top of page

Enerji savaşları ve kaybeden Türkiye

Sömürgeciliğin doğuşundan günümüze kadar süregelen bir güç savaşı yaşanmaktadır. Bu güç savaşı, özellikle zengin enerji kaynaklarına sahip toprakların paylaşımı konusunda yaşanmaktadır. 20 nci yüzyılda dünyanın en önemli enerji kaynağı haline gelen petrol, dünya politikalarına ve ekonomisine yön veregelmiştir. Gerek süper güç devletler, gerekse terör grupları, enerji odaklı bir strateji izlemektedirler. Yaşanan çatışmaların, uluslararası siyasi krizlerin perde arkasına baktığımızda da enerji faktörü karşımıza çıkmaktadır.

Tükenebilir enerji kullanıldığında, kısa zaman aralığında yeniden oluşmaz. Bunlar petrol, doğal gaz, kömür gibi milyonlarca yıllık bitki ve hayvan fosillerinden elde edilen ve kısaca “hidrokarbon” denilen yakıtlardır. Enerji üretiminde de öncelikli olarak bu kaynaklar tercih edilmektedir. En çok kullanılan hidrokarbon kaynak ise petroldür. İkinci sırada, kullanımı gittikçe azalan kömür yer almaktadır. Üçüncü sırada ise, üretim ve tüketimi hızla artan doğalgaz bulunmaktadır. Günümüzde fosil yakıtların, yani petrol, doğalgaz ve kömürün kullanım oranı %85’ler seviyesindedir.

Enerji kaynaklarının rezerv durumu, çeşitliliği, üretimi ve bu kaynaklara erişebilirlik konuları, ülkelerin enerji politikalarına yön vermektedir. Bu politikaları etkileyen diğer bir husus da, petrol ve doğal gaz kaynaklarının naklidir. Hidrokarbon kaynakların güvenli bir şekilde nakli, ülkelerin enerji kalemlerinin çeşitliliği ve enerji üzerinde söz sahibi olma durumu, ülkelerin tüm dünyada ekonomik ve siyasi güçlerini, jeopolitik ve jeostratejik önemlerini arttırdığı gibi, enerji jeopolitiğinde büyük değişimleri de beraberinde getirmiştir.

HİDROKARBON KAYNAKLARININ ve TÜKETİMİNİN KÜRESEL DAĞILIMI

Avrasya ve Orta Doğu ülkelerindeki zengin petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinde hegemonya kurma kaygısı yaşayan ABD ve Avrupa ülkeleri, bu alanlarda etkinliklerini ortaya koymak için çeşitli politikalar üretmiştir. Bu ülkeler, enerji yarışında ortaya koydukları bu politikaların hayata geçmesinde, siyasi, askeri ve ekonomik yönden tüm güçlerini kullanmaktan çekinmemişlerdir. Bu hegemonya kurma yarışında Rusya da her zaman başrolde olma gayretinde olduğu gözlenmiştir.

Dünya petrolünün büyük bölümü, çok az sayıdaki dev petrol yataklarından sağlanmaktadır. Bu bağlamda yaklaşık 150 ülkede hiç petrolü kaynağı bulunmamaktadır. Dünyanın bilinen petrol rezervlerinin yaklaşık yarısı, payı giderek azalmasına karşın, Ortadoğu’da bulunmaktadır. Bu rezervlerin büyük kısmı, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Irak, BAE, Kuveyt ve İran’dadır.

Bölgeler itibariyle bilinen petrol rezervlerinin bölgeler itibariyle dağılımı, milyar varil olarak aşağıdaki grafikte gösterilmiştir.

Kaynak: EIA

Keza, dünyadaki ispatlanmış doğal gaz rezervleri dağılımı (trilyon m3 olarak) aşağıda grafiklenmiştir.

Kaynak: EIA

Görüldüğü gibi küresel ölçekte, doğal gaz rezervlerinin yüzde 43’ü Ortadoğu Bölgesi’ndedir. Eski SSCB ülkelerinde bu oran yüzde 29, Asya-Pasifik ülkelerinde 8, Kuzey Amerika’da 6’dır.

Hidrokarbon kaynakları Ortadoğu, Kafkasya, Rusya, Hazar ve Orta Asya’da, Kuzey ve Orta Amerika’da üretilmektedir. Buna karşılık Kuzey Amerika, Avrupa, Japonya ve Çin başta olmak üzere Uzak Doğu ülkelerinde de büyük oranda tüketilmektedir.

ENERJİ SAVAŞLARI

21. yüzyılda enerji konusu, askeri olmayan “yumuşak gücünün” temeli olarak kabul edilmektedir. Dünyada yeşil enerjiye doğru bir geçiş yaşanıyor olsa da, petrol, doğalgaz ve son dönemlerde kaya gazı, hâlâ değişen ittifakların en belirgin ortak paydası olarak durmaktadır. Bir diğer ifadeyle, ittifaklar içinde ve arasında yaşanan çatışmalarda artık, hep enerji unsuruna bakmak gerekmektedir.

Günümüzde ABD, Rusya ve Çin; Orta Doğu, Orta Asya ve Hazar’da güç mücadeleleri içindedir. Bu güç mücadelelerinin oluşmasındaki en büyük etken, enerjiye sahip olma, ya da enerji ulaşımını elinde bulundurma isteğidir. Küresel güçler içerisinde en büyükleri olan Rusya, ABD ve Çin, Hazar Bölgesi’ne yönelik farklı enerji (petrol ve doğal gaz) politikaları geliştirmektedirler.

Rusya’nın en önemli önceliği Hazar petrol ve doğal gaz akışını denetim altında tutmak ve eski Sovyet Cumhuriyetleri’ndeki etkinlik ve varlığını korumaya çalışmaktır. ABD ise, Rusya’yı saf dışı ederek, petrol boru hatları ve güçlü petrol şirketleriyle bölgeye zorla girmeye çalışmaktadır. ABD’nin yanı sıra Batılı devletlerin ve Uzak Doğu’dan yükselen Çin’in, enerji tedarikine verdiği önem de artarak devam etmektedir.

Ülke, bölge ve ittifaklar üzerinden yaşanan enerji savaşlarının ayrıntılarını başka bir yazımıza konu etmek vaadiyle, bu konuda son dönemde yaşananları/gelişmeleri aşağıdaki başlıklarda topladık.

ABD-RUSYA BAĞLAMINDA AVRUPA ÜZERİNDEN DOĞALGAZ SAVAŞI

Rusya’nın, Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya üzerindeki enerji hakimiyetinin mevcudiyeti herkesçe bilinmektedir. Ruslar, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya akıttıkları doğalgaza ek olarak, şimdi de “Kuzey Akım-2 Boru Hattı” ile, doğrudan Almanya’ya doğalgaz göndermeye hazırlanıyorlar. 1200 kilometre uzunluğundaki boru hattı, Baltık Denizi’nin altından Rus doğalgazını Almanya’ya getirecektir. Denizaltı boru hattı projesinde yer alan diğer üç ülke olan Finlandiya, İsveç ve Danimarka’daki süreçlerin de, plâna uygun şekilde devam ettiği verilen bilgiler arasındadır.

Ancak Rusya ile Ukrayna arasında son haftalarda yeniden tırmanan siyasi gerilim, Kuzey Akım-2 Doğalgaz Boru Hattı’yla ilgili tartışmaları da tekrar alevlendirdi. Avrupa enerji pazarında Rusya’ya geri adım attırmak isteyen ABD’nin politik baskıları, yeni bir gerginliğin fitilini ateşledi. Şimdi de, Türkiye’den sonra ikinci sırada Rus doğalgaz alıcısı olan Almanya’nın, yeni boru hattına izin vermemesi için Washington açıkça baskı yapmaya başladı.

Başkan Trump yönetimi son iki ay içinde, LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) haline getirdiği “kaya gazını” Avrupa’ya ulaştırmak için çok sıkı bir çalışma gösterdi. Yaşlı kıtada Rusya’dan en çok tedirgin olan ülkelerden Polonya, ardından da Avrupa’nın Batı ucundaki İspanya ile iki kritik anlaşma yaptı. Söz konusu anlaşmaya göre ABD, bu ülkelere tankerlerle LNG gönderecek.

ABD cephesindeki bu hareketlenmeye karşı Rusya ise, Kuzey Akım’dan sonra bu kez güneye, Türkiye kara ve deniz sahalarından geçen Türk Akımı’na yüklendi. Bilindiği gibi Türk Akımı’nın Türkiye üzerindeki bölümünün inşası sürmektedir. Şimdi sıra, bunun Türkiye’den sonra Avrupa’ya hangi ülke üzerinden aktarılacağının belirlenmesine geldi.

YUNANİSTAN’IN ENERJİ MERKEZİ OLMASI

Yunanistan Başbakanı Çipras’ın 7 Aralık’ta Rusya’ya yaptığı ziyaret, enerji akımı konusunda Atina’nın önünü açmış görünmektedir. Yunan tarafı geçen hafta gerçekleşen bu görüşme ile, Türkiye üzerinden “transit” geçen Türk Akımı’nın Avrupa’ya dağıtım merkezi olmak yönünde Rusları ikna etmiş görünüyorlar.

Bu gelişmeye ek olarak, Ankara’dan gelen “çıkarlarımıza dokundurtmayız”, “karşılığını veririz” gibi hamasi ve içi boş çıkışlara karşın, Kıbrıslı Rumların Akdeniz’i “parsel parsel” doğalgaz ve petrol aramaya açması olgusu da bir gerçektir.

Ankara yönetimi, bazı radikal grupların bekası adına Ortadoğu’daki önemli/kilit ülkelerle itişip kakıştıkça, Rumların bölgedeki müttefikleri sadece Yunanistan ve AB ile sınırlı kalmamaktadır. Akdeniz’deki enerji oyununda Türkiye’nin karşısında bu aktörlere ek olarak Mısır, İsrail, hatta Kasım Ayı’ndan bu yana resmen Akdeniz’de doğalgaz aramaya başlayan Exxon’un bağlı olduğu ABD de katılmış oldu.

İsrail, Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan ve İtalya daha bir kaç gün önce, Akdeniz’den çıkacak doğalgaz ve petrolün boru hatlarıyla Yunanistan’a, oradan da Avrupa’ya akıtılması için anlaşma imzaladılar. Bilindiği gibi bir zamanlar bu boru hattının Türkiye’den geçmesi plânlanıyordu.

KONUM KAYBEDEN TÜRKİYE

Bir kısmını yukarıda ele aldığımız son gelişmelerle, Türk Tipi Başkanlık rejimini her alanda pekiştirmeye, mevcut ekonomik krizi, Mart Ayı’nda yapılacak yerel seçimlere kadar gizlemeye çalışan mevcut Ankara yönetimi altında Türkiye’nin, ülke bağımsızlığı ve egemenliği yönünden önemli bir konumunu kaybederek, enerji tedariki bağlamında adım adım Rusya’nın yörüngesine girdiği görülmektedir.

Görünen o ki, Türk Akımı Türkiye’nin, en büyük doğalgaz sağlayıcısı olan Rusya’ya bağımlılığını biraz daha artıracaktır. Saniyen, ABD’nin Tahran yönetimine yönelik baskısı arttıkça, Türkiye’nin ikinci büyük doğalgaz tedarikçisi olan İran da giderek Rusya’ya yakınlaşıp, onunla birlikte hareket eder hale gelecektir. Bir diğer anlatımla Ankara, bir süre sonra, İran’dan doğalgaz almak için bile Moskova’nın onayına ihtiyaç duyar hale gelebilecektir.

Ülkenin bir başka doğalgaz tedarikçi de Azerbaycan’dır. Rus etkisine karşı Azerbaycan’ın en başat dayanağı Türkiye idi. Ancak Türkiye Rus yörüngesine girdikçe, Azeriler’in ne kadar direnebileceği de ayrı bir soru işareti olarak durmaktadır.

Kuzey Irak’ta Barzani’nin kalkıştığı referandum karmaşasında Ruslar, ilk kez enerji alanında bu bölgeye girmeyi başarmışlardı. Şimdi Kuzey Irak’taki petrol ve doğalgaz borularının vanalarının kontrolünü de Ruslar ele almış durumdadır.

Rusya bağlamında Ankara’nın Rusya karşısında elini zayıflattığı kararlardan biri de, yeni kuracağı nükleer santral için de Rusya’yı seçmek olmuştur.

Rusya’yla bu kadar yakınlaşıp, enerji konusunda elde edildiği düşünülen kazançları değerlendirdiğimizde, somut bir kazanım olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki:

Türk Akımı kurulurken “Türkiye bölgede enerji merkezi olacak” diye anlatılmıştı kamuoyuna. Enerji merkezi olmak, Türkiye’ye akıtılacak doğalgazda re-export hakkına sahip olmak, böylece fiyatın belirlenmesinde etkin olma anlamına geliyordu. Ancak bunların hiçbiri olmadı. Rusya’dan, Türk toprak ve karasularını Türk Akımı’na kullandırmak karşılığında, sadece satın alacağımız doğalgazda küçük bir indirim sağlanmıştır. Bu küçük indirim de, elbette sınırlı bir süre için, iki yıllığına sağlanmıştı. Diğer yandan Rus tarafına, gerek nükleer santral, gerekse Türk Akımı konusunda vergi muafiyetleri de sağlanmıştır.

Rus tarafının Türk Akımı konusunda sağladığı kazanımların zamanlamasına baktığımızda, kara kısmının inşa izninin tam 24 Haziran seçimleri öncesinde; deniz bölümü inşasının izinlerinin de, TSK’nın Suriye’de yapacağı Afrin operasyonunun hemen öncesinde verildiğini (!) görmekteyiz.

Bu bağlamda yapacağımız kısa toparlama, Rusya’nın, Türkiye’nin büyük kazanımlar elde edebileceği Türk Akımı’nı neredeyse bedavaya getirdiği; üstelik dağıtım vanasını da Yunanistan’a vermeyi kabul ettiği şeklinde olmaktadır.

SONUÇ YERİNE…

Çok dinamik bir yapı gösteren “enerji jeopolitiği”, sert ve yumuşak güç unsurlarını doğru ve yerinde kullanan, tutarlı ve esnek strateji ve politikalar izleyen “ülke yönetimleri” gereksinimini daha da arttırmıştır. Bu yönetimlerin de, iç ve dış politika ile, ülkenin uzun dönem çıkarlarını ve önceliklerini birbirine karıştırmayan kişilerden oluşması elzem durmaktadır.

Bu bağlamda Türkiye’nin enerji pozisyonunu değerlendirdiğimizde;

-ülke yöneticileri “Türk tipi başkanlık sistemi” denilen ve kuvvetler ayrılığı sistemini ortadan kaldırıp, yasama meclisinin yetkilerini kadük bırakan sistemin yerleştirilmesi için çalışırken,

-iç politika hassasiyetleri ve popülizm temelli “dış politika” uygulamaları ve bunun sonucunda Batı dünyası ve Ortadoğu’nun kilit ülkeleri ile itişip kakışmayı sürdürürken,

-Suriye iç savaşında taraf olup, şimdilerde de Fırat’ın doğusuna harekât plânlarken,

Akdeniz’deki enerji oyunundaki konumunu, Yunanistan başta olmak üzere bazı bölge ülke ülkelerine kaptırdığını ve enerji alanında Rusya’nın tam olarak yörüngesine girdiğini; Türk Akımı’ndaki olası kazancını sorgulanır hale getirdiği gibi, dağıtım vanasının da Yunanistan’ın eline geçmek üzere olduğunu görmekteyiz.

Kısacası, “enerji arzını geliştiriyoruz” diye yola çıkan Ankara yönetimi, Türkiye’yi enerji konusunda Rusya’ya neredeyse “tam bağımlı” hale getirmiş ve enerji dağıtımdaki konumunu kaybetmiştir.

Özün özü: Dimyat’a (Payas’a) pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak…

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

bottom of page