top of page

BORÇLARINI AZALTAMAYAN BİR EKONOMİ MODELİNİN ÇIKMAZI

Güncelleme tarihi: 2 Eki 2023

Merkezi Yönetim Bütçesi (MYB)’nin 2023 yılı ilk 6 aylık sonuçlarını incelediğimiz önceki yazımız bizi, “faiz giderlerindeki çok hızlı artış” ve “kamu borçlanmadaki inanılmaz/önlenemez yükseliş” gerçekleriyle yüzleştirmişti.[i] Bu durumda yeni yazımızı, 2002 yılından bu yana böylesi devasa bir borçlanmaya yol açan ve bugün ülkenin yaşadığı ekonomik krizin ve fakirleşmenin nedenlerine ayırmasak olmazdı.


MYB AÇIĞININ FİNANSE EDİLMESİ

Bilindiği gibi MYB açıklarının finansmanı için kimi zaman vergilerin artırılması, bazen iç ve dış borçlanma, bazen özelleştirme gelirleri, bazen de vergi afları kaynak olarak kullanılmaktadır. Bütçe açıklarının finansmanının en son fakat en çok başvurulan şekli “iç borçlanmadır”. Ancak bu konudaki yaygın uygulamaları iki başlıkta görmekteyiz.

İlki merkez bankası hazineyi finanse etmek için “para arzını arttırır” ki, iktisatçılar buna “açık finansman (deficit financing)” derler. İkinci yol ise “borçlanmak” tır.[ii]

Borçlanabilmek için yurt içinden ya da yurt dışından birilerinin size borç vermeye gönüllü olması gerekir. Eğer bir ülke borcunu ödemekte zorlanıyor; “yüksek enflâsyon” ve “cari açıkla” karşı karşıya ise borç verenler, yeni borç için isteksiz davranırlar.[iii] Bu durumda borç arayan ülke, bu isteksizliğin bedeline yüksek faiz vererek katlanmak zorunda kalır.

Bütçe açığı veren ülke, bir yandan borç bulma çabasına girerken aynı zamanda da bütçe açığını azaltmaya, “kamu harcamalarında tasarruf” etmeye ve” önceliklendirme” konusuna önem vermeğe çalışır. Bunun için “somut eylem plânlarını” yürürlüğe koymak zorunda kalır.

· Küresel Bir Örnek

Küresel ekonominin son 40 yıllık gelişimine baktığımızda ülkelerin, artan “likidite” ve “sermaye hareketleri serbestisi” sayesinde bolca borçlandığını görmekteyiz. Bu bağlamda 2023 yılının ilk çeyreği itibarıyla “küresel borç stokunun” 304.9 trilyon Amerikan Doları ($) olduğunu izlemekteyiz. Bu borcun 204.7 trilyon $’lık kısmı gelişmiş ülkelerin; 100.7 trilyon $’ı ise gelişmekte olan ülkelerindir. Borçlanmada başat konumu 91.9 trilyon $ ile reel sektör çekmekte, bu sektörü 85.7 trilyon sayısıyla devlet (kamu kesimi), 69.8 trilyonla finansal sektör ve 57.6 trilyon ile de hane halkı işgal etmektedir.[iv]


2008’de yaşanan küresel finansal krize baktığımızda, bunun temelinde “aşırı borçlanma” ve “küresel mal ve hizmet seviyesini” katbekat aşan “türev işlemler” olduğunu görmekteyiz. Bankalar ve küresel firmalar borç stokları nedeniyle ya battı ya da hükümetler ve uluslararası finansal kurumlarca kurtarıldı.

2010 yılında IMF denetime giren Yunanistan’da borçlanmanın nedeni olarak emekliler gösterilmişti. Bu kesimin maaşları donduruldu, emekli aylıklarındaki artış oranları azaltıldı. Üstelik bunlar, sol bir hükümet olan Syriza yönetimi uygulamıştır. (Şimdi Türkiye’de bu yaklaşımı sağ bir yönetim yapmaktadır).


Ancak bu modelin de tam başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Yunanistan’ın borç yükü (Borç stoku/GSYH) hâlâ yüzde 175 düzeyinde seyretmektedir. Aslında borç yükü tek başına borçlanma sorunuyla ilgili yeterli bilgiyi vermez; borcun vadesi, iç borç/dış borç oranı, ulusal para ile döviz cinsinden alınan borçların oranı, borcu verenin kimliği (fonlar, hükümetler, bankalar) vb. etmenler de söz konusudur.


Uygulama örneklerine baktığımızda, borçlu ülke eğer borçlarını ödemekte zorlanıyorsa alacaklılar, ekonominin tekrar “borçlanabilir niteliğe” erişmesi için ülkeye daha çok borç verebildiğini izlemekteyiz. Örneğin Yunanistan’ı 2010 yılında borçlarını ödeyebilir hale getirmek için en önemli iki alacaklı ülke, Almanya ve Fransa (toplam borç içerisindeki payları yüzde 60’a yakındı), IMF’yle birlikte Yunanistan’ı batmaktan kurtarmıştı.


CARİ AÇIĞIN DENKLEŞTİRİLMESİ

Bir ülkenin cari açığını/fazlasını hesaplamak için “ödemeler dengesi/cari denge” ve “sermaye hesabına” ihtiyaç duyulmaktadır. Cari dengeyi ise; “mal dengesi”, “hizmetler dengesi”, “yatırım gelirleri dengesi” ve “cari transferler” toplamı oluşturur.

Cari dengeyi oluşturan unsurlarına kısaca değinmemiz halinde, bunun unsurlarını da aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz:


Mal dengesi: Ülkenin ithalat ve ihracatı arasındaki farktır.

Hizmetler dengesi: Sigorta, turizm gibi verilen hizmetler karşılığında alınan döviz ve satılması halinde ödenen döviz farkıdır.

Yatırım dengesi: Doğrudan ya da dolaylı olarak ülkenin yurt dışına yaptığı yatırımların döviz bedeli ile ilgili ülkeye yabancı ülkelerin yaptıkları yatırımların döviz bedeli arasındaki farktır.


Yurt dışında çalışan işçilerin getirdikleri döviz bedeli de cari transfer olarak adlandırılmaktadır.

Sermaye hesabı ise, yabancı ülkelere yapılan özel ve kamu yatırımları veya verilen kredilerle, ülkeye yapılan yabancı yatırımlar veya yurt dışından alınan kredileri gösterir.

Cari dengeyi oluşturan bu unsurların toplamı eğer pozitif ise, bu durum cari fazlanın olduğu; negatif çıkması ise, cari açığın varlığı anlamını taşımaktadır.

Cari açığın denkleştirilmesi bağlamında, gerek dış ticaret gerekse hizmet ve yatırım dengesinde olabilecek değişimler kurumsal önlemlere, konjonktüre ve zamana bağlıdır. Bu durumda, cari hesap açıkları “kısa vadede” genellikle sermaye hesabının yurt dışı krediler kalemiyle denkleştirilir. Yine bu konudaki bir diğer kısa vadeli denkleştirici unsur da, yabancılara yapılan özelleştirme satış gelirleri ve yine yabancılara yapılan taşınır/taşınmaz mal (ülke varlıkları) satışları olmaktadır.


· Net Hata ve Noksan

Ödemeler dengesini oluşturan yukarıda belirttiğimiz dört denge de (+) veya (-) değerli olabilir. “Bilanço denkliği” mantığı gereği bu dört dengenin toplamının sıfıra eşit olması gerekir.

+/- Cari İşlemler Dengesi +/- Sermaye Hesabı +/- Yatırım Hesabı +/- Rezerv Varlıklar = 0

Ancak çeşitli kayıt hataları veya eksiklikleri nedeniyle bu hesapların toplamı uygulamada sıfırdan büyük ya da küçük çıkmaktadır.[v] Bu durumlarda dengeyi sağlayabilmek için ortaya çıkan fark, ters işaretli olarak “net hata ve noksan (NHN)” adı altında yazılır ve böylece ödemeler dengesi aşağıdaki şekli almış olur:

+/- Cari İşlemler Dengesi +/- Sermaye Hesabı +/- Yatırım Hesabı +/- Net Hata ve Noksan +/- Rezerv Varlıklar = 0

Yukarıdaki denklemde NHN (+) ise, ülkeye kaynağı bilinmeyen bir döviz girişi olmuş; (-) ise, ülkeden kaynağı bilinmeyen bir döviz çıkışı olmuş demektir.

NHN kalemi için standart bir miktar ya da orandan söz edilemez. Buna karşılık bu miktarın yüksekliği ve sürekli aynı yönde gelişiyor olması kayıtların, ölçümlerin, hesapların ve anketlerin doğru olmadığı yönünde kuşkuları artırır. 2010 yılından bu yana Türkiye’deki uygulamaya baktığımızda, bu rakamın sürekli ve düzenli olarak arttığını izlemekteyiz: (mia.$) 2011: 12.0; 2012: 0.7; 2013: 0.9; 2015: 9.2; 2016: 10.2; 2018: 22.7; 2021: 8.0; 2022: 24.2 (Cumhuriyet tarihinin rekoru)


· Devasa Net Hata ve Noksana karşın Artan Dış Borçlanma

Aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, Türkiye’de, NHN’ın (+) olduğu yıllarda cari açığı tümüyle kapattığı, 2018 dışında hiç olmamıştır. Bu gözlemden çıkarılacak sonuç, ülkenin genellikle negatif bakiyeye veren cari dengesindeki açık, genelde dış borçlanma ve ülkeye giren sıcak para ile kapatılmaktadır. İşte dış borçlanmanın her yıl düzenli artmasının bir nedeni de, yazımızın sonraki bölümünde de göreceğiniz gibi, 2008’den sonra sürekli artan cari açığın finansmanı sorunsalı olmuştur.



Kaynak: TCMB, Ödemeler Dengesi verileri


TÜRKİYE’NİN SÜREKLİ YÜKSELEN KAMU BORÇ STOKU

Ülkenin kamu borç stoku, Cumhuriyetin 79ncu yılında (2002) 258.9 mia. TL iken, son 20 yılda şaha kalkarak, 2023 yılı Haziran ayı itibarıyla 5.6 trilyon TL’ye erişmiştir. Bir başka anlatımla, son iki yılda borç stoku, aşağıdaki “AB Tanımlı Toplam Borç Stoku Grafiği (milyon TL)”nde görüleceği gibi ikiye katlanmıştır.




Kaynak: Hazine ve Maliye Bakanlığı veri tabanı

Grafiğin ve gerisindeki detayın incelenmesinde yapılabilecek çıkarımları aşağıda özetlemeye çalıştık:


- Borçlanmanın en hızlı arttığı dönem, 2017 yılı Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi sonrasında 2020’den bu yana uygulanan, temelinde “faiz neden enflâsyon sonuç” şeklindeki ve iktisat kuramında yeri olmayan “yanlış” para politikası.[i]

- Devamlı gönderme yapılan 2002 krizinde Türkiye’nin “toplam dış borç stoku” 113 mia.$ dı. Bugün gelinen noktada bu stok 475 mia. $’ düzeyindedir. Diğer yandan 2001’de bu borcun yüzde 14’ü kısa vadeliyken şimdi bu oran yüzde 33,6’ya yükselmiştir.

- Kamu net borç stoku, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçildiği 2017 yılında 255 mia. TL iken 2023 Haziran ayında 2.934 mia.TL oldu. Yani kamu net borcu 5 yılda 11 kat artmıştır.

- Bu arada ülkenin toplam borcunun yapısı da değişti. 2023 Haziran ayı itibarıyla kamu borç stokunun yüzde 54’ü döviz cinsine dönüşmüştür. Bu borcun vadesi de kısa olunca döviz kuru artışları karşısında ülke savunmasız hale düşmüştür.

- İç borç stokunun yüzde 76,3’ü bankaların elindedir. Bunda kamu bankalarının payı yüzde 38,3 olup bu ağırlık, kamu bankalarının bilançolarında “nitelik bozulması” şeklinde yansımaktadır.


Grafiğin hatırlattığı yukarıda özetlediğimiz gerçeklerin yanında aktarmamız gereken bir diğer olgu da, Türkiye’nin bu aralar yana yakıla borç arama durumudur. Öyle ki, son Cumhurbaşkanlığı Kabinesine üye seçiminde bile bu husus önemli rol oynamıştır. Bu durumun nedeni de, borç ödeme takviminde vadesi gelen borçlardır. Dış borçlanmada vadenin kısalması ülkeyi, yaşamakta olduğumuz “borç ödeyememe” noktasına taşıdı.


NİÇİN BU KADAR BÜYÜK KAMU BORÇLANMASI YAPILDI?

Yanıtı tersten giderek yapmaya çalışırsak, yol, köprü, havalimanı, şehir hastaneleri gibi büyük projelerin “yap-işlet- devret”, daha doğrusu KÖİ[ii] yöntemiyle yapıldığını biliyoruz.[iii]

Keza 2002 öncesinde, 79 yıldaki borçlanma tutarı olan 258 milyar TL’yle yapılan kamu varlıklarının önemli bir kısmının da ( yüzlerce fabrika, arazi, kamu tesisi) 70 mia.$’a özelleştirildiği ve bunun da 2002 sonrasında harcandığı da bildiğimiz bir diğer gerçektir.

2003-2023 döneminde inanılmaz bir borçlanmaya gidildi. 2002 yılında Cumhuriyet’in 79. yılıydı, gelip geçen 79 yılda onlarca hükümetin yaptığı toplam kamu borcu 258.9 mia. TL idi. Aradan geçen 22 yılda kamu borç stoku 5.358 mia.TL artarak 5.617 mia.TL’ye ulaştı.

Ülkenin 2002-2023 yılları arasındaki 22 yıldaki “kamu borçlanmasını, (mio. TL) olarak aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.



Görüldüğü gibi son 22 yılda 2.985 mia.ı anapara ve 1.460 mia.ı faiz olmak üzere toplam 4.446 mia.TL borç geri ödemesi yapılmasına karşın geriye, sadece ana parası 5.617 mia .TL olan borç bulunmaktadır. Üstelik bu borcun ortalama vadesi 20-30 yıl değil, 5,7 yıl olarak hesaplanmaktadır.



Türkiye’nin 2002-2023 yılları arasındaki “kamu borç servisini” (bin TL) aşağıdaki tabloda topluca görebiliriz.


Kaynak: TC Hazine ve Maliye Bakanlığı veri tabanı

Türkiye’nin son 22 yılda bu kadar hızlı ve büyük tutarda borçlanmasının gerisinde yatan başat nedenleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

- Bu ülkede yaşayanlar yıllar boyunca borçtan çok çekmiştir. Türkiye önce Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödedi. Bu ödeme 1954’e kadar sürdü. Sonra her yaşanan döviz krizinde IMF’ye başvurdu ve çeşitli programları uygulamak zorunda kaldı. Son yaşanan krizde ise, inat uğruna IMF’e gitmemeyi tercih etti. Ancak bu kararının bedelini de, IMF faizinden daha yüksek faiz oranıyla borçlanmak zorunda kalarak ve ülke dengelerini bozarak ağır ödemek zorunda kaldı.[i]

- MYB sürekli açık verdi; borç geri ödemesi genellikle yeni borç ile yapıldı; sonunda borçların önemli bir kısmı anapara ve faiz ödemlerine gitti. 22 yılda alınan borçlar için ödenen faiz 1.460 mia. TL’nı buldu.

- AKP’nin oluşturduğu Hükümet (2017 yılından bu yana sadece Cumhurbaşkanı diye okuyun), bir taraftan dış ticarete konu olmayan inşaat sektörünü teşvik ederken diğer taraftan kendisi de yeni binalar yaparak bu sektöre destek verdi. Adliye sarayları, bakanlık binaları vb. inşa ettirerek bu sektöre kaynak aktarırken, 20 yılda tek sanayi işletmesi kurmadı, tam aksine elden çıkardı. Halbuki sanayi sektörü, özellikle yeni teknolojiler içeren katma değeri yüksek dallarda, bir süre içinde kendini amorti ettiği gibi, ekonomik ömrü boyunca bazı yenilemelerle, hem istihdam hem de kâr ve vergi yoluyla ulusal gelirin artmasına, yani borçlanma yapmaksızın kaynak yaratmaya katkıda bulunurdu.

- Bütçe içerisinde cari transferlerin payı yüzde 40’ın üstüne çıktı. Bu kalemin içinde KİT zararları, SGK zararları, sosyal yardımlar ve mültecilere yapılan sağlık ve diğer harcamalar da bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı, seçim sonrası uygulamaya başladığı ekonomi programında sadece bu kalemdeki “emekli maaşlarını” krizin nedeni olarak değerlendirdi.

- Kamu kesimi borçlanma maliyeti özellikle, 2017 Anayasa oylaması sonrası siyasal rejimin değişmesiyle hızla arttı. 2018’de iç ve dış borç için 68,6 mia. TL faiz ödenirken, 2022 yılına gelindiğinde faiz ödemesi yüzde 400 artarak 275 mia. TL’ye yükseldi.[ii] Sadece 2023’ün ilk altı ayındaki ödemelerin, iç borçlanma faizi için 179 mia., anapara için 121 mia. TL olduğu düşünüldüğünde konunun endişe veren boyutu daha iyi anlaşılır.


SONUÇ YERİNE

MYB sürekli açık vermesi; borç geri ödemesi genellikle yeni borç ile yapılması, sonunda yeni borçların önemli bir kısmı anapara ve faiz ödemlerinde kullanılması; bu kadar borçlanmaya rağmen kamu borç stokunun hâlâ 5.6 trilyon TL’de kalması, bu borcun ortalama vadesinin 5,7 yıl olması ve giderek çok hızlı artan “kamu finansman maliyeti” bir ülke için oldukça tehlikeli ve zor bir süreci işaret etmektedir.

Diğer taraftan tüm bu gelişmeler, mevcut politikalarla Türkiye’de düşük ve orta gelirli sınıfın yakın dönemde (5-10 yıl) ayakta kalmasının oldukça zor olacağını göstermektedir. Bu durumda “gelir ve servet dağılımının" daha da kötüleşmesi güçlü bir olasılıktır. Bu da istikrarlı ve etkin bir “efektif talebin” olmayacağı ve “stagflâsyon krizini” bekleyenlerin haksız çıkmayacağı anlamına gelmektedir.


Tersine bir gelişme mümkün mü? Elbette mümkün. Bunun da yolu “akılcı maliye politikasından” geçmektedir. Bu politika ki, tüm ekonomik sıkıntıları toplumun tüm kesimlerine “maktu bir eşitlikle” değil, “taşıyabilecekleri bir oran ile paylaştırılması ve gelir transferine yol açan KKM uygulamasından vaz geçilmesiyle sıkı bağlantılıdır.

Keza, iktisat bilmeden çok konuşanların ağızlarına sakız ettikleri “politika faiz oranıyla” kısa vadeli çözüm çözümler bulanabilir. Tüm bu öneriler vergi, harcama ve borçlanma politikasını değiştirmeyi ve belli kesimleri (çeşitli nedenlerle) desteklemekten ve yönetime ortak etmekten vaz geçmeyi gerektirir. Bu da “mevcut siyasal sistemle” çok zor görülüyor.

[i] Belki, IMF’in ülkede 2002 yılında kurduğu kurumlar ve kuralların rafa kaldırılması, TÜİK’in açıkladığı istatistikler ve özellikle kamu ihaleleri konuları yeni bir stand-by’ı engelleyecekti. Belki de ülke yönetimi, bu konuların açığa çıkmasından çekindi. [ii] “2022 Yılı Bütçe Uygulaması ve Sonuçları”, Anka Enst., 23.01.2023, http://ankaenstitusu.com/2022-butce-uygulamasi-ve-sonuclari/

[i] Rusya Merkez Bankası, enflâsyonda artış eğilimini (%4,3) gördüğü anda politika faizini %8,5’da %12’ye yükseltti. Enflâsyondaki artışı, ilk anda faizi artırıp durdurmazsanız, sonrasında faizi daha fazla artırıp, çok ağır maliyetlere katlanmanız gerekir. Ülkemiz şimdilerde bu durumda. [ii] Kamu-özel sektör işbirliği [iii] Bu projeler için yüklenicinin temin ettiği kredilere verilen “Hazine garantileri” ve yine bu projeler için kamunun üstlendiği “kullanıcı garantisi” hakkında bilgi sahibi olamadığımız için, bunlar hakkında yorum yapamamaktayız.


[i] “Mevcut Döviz Krizi “Kamu Maliyesi Krizine mi Evriliyor?”, Anka Enstitüsü, 30.07.2023, http://ankaenstitusu.com/mevcut-doviz-krizi-kamu-maliyesi-krizine-mi-evriliyor/ [ii] Açık finansman devletin, gelirlerin­den daha fazla bir tutarı harcamasıdır. Ortaya çıkan bütçe açığı, iç borçlanma ile kapatıldığında iç borç yükü artar. Dolaşımdaki para miktarı artırıldığında ise enflâsyon yükselebilir. Ekonominin durgunluğa girdiği bir dönemde açığa dayalı harcamalar, ekonomiyi canlandırabilir. Ancak açığa dayalı harcamalar geçici olmaktan çıkar da sürekli uygulanırsa, iç borçlanma toplamı ve kredi kullanımında faiz oranları yükselir. Bu yükseliş ekonomiyi tekrar durgunluğa sürükleyebilir. [iii] Bu gönülsüzlüğün en önemli somut parametresi de Kredi Risk Primi (CDS) sayısıdır. Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS'leri, genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş olmaktadır. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, ülkenin makroekonomik koşullarını inceleyerek belirlemektedir. [iv] “Global Debt Monitor: Cracks in the Foundation”, IIF, 17.05.2023, https://www.iif.com/Publications/publications-filter/c/Global%20Debt%20Monitor [v] Net hata ve noksan kaleminin oluşmasının nedenleri arasında şunları sayabiliriz: (1) Zaman uyumsuzlukları (İhraç edilmiş malın gidiş tarihiyle ihraç edilen mal karşılığında alınacak paranın gelişinin farklı dönemlerde olması gibi.) (2) Beyan yanlışlıkları veya hataları (Gümrük beyanlarındaki eksikler ya da yanlışlar gibi.) (3) Kayıt dışılıklar (Gelirlerin kayda girmemesi ya da finansmanın kayıt dışı olarak gerçekleştirilmesi gibi.) (4) Anketlerdeki ölçüm hataları (Turizm gelirlerinin belirlenmesinde uygulanan anketlerin gerçeği tam olarak yansıtamaması gibi.) [vi] “DIŞ TİCARET VE CARİ AÇIĞI COŞTURAN YEP; GİZEMLİ GİRİŞLER EKONOMİSİ”, Anka Enst., 28.10.2022, http://ankaenstitusu.com/dis-ticaret-ve-cari-acigi-costuran-yep-gizemli-girisler-ekonomisi/

2 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

KÜRESEL ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ SÜRECİNDE SON GELİŞMELER

Ekonominin dijitalleşmesinden kaynaklanan vergi zorlukları, günümüzün başat sorunları arasında yer almaktadır. Diğer yandan, kazançların “vergi cennetlerine” doğru kayması olgusu da, “vergi tabanların

Comments


bottom of page