top of page

Faizler ve Merkez Bankası saygınlığı

TC Merkez Bankası (TCMB)’nın Para Kredi Kurulu (MBPKK)’nun geçen hafta (14 Aralık)’ta yaptığı son toplantıda aldığı faiz kararı piyasaları tatmin etmedi. MBPPK toplantısından, son dönemde piyasaların fonlandığı “Geç Likidite Penceresi (GLP) faizinde 0,50 puanlık artış çıktı. Bir diğer ifade ile TCMB, piyasalardaki en az 1 puanlık faiz artış beklentilerini karşılayamadı, sadece GLP faiz oranında 0,50 puan artış yaptı.

Bu haftaki yazımızda, söz konusu faiz kararı vesilesiyle TCMB’nın, özellikle 2017 yılında aldığı faiz oranları ile ilgili kararları, köşemizin elverdiği ölçüde ve rasyonellik /etkinlik yönlerinden değerlendirmeye çalışacağız.

POLİTİKA FAİZ ORANI

TCMB Kanunu’nun 4 ncü maddesine göre Banka, “hükümetlerin büyüme politikaları ile çelişmemek” kaydı ile “fiyat istikrarının sağlanmasından” sorumludur. Keza, anılan Kanun’na göre (Md.4/2.e) Banka, “nihai kredi mercii olarak bankalara kredi verme işlerini” yürütür. Bir diğer anlatımla TCMB, bankalara uyguladığı “mevduat munzam karşılığı”, “disponibilite” vb. araçlarının yanında, “bankalara borç verme faizlerini” de belirlemektedir. TCMB’nın tesbit ettiği bu borç verme faizleri, bankalar vasıtasıyla piyasa faiz oranlarının, bu yolla Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısındaki değerinin ve para piyasası araçlarının fiyatlarının belirlenmesinde, başat amillerden biri konumundadır.

TCMB’nın görünürde iki çeşit borç verme faizi bulunmaktadır. Bunlardan biri, “gecelik olarak bankalara borç vermekte uyguladığı faiz”; değeri ise “haftalık olarak bankalara borç vermekte kullandığıı faiz”dir. Banka bunlar arasındaki kullanım ağırlığını, piyasa likiditesi ve talep/arz durumuna göre belirler.

İşte TCMB’nın, bankalara uyguladığı bu iki fonlama şeklinden “haftalık bankalara borç vermekte (haftalık repo ihalesinde) uyguladığı faiz oranına “politika faizi (MBPF)” denilmektedir. MBPF; kredi faizlerini, döviz kurunu, mevduat faizlerini, kredi miktarlarını etkilemektedir. Tüm bu etkiler, ülke ekonomisinin “soğuması” veya “ısınması” gibi sonuçlar getirir. Bu sayede de, hedef olan fiyat istikrarı için para politikası uygulanmış olmaktadır.

TCMB’NIN SON BİR YILLIK UYGULAMASI

Geçmiş uygulamalara baktığımızda, TCMB’nın, MBPF’ni, siyasî yönetime yönelik olarak; gecelik fonlama faizini de, piyasaya mesaj verme aracı olarak kullandığını; temelde de, bu iki faizin ortalamasıyla piyasayı yönlendirdiğini görmekteyiz.

Ancak TCMB, içinde bulunduğumuz yılın Ocak ayından bu yana, merkez bankalarınca olağanüstü durumlarda ve özellikle geç saatlere kadar “takas açığını kapatamamış” bankalar için uygulanan (çok nadir) “geç likidite penceresi (GLP)” fonlamasını, yukarıda bahsedilen iki tür borç verme yerine kullandırmaktadır. Tabii ki bu şekilde, politika faizi şeklen yükselmemektedir. İşin gerçeğinde ise TCMB, GLP faizlerini kullanarak, MBPF’ni yüzde 12.25’e yükseltmiştir (14 Aralık’ta da anılan oran 12,75’e çıkarılmıştır). Söz konusu bu uygulamaya “örtük politika faizi” diyebiliriz.

MBPPK’nun faiz konusundaki kararlarını aşağıdaki grafikte topluca görebiliriz.



Son olarak 26 Nisan’da GLP borç verme faiz oranını yüzde 11,75’den yüzde 12,25’e çıkarmıştı. Anılan son kararla, 8 ay sonra GLP borç verme faiz oranı, piyasa beklentisinin çok gerisinde, 0,50 puan arttırılmış oldu. Politika faiz oranı ise en son 26 Kasım 2016’da yükseltilmişti.

Alınan son kararla, “örtük” bir şekilde MBPF niteliği kazandırılan GLP faiz oranı yüzde 12,75’e yükseltilmiştir. Kasın ayı verilerine göre sırasıyla yüzde 13; 17,3 ve 12,08 sayılarına ulaşan tüfe, üfe ve çekirdek enflâsyon oranları ve giderek düşen “güven endeksi” rakamları karşısında ne kadar yetersiz/işlevsiz olduğu açıktır.

Bilindiği gibi, olağan koşullarda Merkez Bankası, bankaları fonladığı faizi artırdığında piyasada faizler artar ve ülkeye döviz girişi olur. Bu durumda döviz bollaştığı için TL değerlenir ve döviz kurları düşer. Bu kez Merkez Bankası, yetersiz de olsa, faizi artırdığı halde kurlar düşmedi ve Türk Lirası değerlenmedi, hatta tam tersine, kurlar yükseldi, TL değer kaybetti. (sonrasında 3.88’den 3.83’e gerilemekle birlikte) Bunun açıklaması;

Kur artışının piyasalarca yeterli görülmemesi,

Yeterli olmasına karşın, yerli yerinde kullanılmayan ve “örtük” bir nitelik kazandırılan “faiz” aracının “esnekliğini” yitirmesi,

Mevsimsel bazı sebeplerin, kur-faiz arasındaki ilişkinin çalışmasına engel olması, seçeneklerinden biri ve/veya bir kaçı olabilir. Olgunun nedenlerinin birinci ve üçüncü seçenek olduğu, konuyla ilgili çevrelerce teyit edilmektedir. Küresel piyasaların artık Noel tatiline girmek üzere olduğu, yılsonu bilançoları nedeniyle yurt içindeki banka ve işletmelerin de kurlarda önemli artışları istemeyeceği argümanı, daha önceki yaşanmışlıklarla da örtüşmektedir.

Bu bağlamda söylemek istediğimiz bir diğer konu da, ikinci seçeneğin güç kazanması olasılığıdır. Elimizde kesin veri ve ilinti araştırması olmamakla birlikte, uzun zamandır “örtük” olarak yürütülen ve

siyasî niteliği ön plâna çıkan MBPPK’nın faiz kararlarındaki bu “esneklik/etkinlik aşınması” ihtimali, üzerinde durulması gereken bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

GELECEĞE İLİŞKİN BEKLENTİLER

Şurası yadsınamaz bir gerçek ki, TCMB’nın ciddi bir faiz artışı yapmayarak, önümüzdeki yılın ilk aylarını rahatlatma fırsatını kaçırmıştır. Diğer yandan Banka, yeni yayınlanan “2018 Yılı Para ve Kur Politikası” nda, “temel fonlama aracının 1 hafta vadeli repo işlemleri olması gerektiği” belirtilerek, ayrı bir tutarsızlık veya ikilem sergilemektedir.

Kasım ayında gerçekleşen yüksek enflâsyonun “baz etkisi” nedeniyle, önümüzdeki birkaç ayın fiyat artışlarının biraz düşmüş görünmesi olasıdır. Ancak, faiz ve kurlar açısından yönün “yukarı doğru” olduğu, geniş bir kesim tarafından algılanan ve beklenen bir gerçektir.

Bu bağlamda, örtük faiz artışının perdesi olan GLP faizinin yeni yılda yetersiz kalacağını; yeni yılık ilk aylarında MBPPK’nın faiz bandını oluşturan oranlarda da artış yapmak zorunda olabileceğini söyleyebiliriz.

Keza, ABD süren Zarrab ve İran ile ilgili yaptırımların delinmesi konusundaki davalar sonucuna bağlı olarak gelebilecek ceza veya yaptırımların kurlar üzerindeki olası baskısı, faiz oranları konusundaki “artış” öngörümüzü daha da güçlendirmektedir.

Özün özü: Ekonomide örtük veya gizlenmiş önlem ve araçlarla sonuç alınamaz. Unutulmamalıdır ki, ülkede yaşayan erişkin birey ve kurumların hepsi ekonomik aktördür. Eskilerin dediği gibi, “gerçekler balçıkla sıvanamaz”.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

bottom of page