top of page

Faiz indirimi: Amacına ulaşması zor karar

Sayın Cumhurbaşkanı uzun zamandır, “Türkiye’de faizlerin çok yüksek olduğunu” sık aralıklarla söylüyor ve bu bağlamda da TCMB yönetimlerini eleştiriyordu. Sonuçta, yeni başkan yönetiminde toplanan Para Politikası Kurulu, perşembe günü faiz indirdi. Dört yıldan uzun zamandır ilk kez yapılan bu indirimle politika faiz oranı (bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını), 425 baz puanlık düşüş sonrası yüzde 19.75’e düşürüldü.

TCMB POLİTİKA FAİZİNİN SON BEŞ YILLIK SEYRİ

TCMB politika faiz oranı, bir diğer anlatımla “bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı”, 25 Şubat 2015’ten bu yana yükselmektedir.



TCMB geçen yıl ağustos ayında yaşanan kur krizinin etkisiyle faizi yüzde 24 seviyesine yükseltmiş ve o tarihten bu yana bu seviyede tutmuştu. Bunun yanında, 2018 Haziran ayına kadar TCMB’nın “örtük faiz” uygulamasıyla, haftalık repo yerine “geç likidite penceresi (GLP)”nin kullanılması ve böylece politika faizi artışı bir kenara konularak, GLP’nin bankaları fonlamada kullanılması ve böylece “faiz artışının gizlenmesi” yolunun tercih edildiği de unutulmamalıdır.

‘FAİZ ENFLÂSYONUN NEDENİDİR’ HİPOTEZİ (!)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüksek enflâsyonun nedeninin “yüksek faiz” oluğuna inanmaktadır. Bu konuda birkaç hafta önce söyledikleri “Yüksek enflasyonun bana göre en önemli sebebi yüksek faizdir. Yüksek faiz eğer aşağıya çekilmezse enflasyon da kesinle aşağı düşmeyecektir. Faizi aşağı çekerseniz enflasyon aşağı düşer” şeklindeydi. Yine bu konudaki söylemlerinden, işsizlik ve ekonomik krizin sebebi de yüksek faizdir. Bu yaklaşıma göre faiz inince enflasyon, işsizlik düşecek, ekonomi canlanacak ve ihracat daha da artacaktır.

Ancak yaptığımız ekonomi eğitimi, bu konuda izlediğimiz literatür ve uzun yıllar bankacılık konusundaki iş deneyimimiz bize, “enflâsyonun nedeninin faiz” değil, aksine “enflâsyonun sebep, faizin sonuç” olduğunu göstermiştir.

Enflâsyon yükselince bireyler ve yatırımcılar (sıcak para sahipleri de dahil), paralarının “zaman değeri” enflâsyonun gerisinde kalmaması amacıyla “yüksek faiz” talep ederler. Eğer yüksek faiz alamazsa, TL varlıklarını elden çıkarıp dövize dönmekte ve sonuçta TL’nin değeri yabancı paralar karşısında düşmektedir. Bu bağlamda yapılacak çıkarım, faizlerin gereğinden fazla indirilmesinin başat etkisi, TL değerinin düşmesi şeklinde olmaktadır.

SON FAİZ İNDİRİMİNİN İRDELENMESİ

Son faiz indirimi yapıldığı sıralarda, bu konuda gösterge niteliği taşıyan ekonomik parametreleri şu şekilde özetleyebiliriz:

TCMB politika faizi yüzde 24; gösterge faiz (vadesine 2 yıl kalmış Hazine Bonoları’nın faiz oranı) yüzde 17.68; TÜFE yüzde 15.72; Yİ-ÜFE yüzde 20.04; “Enflâsyon (TÜFE) TCMB Beklenti Anketindeki” yılsonu tahminin gerçekleşme yüzde 15 civarında.

Bu verilere baktığımızda, TCMB politika faizinin, gerek enflâsyona (TÜFE) gerekse gösterge faize göre oldukça yüksek kaldığını, bir başka ifadeyle “reel faiz makasının” yüksek kaldığını görmekteydik. Türkiye, istikrarlı bir ekonomi ve güçlü bir demokrasiye ve hukuk sistemine sahip, dünyayla barışık ve açıklanan istatistik sayı ve serilerine güvenilen bir ülke olsaydı, politika faizinin enflâsyona yakın bir seviyeye indirilmesi çok olağan olacaktı. Nitekim Batı ülkeleri ve Japonya’da konuya bu şekilde yaklaşılmaktadır. Bilindiği gibi bazı gelişmiş ülkelerde faiz oranları enflâsyonun bile altındadır.

Ülkemiz, hepinizin bildiği ve çeşitli yazılarımızda da vurguladığımız gibi, ekonomik, siyasi ve jeopolitik riskler, kırılganlıklar taşımaktadır. ABD ile S-400, Avrupa’yla Doğu Akdeniz’de sondaj çalışması, Rusya ile İdlib krizleri şeklindeki güvenlik riskleri herkesçe bilinmektedir. Bunların yanında ülke içinde giderek artan merkezi bütçe açığı, dolarizasyon, ekonomik aktörlerin güvensizliği, işsizlik, sanayi üretiminde düşüş, slumpflâsyon beklentisi, özel sektör ağırlıklı yüksek ülke dış borcu, bankalardaki sorunlu ve batık krediler başlıklı sorun ve kırılganlıklar giderek artmaktadır.

Saydığımız tüm bu kırılganlıkların, fon kullandırıcısı gözünde bir fiyatı, faiz olarak bir karşılığı bulunmaktadır. İşte bu karşılığa “risk primi” denilmektedir. Bunun uygulamadaki karşılığı CDR (Credit Default Swap) olarak ölçülmekte olup, Türkiye için şimdilerde çok yüksektir.

SONUÇ YERİNE

TCMB’nın son yaptığı “politika faizi indirimi”, mevcut reel faiz makasını dikkate aldığımızda sayısal olarak çok yüksek olmamakla birlikte, ülkenin kısa/orta dönem kırılganlıklarının “risk primi” olarak eklenmesi durumunda yüksek kalmıştır. Temmuz başında TCMB Başkanı’nın görevden alınması ve ardından gelen bu yüklü faiz indiriminin, “kredibiliteye gelen ikinci bir darbe” niteliğinde olduğu da ifade edilmektedir. Zaten, bu gelişmenin TL değerinde ve BİST’te karşılık bulmaması da bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

Yapılan indirimin öncelikle, önceki Başkan’ın hukuksuz olarak görevden alınmasıyla sonuçlanan bir “siyasi isteğin” sonucu olduğu bilinen bir gerçektir. Amacın da, durgunluk içindeki piyasanın canlanması ve mevcut konut stoklarının eritilmesi olduğu da açıktır. Ancak bu amacın gerçekleşmesi, her şeyden önce bu konuda istekli bankaların mevcudiyeti, bu bankaların orta ve uzun vadeli fon (mevduat ve dış kredi) bulmalarına bağlıdır. Bu konudaki en büyük engelin de, TL mevduat faizini düşük bulup, dolarizasyonu daha da hızlandırması ihtimal dahilindeki mevduat sahipleri olabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Tırmanan Dış Ticaret Açığı Ve Ödemeler Dengesi Sorunu

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

İç Borç Yükü Batağı

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

Comments


bottom of page