top of page

Büyük çöküşe doğru

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ikinci çeyrek ülkenin gayrisafi yurt içi hâsıla (GSYH) verilerini dün açıkladı. Açıklamaya göre 2019 yılı ikinci çeyrek GSYH, zincirlenmiş hacim endeksi olarak (2009=100), bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 1,5 oranında azaldı.

İkinci çeyrek için, iç talepteki yavaşlama ve yatırımlardaki zayıf seyrin etkisiyle GSYH’da yüzde 2 küçülme beklenmekteydi. Beklentilerin bir miktar altında gerçekleşen küçülmenin yanında ekonominin, birinci çeyreğe göre de yüzde 1,2 oranında büyüdüğü (!) görüldü.

BÜYÜME SAYILARINDAN SATIR BAŞLARI

Geçen yılın son çeyreğinde küçülmeye (yüzde 3) başlayan Türkiye ekonomisi, bu yılın ilk çeyreğindeki yüzde 2,6 sayısındaki küçülmeden sonra, ikinci çeyrekte de yüzde 1,5 oranında daraldı.

GSYH’yı oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2019 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre tarım sektörünün toplam katma değeri yüzde 3,4 oranında arttı; sanayi sektörü yüzde 2,7 ve inşaat sektörü yüzde 12,7 sayılarında azaldı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri de yüzde 0,3 oranında küçüldü.

En yüksek daralmanın gözlendiği inşaat sektörünün ekonomiye negatif katkısının yüzde 1 olduğu hesaplanmaktadır. Reel ekonomi ve istihdama yönelik önemli işaretler veren “imalât sanayiinin” küçülmesinin sürdüğü görülmüştür. Dokuz aydır küçülen imalât sanayiindeki küçülme, ikinci çeyrekte de yüzde 3,3 oranında gerçekleşmiştir.

Tarım sektörünü oluşturan çiftçilik ve hayvancılık, ormancılık ve balıkçılık alt verileri yayımlanmadığı için, bu sektördeki yüzde 3,4 oranındaki büyümenin nereden kaynaklandığı anlaşılmamaktadır.

Ulusal gelirin oluşumuna “harcamalar” yönünden baktığımızda, bu dönemde geliri düşen “hane halkının” tüketim harcamalarının yüzde 1,1 oranında azalmış olduğu görülmektedir. Bu düşüşün birinci çeyrekte yüzde 4,8 sayısında olduğu dikkate alındığında, yüzde 1,1 oranına “inen düşüşün”, bu dönemdeki küçülmeyi azaltan etkenlerden biri olduğu (GSYH’nın yaklaşık yüzde 58’i yurttaş ve özel sektörün tüketim harcamalarından oluşmaktadır) ortaya çıkmaktadır.

Geçen yılın son çeyreği ile bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 8,6’şar azalma gösteren “sanayideki makine ve teçhizat yatırımları”, ikinci çeyrekte de yüzde 16,5 gibi çok büyük oranda gerilemiştir.

Bu bağlamda, seçimlerin de etkisiyle devletin yüzde 3,3 oranında artmış olan tüketim harcamalarının, bu dönemde ülke büyümesinin daha fazla düşmesini engelleyen faktörlerden biri olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

ULUSAL VE KİŞİ BAŞI GELİRDE ERİME

Amerikan Doları ($) cinsinden kişi başına gelirdeki (GSYH) hızlı düşüş, 2019’un ikinci üç aylık döneminde de sürdürdü. Son rakamlara göre GSYH 722.2 milyar $’a geriledi. 2018 sonunda 789 milyar $ olan GSYH, bu yılın ikinci üç ayında 722 milyar dolara kadar indi. Söz konusu sayı, 2008’deki 777 milyar $ tutarındaki GSYH’ın da altındadır. Türkiye ekonomisi 2015’in ilk 6 ayında 413 milyar $ katma değer üretirken, bu yılın ilk altı ayda 346 milyar $’a gerilemiş olmaktadır.

En son 82 milyon kişi olarak açıklanan toplam nüfusa göre hesaplanan kişi başına gelir de 8 bin 806 $’a indi. Bu rakamların bir diğer anlamı, son altı ayda kişilerin 887 $ fakirleştikleri; yine “$ bazında kişi başı refahın” 10 yıl gerileyerek, 2009 yılının gerisine düşmüş olduğu gerçeğidir.

SLUMPFLÂSYON GERÇEĞİ

Türkiye, daha önce de belirttiğimiz gibi,* 2018 yılının son çeyreğinde ortaya çıkan ortalama yüzde 22,4 enflasyon ve yüzde 3 ekonomik küçülmeyle, ve sonrasındaki 2019 I. ve II. çeyrek ekonomik daralma ( sırasıyla yüzde 2,6 ve 1,5 oranlarında) sonucu “slumpflâsyona” girmiş durumdadır. Bilindiği gibi slumpflâsyon, enflâsyonla birlikte küçülmenin bir arada yaşanması durumu olup, maalesef yerel seçimler nedeniyle ekonomi yönetimi bu konuyla yeterince ilgilenmemişti.

Son 1,5 yılın çeyrekleri bazında büyüme ve enflâsyon oranlarına göre hazırlanmış aşağıdaki grafik, ülkenin 2018 yılının son çeyreğinden bu yana (9 aydır) slumpflâsyonu, yani yüksek enflasyon ve küçülmeyi bir arada yaşadığını göstermektedir.



Baş etme yönünden ekonomik krizlerin en zoru stumpflâsyondur. Çünkü burada bir yandan enflâsyonu düşürmeye uğraşırken, bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdurmaya, sonra da büyümeye çevirmeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir. Makroekonomik hedeflerin ve politika araçlarının birbiriyle çelişkisi en fazla burada ortaya çıkmaktadır. Bir taraftan enflâsyonu düşürmek, diğer yandan ekonomik büyümeye geçmek, öte yandan işsizlik artışını engelleyip istihdamı artırabilmek birbiriyle çelişen hedefler olduğundan, bu üç parametreyi birlikte yönetmek oldukça zordur.

ÖNCEKİ VERİLERDE REVİZYON

TÜİK, yukarıda belirttiğimiz son ulusal gelir verileriyle birlikte, geçmiş beş dönemin GSYH verilerini de “yukarı doğru” revize etti. Kurum, 2018’in 2’nci çeyrek büyümesini yüzde 5,3’ten 5,6’ya, 3’cü çeyrek büyümesini yüzde 1,8’den 2,3’e, 4’ncü çeyrek küçülmesini yüzde -3’ten -2,8’e ve 2019’un ilk çeyrek küçülmesini de -2,6’dan -2,4’e yükseltti.

Böylece yüzde 2,6 olarak açıklanan 2018 büyüme oranı, yüzde 0,2 puan artarak 2,8’e çıkmış oldu. Sonuçta 2018 GSYH’da 784 milyar $’dan 789 milyar $’a; kişi başı ulusal gelir de 9.632 $’dan 9.693 $’a artmış oldu.

Yukardaki düzeltmelerden sonra Yeni Ekonomi Programındaki 2019 yıllık ortalama büyüme tahmini olan yüzde 2,3’ün gerçekleştirilmesi olanaksız hâle geldi. Şöyle ki, yıllık yüzde 2,3 ortalamasını tutturmak için ekonominin, yılın ikinci yarısında yüzde 6,5 civarında bir büyüme performansı göstermesi gerekmektedir ki, bu da imkânsız bir durumdur.

SONUÇ YERİNE

Türkiye’nin 2018 birinci çeyrekte yüzde 7.4 olan büyüme verisinden bu yana sayılar, her çeyrek aşağıya inmektedir. Geçmiş dönemlerde yüzde 5’in üzerinde büyüme performansı gösteren ülkede, TL’nın geçen yıl yüzde 30’un üzerinde değer kaybetmesiyle, enflâsyon ve faizler yükselmişti. Ülke ekonomisinin durgunluğa girmesiyle de iç talep sert bir şekilde gerilemişti.

Son açıklanan verilerle Türkiye’nin, GSYH olarak 2008 yılının, kişi başı ulusal gelir olarak da 2009 yılının gerisine düştüğü anlaşılmaktadır.

Enflâsyon ile birlikte son üç çeyrektir yaşanan ekonomik küçülme, ekonomideki stugflâsyonu teyit etmektedir. Mevcut koşullar altında enflâsyon, ekonomik daralma ve işsizlik sarmalından çıkış için bir ışık “şimdilik” görülmemektedir.

Ülkedeki dolarizasyon, iç tasarruf yetersizliği ve daha önce belirttiğimiz nedenlerle,** kamu bankalarındaki zorlama dışında özel bankalarda kredi artışının çok zor olması dikkate alındığında, gerekli idari kurumsallaşma sağlanıp, iç siyasette demokratikleşme ve kuvvetler ayrılığı, yargı sisteminde yapılacak düzenlemeyle hukukun üstünlüğü sağlanarak temin edilecek uzun vadeli dış kaynak dışında başka bir “büyüme seçeneği”, görünürde bulunmamaktadır.

(*): http://soyledik.com/tr/makale/7797/ocak-ayi-enflasyonu-eflasyon-raporu-ve-slumpflasyon-olasiligi–ersin-dedekoca.html; https://www.aydinlik.com.tr/ekonomik-kuculme-ve-slumpflasyona-giris-ersin-dedekoca-kose-yazilari-mart-2019

(**): https://www.aydinlik.com.tr/durgunlugu-asmak-ugruna-yapilan-zorlamalar-ersin-dedekoca-kose-yazilari-agustos-2019

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

2021 yılında 46 milyar Amerikan Doları ($) olan “dış ticaret açığı (DTA)”, 2022 Ağustos itibariyle (yıllıklandırılmış olarak) yüzde 88 artışla 88.6 milyar $’a fırlamıştır. Yeni açıklanan “2023- 2025 d

Türkiye Hazinesi görülmemiş bir hız ile borçlanırken, son 3 yıldır sadece yurt dışı piyasalardan değil, “yurt içi piyasalardan da döviz ve altın” cinsi borçlanmayı çok artırdı. Bunun sonucunda” iç bor

bottom of page