top of page

BRICS’İN ARDINDAN G20 ZİRVESİ ve TÜRKİYE

Güncelleme tarihi: 2 Eki 2023

2009'da Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'in katılımıyla oluşturulan ve 2010'da Güney Afrika'yı da kapsayacak şekilde genişleyen BRICS, Suudi Arabistan, İran, BAE ve Mısır'ın da aralarında olduğu 6 ülkeyi gruba dâhil etti. BRICS Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Güney Afrika lideri Cyril Ramaphosa, yeni ülkelerin 1 Ocak 2024 itibarıyla bloğa üye olacaklarını açıkladı. Bu kararla yeni yılda BRICS’in üye sayısı 5'ten 11'e yükselecek ve Günay Afrika üyeliği Afrika Birliği üyeliği ile yer değiştirecektir.


Bu şekilde mevcut 5 BRICS ülkesi, Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde 22-24 Ağustos’ta yapılan 15. Liderler Zirvesi’nde, dünya düzenini yeniden kurmak ve küresel etkisini artırmaya yönelik adımlarını hızlandırmak amacıyla Suudi Arabistan, İran, BAE, Mısır, Etiyopya ve Arjantin’in üyelik taleplerini kabul etmiş oldu. Böylece BRICS, Batı’ya karşı yeni bir jeopolitik ve ekonomik güç olarak ortaya çıkmaya hazırlanmaktadır.


2009’da BRICS kurulurken ve 2010’da aralarına G. Afrika’yı da alarak genişlerken, genellikle Batı liderliğindeki dünyaya karşı bir “denge unsuru” olarak görüldü. Son zirvede alınan genişleme kararı ile BRICS Grubu, Orta Doğu bölgesinin en büyük ekonomilerine sahip petrol zengini Suudi Arabistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ile Etiopya ve Arjantin’i de Gruba alarak, bir yandan 2010’dan bu yana ilk kez “genişleme sürecine” girmekte hem Batı karşısında “uluslararası etkisini” artırmayı hedeflemektedir.[i]


BRICS’e katılmak için 40’a yakın ülkenin niyet beyanında bulunduğu bilinmektedir. Kabul edilen son 6 ülkenin nasıl belirlendiği pek açık değil. Ancak genişlemede Çin’in tercihlerinin belirleyici olduğu görülüyor. Yeni üyelerin hepsi Çin ile çok yakın ilişkiler içerisindedir.[ii]


BRICS’in kuruluş felsefesinin temelinde, İkinci Dünya Savaşı ertesinde Breton Woods Anlaşmalarıyla şekillenen uluslararası ekonomik ve mali düzene bir alternatif arayışı yatmaktadır. Bu çerçevede BRICS’i oluşturan ülkeler, Amerikan Doları (Dolar)’nın uluslararası ticaretteki “baskın” yapısından ve bütünüyle ABD’nin kontrolünde bulunan SWIFT ödeme sisteminden kurtulmak istedikleri bilinmektedir. Ancak bu ortak yakınmalar, ortak çözümler üretmeye yetmemektedir.


Bu bağlamda BRICS, bugüne kadar ortaya koyduğu hedeflere ulaşabilmek için bir arpa boyu yol kat edebilmiş değildir. Tek yapabildiği, kalkınma projelerini finanse etmek üzere kurduğu Yeni Kalkınma Bankası’dır. O da tahsis edilen 32 milyar Dolar’lık kısıtlı bir fonla fazla bir sonuç alamamaktadır.

· Farklı Gündemleri Olan BRICS Ülkeleri

Grubu oluşturan ülkelere tek tek baktığımızda hepsinin farklı gündemleri olduğunu görmekteyiz.

Grubun toplam GSYH’nın yüzde 70’ine sahip olan Çin, BRICS’i küresel düzeydeki jeopolitik etkinliğini artırmak için bir araç olarak değerlendiriyor.[iii]

Çin ile yıllardır süregelen sınır uyuşmazlığını hâlâ çözememiş olan Hindistan, Dünya sahnesinde “küresel güney” i kendisinin temsil etmesini istemektedir. BRICS’e üye olmakla birlikte bağımsız bir dış politika takip etmek peşindedir. Bu bağlamda iki yıl önce, mevcut uluslararası düzenin başat oyuncularından ABD, Japonya ve Avustralya ile “dörtlü işbirliğine” girmekte beis görmedi.[iv]


Rusya, BRICS’i Ukrayna savaşından sonra içerisine düştüğü yalnızlıktan kurtulmak için önemli bir araç olarak kullanmak peşinde olduğu açıktır.

Daha önceleri özel bir statü ile G-7 Zirvelerine katılan Güney Afrika, bu yılki zirveye davet edilmeyerek BRICS’ten tamamen dışlanmış durumdadır. Küresel ölçekte uğradığı prestij kaybını, BRICS’i kullanarak “Afrika ülkelerinin liderliğine” oynamaya çalışmaktadır.


· Genişlemeyle Ulaşılabilecek Yeni Boyutlar

Orta Doğu Bölgesi’nin en büyük ekonomilerine ve dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip 3 ülkesinin üye olmasının, dünyada enerjinin öneminin arttığı bir dönemde, BRICS’in uluslararası alandaki siyasi ve ekonomik gücünü de artırabileceği öngörülmektedir. BRICS'e kabul edilen Orta Doğu’nun petrol devleri yaklaşık 2.5 trilyon $’lık ekonomik gücü elinde tutmaktadır.[v]


Dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlası hâlihazırda BRICS ülkelerinde yaşamaktadır.

2000'lerin başında BRICS ülkeleri ekonomik üretiminin küresel GSYH içindeki payı yüzde 7,7 iken, bu oran günümüzde yüzde 25'ten fazlaya ulaşmıştır. Bunun anlamı, yeni eklenecek üyelerle söz konusu Grubun etkisinin artacağı ve anılan oranın yaklaşık yüzde 30'a çıkacağı beklentisidir. Bu boyutları karşılaştırma amacıyla ABD, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya’dan oluşan G7 ülkelerinin güncel GSYH toplamının küresel payının yüzde 45’i temsil ettiği göz önüne alınmalıdır. (Bu oran 20 yıl önce yüzde 65’ti.)[vi]


Bu bağlamda dikkate alınması gereken bir diğer husus da, gelecek yıllarda ekonomik ağırlığın, esas olarak Çin ve Hindistan’ın büyümesi nedeniyle BRICS ülkeleri lehine değişmeye devam edeceği öngörüsüdür. IMF tahminlerine göre Hindistan, gelecek 10 yılda Almanya ve Japonya’yı geçerek “dünyanın üçüncü büyük ekonomisi” olacaktır.

Yeni katılmalarla ilgili yukarda saydığımız olumlu noktalar dışında, anılan katılımların bu ülkeler için iyi bir durum olmadığını söyleyen görüşler de bulunmaktadır. Bunlardan birisi de MIT öğretim üyelerinden Prof. Dr. Daron Acemoğlu’na aittir. Acemoğlu, BRICS’in son genişlemesinde büyük bir hata yapıldığını, ABD-Çin rekabetinin doruk yaptığı bir dönemde bu ülkelerin Çin’in yanında saf tutmasıyla tarihi bir fırsatın kaçırıldığını, Çinli girişimcilerin yatırım yapacakları ülkelerde yolsuzluk, hukuk devleti, insan hakları sicili gibi kriterleri dikkate almadığını öne sürmektedir.[vii]


· Amerikan Doları ile Grubun Rekabeti

Uluslararası ödeme hizmeti sağlayıcısı Swift’in verilerine göre, Haziran 2023 itibarıyla Dolar, uluslararası ticaret finansmanının yüzde 85’ini oluşturuyorken, Euro yüzde 5,9 ile ikinci sırada, Yuan ise yüzde 4,2 ile onu izlemiştir.

Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) verilerine göre Dolar, küresel döviz işlemlerinin neredeyse yüzde 90’ını oluşturmaktadır. Keza ülkelerin başka ülkelere borçlarının yaklaşık yarısı da Dolar cinsinden.


Söz konusu durumla birlikte Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Dolar’ın resmi döviz rezervleri içindeki payı, 2022’nin son çeyreğinde yüzde 58 ile 20 yılın en düşük seviyesine, döviz kuru değişimlerinden arındırıldığında ise yüzde 47’ye gerilemektedir.

Dolar’ın küresel ticari ve finansal sistemlerindeki ağırlığı, ABD’ye sadece devasa açıklarını finanse etme ayrıcalığı vermekle kalmıyor, aynı zamanda bu ülkenin doları “jeopolitik bir güç aracı” olarak kullanmasını sağlamaktadır. Her ne kadar 15.BRICS Zirvesi sonunda yayınlanan Deklarasyonda aksi söylense de,[viii] neredeyse hiçbir büyük banka, hiçbir uluslararası şirket ve hatta hiçbir gelişmiş ülke, ABD sermaye piyasalarından kopmayı göze alamamaktadır. Ancak tüm bunlara karşın Çin, Brezilya ve Rusya Dolar’ın egemenliğine kendi para birimleriyle karşı koymak isterken; Dolar kullanımı Rusya’da azalmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Batı’nın Moskova'ya yaptırımlarının bir sonucu olarak Rusya'da Yuan’ın en önemli ticari para birimi haline gelmesi dikkati çekmektedir.


YENİ DELHİ G20 ZİRVESİ

9-10 Eylül tarihlerinde Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de gerçekleşen G20 Zirvesi’ne, gelişmeleri yukarda özetlediğimiz ve üç hafta önce sonuçlanan BRICS’in gölgesi düştü. Çünkü Hindistan-Çin-Rusya-Brezilya-Güney Afrika’yı kapsayan BRICS ülkelerinin genişlemesi, özellikle saflarına Suudi Arabistan, İran, BAE, Arjantin ve Etiyopya’yı katması, “merkez kapitalist ülkeleri” içeren G7 blokunun daralması izlenimi yaratmıştı.

Bu nedenle önce Afrika Birliği sürekli gözlemci statüsünden asil üye konumuna yükseltildi. Bilindiği gibi, Çin’in Afrika ülkeleriyle yakın ekonomik ve diplomatik ilişkileri ABD’yi tedirgin etmekte, Biden çeşitli manevralarla Afrika’nın hamisi imajını vermeye çalışmaktaydı.


İsmine aldanıp da G20’nin bugün gerçekten dünyanın 20 büyük ekonomisini temsil ettiğini düşünmemek gerekir. Örneğin Türkiye’nin bu ülkeler arasında olup olmadığı şüpheli. Güney Afrika ve Arjantin artık ekonomik büyüklük sıralamasında ilk 25’e bile giremiyor. Buna karşılık İspanya, Hollanda, İsviçre ve Afrika Birliği’nin G20’ye alınmamasının açıklaması yok.


· Grubun Kuruluşu ve Çevre Koşulları

Bilindiği gibi G20 Grubu, Kosova Savaşı’nın başladığı, NATO’nun Çek Cumhuriyeti’ni, Polonya’yı, Macaristan’ı alarak Rusya’nın yakın çevresine doğru genişlediği 1999 yılında, neoliberal küreselleşmenin ilk büyük finansal krizi, 1997-99 Asya Krizinin yarattığı mali belirsizlik ortamında kurulmuştu.

O dönemde ABD dış politika çevrelerindeki, Neoconlar’ın “ABD’nin ekonomik gücü zayıflıyor ama askeri gücü hâlâ rakipsiz” savının etkisiyle, bir “imparatorluk projesini” benimseyenler hızla artıyordu. Bu “durum” içinde G20, ABD’nin ve genel olarak Batı’nın “hegemonya güçlendirmesi atılımının” bir parçası olarak, küresel ekonomik büyümeyi sağlamak, mali istikrar sorunlarını aşmak, diğer bir deyişle küreselleşme sürecini koordine etmek için kurulmuştu.


Sonraki yıllarda G20 gündemi, iklim değişikliği, uluslararası göçler gibi konularla genişledi. Geçen yıl G20 Bali “sonuç bildirisinde”, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin çok sert biçimde kınanmış olması, ABD ve Batı egemenliğinin zayıflayarak da olsa devam ettiğini göstermekteydi.



· Ana Hatlarıyla Zirve

Bu yıl Hindistan’ın başkanlığında yapılan G20 toplantısının, “jeopolitik saflaşmalar” ile kırılmış aynasına yansıyan görüntülerini aşağıdaki uzun cümle ile özetleyebiliriz:

Güçler arası rekabetin sertleşmeye, milliyetçi eğilimlerin güçlenmeye, küreselleşmeni gerilemeye, demokrasi kavramının önemini yitirmeye, Avrupa etkisinin zayıflamaya, “küresel Güney”in öneminin artmaya devam ettiği izlendi.

Hindistan liderliğinde yapılan G20 toplantısı, uzun zamandır dillerden düşmeyen “kırılma noktası” ikliminde şekillenmişti. Bu bağlamda ilk dikkat çeken olgu, Rusya ve Çin liderlerinin katılmamalarıydı. Bu yokluktan yararlananlar da, Hindistan lideri Narendra Modi ve eşinin Covid testi pozitif çıkmasına karşın 7500 mil uçarak gelen ABD Başkanı Biden oldu.[i]


Putin’in yokluğunu açıklamak kolaydı. Ama Şi Cinping’in yokluğuna özel bir anlam yüklemek olanaklıydı: Kimi yorumcular Çin’in, Batı tarafından kurulmuş kurumlara artık önem vermediğini, bölgedeki en büyük rakibi Hindistan’ın ”profil yükseltme” çabasına katılmayacağını dile getirmekteydiler.[ii] Bu yorumun doğru olması, hem bölgedeki jeopolitik gerginlikler artmaya devam edecek hem de “küresel Güney” liderliği için Hindistan-Çin yarışı hızlanacak anlamına gelmektedir.


İkinci dikkati çeken gelişme, “Avrupa etkisinin zayıflamaya” devam etmesidir. Avrupa’nın askeri alanda en güçlü ülkesi Fransa’nın, son aylarda, Afrika’daki nüfuz alanlarından çıkmak zorunda kalması, bu çıkarımın en güçlü desteğidir.[iii] Keza AB’nin en güçlü ekonomisi Almanya’da otomotiv sanayi, Çin’den gelmeye başlayan rekabet karşısında kaygılanmaktadır. Diğer yandan Çin’in, ülkesindeki “deflâsyonu ihraç etme” eğilimi tüm Avrupa’yı korkutmaktadır. Bu yüzden Avrupa topraklarında, yakın tarihin en büyük kara savaşı yaşanırken, bu yılki G20 sonuç bildirgesinde her iki ülkenin de adı anılmamaktadır.


Üçüncü olarak ABD’nin, çıkarına bir jeopolitik durum söz konusu olunca demokrasiyi, insan haklarını kenara atma atma özelliğini terk etmediği; Müslümanlara ve diğer dini azınlıklara karşı “soykırım” eğilimlerini desteklemeye devam eden, muhalif basını tamamen susturan Hindistan Başkanı Modi’ye gösterdiği ilgiden anlaşılmaktadır.

Son bir gözlem olarak da, Afrika Birliği’nin G20’ye üye alınması, başkanlığın, Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi, sosyal demokrat Lula tarafından yönetilen Brezilya’ya geçiyor olması da, küresel Güney”in öneminin artmaya devam edeceğini gösterdiğini söyleyebiliriz.


· Sonuç Bildirgesinde Sağlanan Uzlaşı

Ancak G20 Zirvesi’nde tüm çelişkilere karşın bir sonuç bildirgesinin çıkabilmesi ve metinde Rusya’nın doğrudan suçlanmaması noktaları, uzlaşma adına önemli gelişmelerdi. Ülkelerin toprak bütünlüğüne uyulması, sivillerin ve altyapıların hedef alınmaması, uluslararası hukuk normlarının gözetilmesi ve Ukrayna’da adil bir barış sağlanması gibi genel ifadelerin yer aldığı belgeye, bu haliyle Rusya ve Çin de imza koymaktan çekinmedi.

Böylelikle, geçtiğimiz yılki Bali G20 Zirvesi’nde Rusya’nın adının “işgalci” olarak doğrudan zikredildiği, bu nedenle Moskova ve Pekin temsilcilerinin şerh düştüğü hatırlanırsa, Yeni Delhi buluşması, Washingthon açısından bir “geri çekilme” olarak kabul edilebilir. Üstelik bu sonuca, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılmadığı bir toplantıda ulaşılması bir diğer önemli niteliktir.[i]


· Modi’nin Gövde Gösterisi

Hindistan Başbakanı Modi’nin bu zirveyi, önümüzdeki aylarda gerçekleşecek Hindistan seçimleri için kullandığı ve bunun bir plâna dayalı olduğu açık bir şekilde izlenmiştir. Toplantının tüm teması “dünya lideri Modi” mesajı etrafında şekillenmiş, Hindistan’ın çok kültürlü, çoğulcu yapısına pek uygun olmayan şekilde, ülkenin her yerine kendi posterleri ve partisinin sembolü nilüferler asılmıştı.



Bu bağlamda İngiltere’nin Hint kökenli Başbakanı Sunak, iki ülke arasında bu özel bağın öne çıkarılmasını umarken, hayal kırıklığına uğradı. Çünkü Modi’nin taktikleri, başbakanlık konutundaki özel ağırlamayı Biden ile sınırlama, Sunak’la ise G20 yerleşkesinde sıradan bir görüşme gerçekleştirme üzerine kurulmuştu.[i]

Bir “Hindu milliyetçisi” olan ve adı dünyadaki “sağ popülist”, “otoriter” liderler arasında sayılanModi, artık Hindistan (India) yerine, mitolojik bir kökeni bulunan Bharat ismini kullanmaktadır. Benzerleri gibi yönetimi bir kez ele geçirince, kurumsal yapıları yandaşlarıyla doldurarak etkisizleştirmek, yargı ve yasamayı kontrol altına alarakmutlak iktidarını pekiştirmek yolunu seçtiği görülmektedir. [ii]



Bu “güç yoğunlaşması”, ister istemez muhalefeti birleşmeye zorlamaktadır. Ancak muhalefetin iç çelişkileri; sağ popülizmin başta “dış güçler, liberal, seküler kesimler, azınlıklar LGBTİ’lar bize karşı birleşti” argümanlarını ustalıkla kullanması, zaman zaman Macaristan, Türkiye örneklerinde görüldüğü gibi başarı kazanmasına, iktidarın gücünü pekiştirmesine yol açmaktadır.


· ABD’nin Tutmayan Yalnızlaştırma Politikası

Zirve sonuçları bağlamında yapılacak bir çıkarsama da, Joe Biden ile ABD’nin kendi liderliğinde dünya düzenini ihya etme, NATO’yu güçlendirerek diplomatik ve askeri anlamda, başını Çin ve Rusya’nın çektiği Avrasya Bloku’nu” tecrit etme/ çevreleme/ yalnızlaştırma” stratejisinin istenilen sonucu vermemiş görünmesidir. Her ne kadar en son Türkiye’nin İsveç için verdiği onayıyla NATO genişletilmiş, ABD’nin ülkeleri, bu askeri ittifak etrafında daha disiplinli biçimde konumlanmış olsa da, başta Hindistan, Suudi Arabistan ve Lula’nın seçilmesiyle Brezilya gibi kilit ülkelerin tam anlamıyla yanlarında saf tutması sağlanamadı. O nedenle ”küresel hegemonya” mücadelesinin bundan sonra “diplomatik manevralar”, “karşılıklı tavizler” ve “ikili pazarlıklarla” süreceği anlaşılmaktadır.


Bu anlamda, Çin ile tarihi rekabeti bulunan, Keşmir bölgesi başta gelmek üzere yer yer çatışmaya varan sınır anlaşmazlıkları devam eden, dünyanın en büyük nüfusa sahip ülkesi sıfatıyla Pekin’e karşı ekonomik bir atak da yapmayı gündeme alan Hindistan’ın düzenlediği bir zirvenin başarısızlıkla sonuçlanması, Biden açısından da istenen bir durum olamazdı.


Üstelik Çin’in Kemer ve Yol İnisiyatifi’ne karşı bir hamle olarak bu toplantının arka kapısında, kendi coğrafyasına değmediği halde ABD öncülüğünde, Hindistan’dan başlayıp Suudi Arabistan, BAE, Ürdün ve İsrail üzerinden Avrupa’ya uzanan demiryolu, deniz yolu, “enerji ve iletişim koridoru ittifakı” kurulması karara bağlandığını görmekteyiz.[i]

Yine Kemer ve Yol İnisiyatifi’nin az gelişmiş ülkelerin bu projeye katılımını kolaylaştıran finansman olanaklarına alternatif olarak; Biden Zirve öncesinde Dünya Bankası’nın borçlanma kapasitesini artırmak için 25 milyar $ katkıda bulunmayı taahhüt etmiş, diğer ülkelerin de katkısıyla bunun 100 milyar $’a yükseltilmesi çağrısında bulunmuştu.[ii] Bu çağrı Hindistan Başbakanı Modi tarafından da desteklendi; söz konusu finansman olanağının yoksul ülkelerin fosil yakıtlarının üretiminden uzaklaşması ve yeşil teknolojileri benimsemesi için kullanılması konusu karara bağlandı. Keza G20 sonuç bildirgesinde, çok taraflı kalkınma bankalarının küresel ekonomideki etkilerinin artırılması ifadesine de yer verildi.


· Zirvede Öne Çıkan Başat Sonuçlar

G20 Zirvesi’nden en kârlı çıkan, 6 ay sonra genel seçimlere girecek olan Hindistan’ın aşırı milliyetçi başbakanı Modi oldu. Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin yazımlardaki görüş ayrılıkları nedeniyle tehlikeye giren nihai bildiri, beklenenin aksine zirvenin sonuçlanmasından 1 gün önce açıklandı. Batının verdiği bu “hediye” yoluyla seçimlerde Modi’nin eli güçlendi.


Sonuç bildirisinde kazananlardan biri de Rusya idi. Bildiride bir kınama olmaması Ukrayna’yı epey kızdırdı. Bu sonuçlarla, uluslararası ilişkilerde değerlerin değil, çıkarların daha önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Zirveden iki önemli sonuç çıktı. Birincisi Afrika Birliği’nin G20'ye resmen katılmasının onaylanmasıydı. Afrika Birliği’nin de Avrupa Birliği gibi blok olarak G-20 üyesi olması olumlu bir gelişmedir. Yazımızın önceki bölümünde de bahsettiğimiz gibi Çin ve Rusya bir süredir BRICS’i genişletip güçlendirerek, ABD’nin ve Dolar’ın küresel hegemonyasını sınırlamaya çalışıyordu. Bu durumda Afrika Birliği’nin G20’ye alınmasını, Çin ve Rusya liderliğinde yürütülen BRICS’in genişleme çabasına karşı bir hamle olarak değerlendirebiliriz.


Çıkan ikinci sonuç ve daha çarpıcı olanı ise Hindistan’ın, Orta Doğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayacak demiryolu ve limanlardan oluşan yeni bir “ekonomik koridorun”, daha doğrusu doğu ve batı olmak üzere iki ayrı koridorun oluşturulması girişimiydi. Görünüşe göre, küresel enerji ve ticaretin akışını arttıracak, lojistiği güçlendirecek, küresel ekonomiye katkıda bulunacak bir proje algısı oluşturmaktadır. Ancak Afrika Birliği girişimi gibi bu girişimin de, Çin’in önünü kesmek için ortaya atılmış projelerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Çin etkili ve güçlü Kuşak ve Yol projesiyle, özellikle son yıllarda Asya ve Afrika’da gücünü arttırıyordu. G20’de ortaya atılan yeni proje Çin’in “Kuşak ve Yol” girişimine karşı bir hamle olarak değerlendirilmelidir.


Ancak uygulanabilirlik açısından Çin’in projesine göre hayata geçmesi daha zor bir proje olarak görünüyor. Şu ana kadar bağlayıcı bir finansal taahhütte bulunan olmaması, işin finansman tarafının belirsizliğini ortaya koymaktadır. Oysa şu ana kadar 140 civarında ülkeye dokunan Kuşak ve Yol’un finansmanında Çin aktif olarak devrededir. Çinli bankalar ve finansal kuruluşlar kaynak sağlamakta, Çin hükümeti de, proje finansmanı için bir fon oluşturmuş durumdadır. İkinci nokta ortada henüz bir “eylem plânının” bulunmaması. Parçalı ve kavgalı Ortadoğu’daki ülkeleri önce birbirlerine demiryolu ile bağlayıp, sonra bunları Hindistan’a yönlendirmek, kâğıt üzerinde mümkün görülebilir. Ama iş uygulamaya geldiğinde, devreye birçok lojistik, ekonomik ve politik engel girmesi olasıdır. Körfezdeki Arap ülkelerini Avrupa’ya bağlayacak koridorun İsrail’den geçecek olması da ayrı bir güçlük olarak durmaktadır.


Yani hayata geçmesi zor bir proje. Fakat gerçekleşirse, Biden’in dediği gibi “oyunun kurallarını değiştiren bölgesel bir yatırım” olacak gibi durmaktadır.

· İçinde Bulunduğumuz Sonbaharın Başat Gündemi: Küresel Ekonomi

Önümüzdeki haftalarda, IMF-Dünya Bankası toplantıları ekseninde “küresel ekonomi” daha yoğun tartışılacak gibi görünmektedir. G20 Zirvesi’nde ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, ülke ekonomisinin, enflâsyonun düşmesi, buna karşın işsizliğin fazla artmaması nedeniyle bir “yumuşak iniş” yolunda olduğunu memnuniyetle ifade ederken, AB’deki durgunluk tehlikesine de dikkat çekti. [iii]


Yeni Delhi toplantısına ekonomik anlamda, İsviçre Basel merkezli Finansal İstikrar Kurulu’nun (Financial Stability Board) raporu damga vurdu. Küresel finansal sistemin gözetiminden sorumlu Kurulun başkanı Klaas Knot, küresel ekonomik büyümenin hız kaybettiğine, faiz oranlarındaki artışların etkilerinin hissedildiğine, bunun özellikle gayrimenkul sektöründeki olası olumsuz sonuçlarına dikkat çekti. Knot ayrıca, önümüzdeki aylar ve yıllarda “küresel finansal sistemde” ABD’de Mart 2023’te yaşanan iflâslara benzer şoklar ortaya çıkabileceğinin de altını çizdi.[iv]


Neo-liberal politikalarla daha da “kırılganlaşan kapitalizminkrizlere davetiye çıkaran yapısını göz önüne alırsak, Knot’un uyarıları doğrultusunda tedirginlik yaşamak için birçok haklı neden bulunduğunu söyleyebiliriz.


İKİ ZİRVE ve TÜRKİYE

Türkiye için BRICS’teki İran-Körfez-Mısır üçgeni rakip değil, ortaktır. BRICS’in iki üyesi, Rusya ve İran Astana Platformu üyesidir. Türkiye’nin Suriye’yle normalleşmesi ve Irak’ı da Astana’ya taşıması, Astana-BRICS bağlarını çoğaltacak gibi durmaktadır.

Bu durumda Ankara’nın önünde Astana’yı, BRICS içindeki bölge üçgeniyle ortaklığın, hatta buradan sıçrayarak BRICS’te yer alabilmenin zemini olarak değerlendirmek dışında “gerçekçi ve çıkarlara uygun seçenek” yok gibidir. Zaten Türkiye’nin bugüne kadar BRICS’ten uzak durması veya Gruba dâhil olma konusunda “etkin bir strateji ve uygulama plânlarıgeliştirmemesi anlaşılır değildir.

G20 Zirvesi’nin küresel yansımaları irdelenirken, uluslararası medyada Erdoğan-Sisi yakınlaşması gündem maddeleri arasına girmeyi başaramadı. Görüldüğü kadarıyla Yeni Delhi toplantısına üç hafta önce sonuçlanan BRICS’in gölgesi düştü.

Yeni Delhi G20 Zirvesi, Türkiye’de daha çok, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi’yle bir araya gelmesi vesilesiyle konuşuldu. Erdoğan, geçmişte sorunlu olduğu Suudi Arabistan ve BAE’nden sonra şimdi de bir zamanlar “darbeci” olarak nitelediği Sisi’yle aynı masaya oturmakta beis görmedi. İkili iş birliklerine açık olduğu, ticaret hacminin artırılması gerektiği, karşılıklı büyükelçi atamalarının zamanının geldiği yolunda “uzlaşmacı” mesajlar verdi.


Ankara bağlamında G20 konudaki güncel bir gerçek de, son iki yıldır ekonomik büyüklük sıralamasındaki yeri nedeniyle Türkiye’nin bu ülkeler arasında olup olmadığı hakkındaki tereddütlerdir. Keza Güney Afrika ve Arjantin de artık ekonomik büyüklük sıralamasında ilk 25’e bile girememektedir. Buna karşılık İspanya, Hollanda, İsviçre ve Afrika Birliği’nin G20’ye alınmamasının da bir açıklaması yoktur.

Ankara yönünden yakından takip edilmesi gereken ve risk içeren bir durum daha söz konusudur: Bölgede “enerji hub”ı olmayı plânlarken bir anda by-pass edilen ülke olma riski. Basına yansıdığı kadarıyla ikinci koridor, Hindistan'dan BAE'ne uzanacak, ardından Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail'i geçerek Avrupa'ya bağlanacak. Hindistan'dan yüklenen malların İsrail ve Yunanistan limanları üzerinden Avrupa'ya daha hızlı gönderilmesi de projede öngörülüyor. Bu haliyle Türkiye projenin hiçbir yerinde mevcut değildir. Sadece Türkiye değil, Kuşak ve Yol kapsamında Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) projesi yürüten ve Hindistan ile kavgalı olan Pakistan; ABD ile kavgalı olan İran’da da yok. Bu durumda aklımıza gelen dilek, Ankara’nın, fillerin tepiştiği yerde ezilen çimen olmamasıdır.


Yazımızı, sağ milliyetçiliği içeren popülizm uğruna ülke adını değiştirmeye karar vermiş, yeni ülke ismini Zirve’de kullanmış olan Modi ve hiç gerekmediği halde “yeni bir anayasa hazırlanması” konusunu ülkenin gündemine yerleştirmeye çalışan bir başka ülkenin liderine gönderme yapmadan sonlandıramadık.

[i] “G20: EU and US back trade corridor linking Europe, Middle East and India”, The Guardian, 9.09.2023, https://www.theguardian.com/world/2023/sep/09/g20-eu-and-us-back-trade-corridor-linking-europe-middle-east-and-india; “US and EU back new India-Middle East transport corridor”, FT, 9.09.2023, https://www.ft.com/content/d33883cf-38b4-48e7-ab04-102e4ace7940 [ii] “Press Gaggle by National Security Advisor Jake Sullivan”, The White House, 22.08.2023, https://www.whitehouse.gov/briefing-room/press-briefings/2023/08/22/press-gaggle-by-national-security-advisor-jake-sullivan-2/ [iii] “Press Gaggle by Secretary of the Treasury Janet Yellen Ahead of the G20 Summit in India | New Delhi, India”, The White House, 8.09.2023, https://www.whitehouse.gov/briefing-room/press-briefings/2023/09/08/press-gaggle-by-secretary-of-the-treasury-janet-yellen-ahead-of-the-g20-summit-in-india-new-delhi-india/ [iv] “FSB Chair’s letter to G20 Leaders”, FSB, 5.09.2023, https://www.fsb.org/wp-content/uploads/P050923-1.pdf

[i] “G20 Summit: What India showed the world — and what it hid”, AlJazeera, 11.09.2022, https://www.aljazeera.com/news/2023/9/11/g20-summit-what-india-showed-the-world-and-what-it ; “Indian PM Narendra Modi leverages G20 summit for propaganda”, Le Monde, 8.09.2023, https://www.lemonde.fr/en/international/article/2023/09/08/indian-pm-narendra-modi-leverages-g20-summit-for-propaganda_6130166_4.html [ii] Rhea Mogul &Manveena Suri “What’s in a name? India’s Modi sits behind ‘Bharat’ placard at G20 summit”, CNN, 9.09.2023, https://edition.cnn.com/2023/09/09/india/g20-summit-india-bharat-placard-modi-intl-hnk/index.html

[i] Vikas Pandey & Soutik Biswas “G20 bildirisi: Rusya ve Batı, Ukrayna savaşıyla ilgili dil konusunda nasıl uzlaştı?”, BBC Türkçe, 11.09.2023, https://www.bbc.com/turkce/articles/cj5dv8d1pd3o

[i] Alexander Ward “Biden takes advantage of Putin and Xi’s absence on G20’s first day”, Politico, 9.09.2023, https://www.politico.com/news/2023/09/09/biden-takes-putin-xi-g20-00114870; Tom Chodor, “Absent Putin and Ukraine war cast long shadow over G20”, The Economic Times, 7.09.2023, https://economictimes.indiatimes.com/news/international/world-news/absent-putin-and-ukraine-war-cast-long-shadow-over-g20/articleshow/103461337.cms?from=mdr [ii] Nandita Bose, “It is for China to explain Xi's absence from G20 summit, US official says”, Reuters, 9.09.2023, https://www.reuters.com/world/it-is-china-explain-xis-absence-g20-summit-us-official-says-2023-09-09/ [iii] Noemie Bisserbe ,“France Weighs Troop Withdrawal From Niger”, WSJ, 5.09.2023, https://www.wsj.com/world/africa/france-weighs-troop-withdrawal-from-niger-659b39f1; “France withdraws its forces from Mali”, The Economist, 19.02 2022, https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2022/02/19/france-withdraws-its-forces-from-mali

[i] Carien du Plessis, Anait Miridzhanian ve Bhargav Acharya, “BRICS welcomes new members in push to reshuffle world order”, Reuters, 25.08.2023, https://www.reuters.com/world/brics-poised-invite-new-members-join-bloc-sources-2023-08-24/ [ii] “What is BRICS, which countries want to join and why?”, Reuters, 22.08.2022, https://www.reuters.com/world/what-is-brics-who-are-its-members-2023-08-21/ [iii] Grace Yuehan Wang, “Are the BRICS a Bloc? A Group? A Threat? It All Depends on Where You Sit”, LSE, 1.08.2023, https://blogs.lse.ac.uk/internationaldevelopment/2023/08/01/are-the-brics-a-bloc-a-group-a-threat-it-all-depends-on-where-you-sit/ ; “BRICS expansion would be a sign of China’s growing influence, says Oliver Stuenkel”, The Economist, 18.08.2023, https://www.economist.com/by-invitation/2023/08/18/brics-expansion-would-be-a-sign-of-chinas-growing-influence-says-oliver-stuenkel [iv] “The “Quad”: Cooperation Among the United States, Japan, India, and Australia”, Congressional Reseach Service (CRS), 30.01.2023, https://crsreports.congress.gov/product/pdf/IF/IF11678 [v] “BRICS'e kabul edilen petrol devi ülkelerin ekonomik gücü”, Bloomberg HT, 26.08.2023, https://www.bloomberght.com/brics-e-kabul-edilen-petrol-devi-ulkelerin-ekonomik-gucu-2337258 [vi] “BRICS is doubling its membership. Is the bloc a new rival for the G7?”, Atlantic Council, 24.08.2023, https://www.atlanticcouncil.org/blogs/new-atlanticist/experts-react/brics-is-doubling-its-membership-is-the-bloc-a-new-rival-for-the-g7/ [vii] Daron Acemoğlu, “The Wrong BRICS Expansion”, Project Syndicate, 31.08.2023, https://www.project-syndicate.org/commentary/brics-expansion-wrong-for-emerging-economies-by-daron-acemoglu-2023-08?barrier=accesspaylog [viii] “XV BRICS Summit Johannesburg II Declaration”, 23.08.2023, https://brics2023.gov.za/wp-content/uploads/2023/08/Jhb-II-Declaration-24-August-2023-1.pdf

1 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

KÜRESEL ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ SÜRECİNDE SON GELİŞMELER

Ekonominin dijitalleşmesinden kaynaklanan vergi zorlukları, günümüzün başat sorunları arasında yer almaktadır. Diğer yandan, kazançların “vergi cennetlerine” doğru kayması olgusu da, “vergi tabanların

留言


bottom of page