünyasının ana gündemidir. Net sermaye artışları bu ülkelerin ekonomilerini doğrudan etkilediği gibi, bu ülkelerde yarattığı “dış talep” yoluyla da gelişmiş ülkeleri ve netice de küresel ekonomiyi etkilemektedir.

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından yayınlanan 1 Ekim tarihli rapor verilerine göre, bu yıl gelişmekte olan ülkelere 96.5 milyar dolarlık “net sermaye girişi” beklenirken, en fazla girişin 67.4 milyar Amerikan Doları ($) ile Hindistan’a yöneleceği öngörülmektedir.* Türkiye’ye ise sadece 5.4 milyar $ tutarında “cüz’i” bir fon akışı beklenmektedir.

GLOBAL PARASAL GENİŞLEME

2008 ekonomik krizinden bu yana yaşanan “durgunluğu” tam olarak atlatamayan ve önümüzdeki dönem için yapılan tahminlerde de bu olgunun artacağı hesaplanan ABD ve Avrupa ülkelerinin merkez bankaları, yeniden “parasal genişleme sürecine” girdiklerini açıklamışlardı.

Bir süredir “parasal daralma” politikasına geçen, bunun gereği olarak “faiz yükseltmesine” giden ve “hazine bonosu geri alımını durduran” Batı ülkeleri merkez bankalarındaki son politika değişikliğinin (faizleri yeniden düşürme ve hazine bonosu geri alımına yeniden başlama) başat sonucu, “küresel sermaye akışının da yön değiştirmesi” şeklinde olacaktır.

Batı merkez bankalarının uyguladığı düşük ve negatif faiz politikalarının da etkisiyle, yılın kalan bölümünde “gelişmekte olan ülkelere net sermaye girişinin hız kazanması” beklenmektedir. Ancak, yazımızın sonraki satırlarında da görüleceği üzere, IIF tarafından bu konuda yapılan çalışmaya göre “Türkiye’nin, söz konusu akımdan yeterince yararlanamayacağı” ortaya çıkmıştır.

IIF VERİLERİNE GÖRE NET SERMAYE AKIŞI

Anılan Enstitü tarafından yapılan son çalışmaya göre bu yıl, ülkemizin de içinde olduğu “gelişmekte olan ülkelere 96.5 milyar $ tutarında net sermaye girişi” beklenirken, en yüksek girişin 67.4 milyar $ ile Hindistan’a olacağı öngörülmektedir.

Gelişmekte olan ülkelere Ağustos Ayı’ndaki 30.9 milyar $’lık net sermaye girişinin ardından Eylül’de de 37.7 milyar $ tutarında fon akışının yaşanmış olması öngörülmektedir. Yılın “ikinci çeyreğinde toplamda 34.6 milyar $’lık para çıkışı” gerçekleştiği dikkate alındığında, söz konusu toparlamada, “gecikmeli talebin” etkili olduğu belirtilmektedir.

Raporda, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşına ilişkin Mayıs Ayı’nda bozulan algının, ikinci çeyrekteki sermaye çıkışında etkili olduğu vurgulanırken; ticari geriliminin artması durumunda, sermaye çıkışlarının daha fazla uyarılacağına işaret edilmektedir.

Yıllık ölçekte en fazla “net sermaye akışına” muhatap olacak ilk 15 ülkeyi aşağıdaki tablodan izleyebilirsiniz.

IIF tarafından, sermaye girişi yaşanması beklenen 17 ülkeye toplam 308.8 milyar $ fon girişi öngörülmektedir. Diğer yandan, sermaye çıkışı olacağı öngörülen 6 ülkedeki para çıkışının 212 milyar $’a ulaşacağı hesaplanmaktadır. IIIF’in tahminlerine göre G.Kore’den 59.7, Suudi Arabistan’dan 57.6, Rusya’dan ise 57.3 milyar $’ı bulan sermaye çıkışı yaşanması beklenmektedir.

Yukardaki tablodan yapılacak bir diğer çıkarım da, Çin’in, net sermaye girişindeki (gelişmekte olan ülkeler arasında) liderliğini Hindistan’a teslim etmesidir. 2019 yılının sonunda gelişmekte olan ülkeler arasında “en yüksek sermaye girişinin Hindistan’a” yönelmesi beklenmektedir. Hindistan’a geçen yıl 62 milyar $’lık sermaye girişi yaşanmışken, bu yıl anılan sayının 67.4’e ulaşacağı tahmin edilmektedir. Hindistan’ın ardından en fazla sermaye girişinin, 51 milyar $ ile ikinci sıradaki Çin’e olması öngörülmektedir.

GELİŞMİŞ ÜLKELER İÇİNDE TÜRKİYE’NİN DURUMU

Yukardaki sıralamada da görüldüğü gibi, yakın döneme kadar Türkiye ile birlikte değerlendirilen Brezilya, Endonezya ve Meksika’ya sırasıyla 34.9; 34.6; 23.1 milyar $ tutarında yabancı sermaye girişi olması beklenmektedir. Yine aynı kategoride yer alan G.Afrika ve Kolombiya’ya da sırasıyla 14.6 ve 13.6 milyar $’lık giriş olacağı tahmin edilmektedir.

Bu grupta yer alan Türkiye için hesaplanan ve 2019 yılında giriş yapması beklenen toplam yabancı sermayenin ancak yıllık 5.4 milyar $’a ulaşacağı öngörülmektedir.

Ekonomik kriz içindeki Arjantin’e 18.6 milyar $, siyasi krizlerle boğuşan Ukrayna’ya bile 5.8 milyar $’lık hesaplanan sermaye girişi bile ülkemize girecek tutardan fazladır.

Yabancı yatırımcı ilgisini betimleyen bu sonuç, şüphesiz ki Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve jeopolitik durumun bir yansımasıdır. Bir diğer anlatımla ülkenin ekonomik durumu, Ankara yönetiminin anlattığı, TÜİK’unun açıkladığı gibi değildir. Zaten bu olgu, uluslararası dereceleme kuruluşlarının notları, ülke riskini gösteren CDS sayıları, uluslararası kuruluşların ülke raporlarında uzun süredir seslendirilmektedir.

Bu durumda bile ülke ekonomisi hâlâ, algı yönetimi, örtük IMF ilişkileri, kısa vadeli sıcak paraya cazibe yaratma, TVF eliyle şirket kurtarma, kamu bankaları vasıtasıyla “zararına kredi” ve TL’nın baskılanan değeriyle yüzdürülmeye çalışılmaktadır. Ekonomi kuramındaki “zaman değerini ve maliyetini” hesaba katan yok.

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Tırmanan Dış Ticaret Açığı Ve Ödemeler Dengesi Sorunu

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

İç Borç Yükü Batağı

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

Comments


bottom of page